|
|
 |
| |
  
Tatsız gelişmeler
"Niyet Mektubunun" geçen hafta onaylanmasından sonraki ilk ihaleyi Hazine Salı günü açtı. 3.1 katrilyon TL toplamayı planlıyordu. Altı ve on aylık vadeler öneriyordu. Talep öngörülenin çok altında çıktı. Dikkatinizi çekerim. Programın resmiyet kazanmasından sonraki ilk ihale başarısız sonuçlanıyor. Üstelik dış desteğin ilk taksidi de Türkiye'ye önenmiş. Ekonomide taşlar yerine oturmaya başlamış. Tam tersini beklemez miydiniz? Daha program kesinleşmeden Hazine rahatça borçlanıyordu. Faizler hızla düşüyordu. Onaydan ve dış desteğin kasaya girmesinden sonra bu eğilimin daha da güçlenmesi gerekmez miydi? Olmadı. Bu durumu çok ilginç buluyoruz. Program metinlerinde para politikası bölümünü okuduktan sonra biraz tedirgin olmuştuk. Yapılan açıklamalar ve piyasa oyuncularının tepkisi bu duygumuzu pekiştirmişti. Geçen hafta Perşembe günü İstanbul'da iki ünlü Amerikalı iktisatçının da katıldığı bir toplantıda bunu belirttik. Elimizde daha uygulama sonuçları yoktu. Ama piyasalara yanlış sinyaller verildiğini anlattık. Konu fevkalade önemlidir. Önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı şekilde tartışılacaktır. Bazı temel unsurlarını açmak istiyoruz.
Para politikası sorunları
Okuyucularımız biliyor. Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının başında TL'nin "dandik para" haline getirilmesini görüyoruz. Her fırsatta bunu ifade ediyoruz. Dolayısıyla para politikasını çok önemsiyoruz. Ekonomiyi Kasım ve oradan Şubat krizlerine götüren süreçte de para politikası hatalarının özel bir yeri vardır. Yanlışların Merkez Bankası yada IMF'den kaynaklanması ikincildir. Mühim olan sonuçtur. Yeni rejimde para politikası daha da hayati bir role sahiptir. Çünkü Merkez Bankasının hareket alanı eskisine göre çok genişlemiştir. Kur çapası terkedilmiştir. Para arzı üstündeki sıkı tahditler kaldırılmıştır. Buna karşılık, yeni programda para politikasının hedef ve araçları muğlaktır. Örneğin maliye politikası öyle değildir. Harcamalar, vergi gelirleri, faiz öncesi fazla, bütçe dışı dengesi için getirilen hedef ve araçlar hiç bir şüpheye yer vermeyecek kadar nettir. Neden böyle? Çünkü programın kısa ve orta vade hedefler açısından anlaşılabilir bir açmazı vardır. Kısa dönemde öncelikli amaç kamunun borç sarmalını kırmaktır. Bu ise TL faizlerinde istikrar ve hızlı düşüş gerektirmektir. Buna karşılık orta vadede amaç enflasyonla mücadele etmektir. İki aracı olacaktır. Bir: şu yada bu şekilde bir nominal çapa bulunmalıdır. "Enflasyon hedeflemesi" bunu sağlayacaktır. İki: iç talebin kontrol edilmesi için reel TL faizleri yükseltilmelidir. Geri planda ise döviz kurunun serbest bırakılması yatmaktadır. Türkiye buna alışık değildir. Piyasa aktörleri bir an önce eski sisteme geri dönülmesini arzulamaktadır.
Faiz ve kur
İhalenin sorunu burada yatmaktadır. Eğer Merkez Bankasının eğilimi kurları denetim altında tutmaksa, TL faizlerini bu amaçla kullanmak zorundadır. Demek ki ileride faizlerde dalgalanma artacaktır. Krizler bankacılık kesimine faiz volatilitesinin risklerini öğretti. Ortalama mevduat vadesi üstündeki vadelerin başa bela olduğunu birinci elden yaşadılar. Demirbank'ın nasıl battığını kolay unutmayacaklar. Maalesef Merkez Bankası piyasalara bu sinyali yollamıştır. Nasıl? Geçen Perşembe günü kurun 1.1 milyonun altına düşme eğilimi belirince döviz satın alarak. Mali piyasalar anlamını hemen okudu. Para otoritesi döviz kurunda istikrarı faiz düşüş ve istikrarından daha öncelikli kabul etmektedir. Ciddi bir hata yapıldığı kanısındayız. Para otoritesinden gelen yanlış sinyallerin düzeltilmesi ekonomi yönetiminin gündemindeki en önemli konudur. Aksi takdirde borç sarmalını kırmak zorlaşacak, programın başarısı riske atılacaktır. Uyarıyoruz.
|
|
 |
|