  
Kıymetini bilmek
Şirazlı Sadi, 700 yıl önce yazdığı Gülistan'da "insana dair" hikâyeler anlatır. Felsefi derinlik ve ince mizahla örülü, sonlarında bir dersle beslenmiş bu hikâyeler, yüzyıllardır sözle ve yazıyla aktarılagelmektedir.
Gülistan'ın "Dervişlerin ahlâkı" bölümünde insanın insan olma erdemleri, özellikle "güçlüler"in yanlışları üzerinden anlatılır.
Tavusun ayağı
"Bir büyüğü bir mecliste mütemadiyen methediyorlar, güzel vasıflarını haddinden ziyade büyütüyorlardı.
O büyük zat başını kaldırdı ve şöyle dedi:
- Kendimin ne adam olduğunu ben bilirim. Ey benim güzel sıfatlarımı sayıp döken kimse; yeter, beni çok incittin. Görünüşüm öyledir, fakat iç yüzümü bilemezsin. Şahsım herkesin gözünde güzel görünüşlüdür; fakat içimin fenalığından utanıyor, başımı kaldıramıyorum.
Herkes tavuskuşunu güzel nakışlı tüyü tüsü sebebiyle över. O ise ayağının çirkinliğinden dolayı herkesten utanır."
Fitne koparan doğru
"Bir padişah bir masumun öldürülmesini emretmiş. Zavallı, canından umut kesince kendi diliyle padişaha sövüp saymaya, fena sözler söylemeye başlamış.
'Alimler derler ki: Her kim canından el yursa, gönlünde olanı söyler. Zaruret vaktinde kaçmaya imkân kalmayınca, el keskin kılıcın ucunu tutar. Mağlup kedi köpeğe hücum ettiği gibi insan da yeise düşünce ağzına geleni söyler.'
Padişah esirin söylendiğini duyunca 'Bu ne söylüyor' diye sormuş.
İyi huylu vezirlerden birisi, 'Cennet, öfkesini tutabilenler, suçundan vazgeçen suçlular için hazırlanmıştır diyor' demiş. Bunun üzerine padişah acımış, mahpusun kanının sevdasından vazgeçmiş, affetmiş.
Birinci vezirin zıddı başka bir vezir işe karışmış ve 'Bizim gibilere padişah huzurunda yalan söylemek yakışmaz. Padişahım, o size sövdü, fena sözler söyledi' demiş.
Bu ikinci vezirin sözüne padişahın canı sıkılmış: 'Bana onun yalanı senin doğru sözünden daha makbul geldi. Çünkü onun sözü iyiliğe yönelik idi, seninki ise kötülüğe...'
'Alimler derler ki: İş bitiren yalan fitne koparan doğrudan iyidir. Her kim ki, padişah onun sözünü dinler, dediğini yaparsa, o adam iyilikten başka bir şey söylemesin. Söylecek olursa, ona yazıklar olsun."
Kıymet bilmek
"Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi.
Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı, 'Müsaade buyurursanız ben onu sustururum' dedi. Padişah da 'Lütfetmiş olursunuz' dedi.
Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.
Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, 'Bu işte hikmet nedir' diye sordu.
Yaşlı adam cevap verdi: 'Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felâkete duçar olmayan kimse, huzurun kıymetini bilemez."
|