Geçen akşam Ahmet Altan, son günlerin en yaygın fıkrasını anlattı. Horoza sormuşlar:
- Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?
Horoz:
- Ben, demiş, sadece biner beceririm, polemik yapmam.
Siz artık bu fıkrayı kime isterseniz yakıştırınız.
İster Kemal Derviş'e; ister ĞBaşbakanınki de dahil- telefonları dinleyenlere; ister DGM savcılarına; ister parti liderlerine...
Hatta isterseniz, kazak kocalara bile..
Bazı iktidar siyasetçilerinin, Devlet kasasından sürdürdükleri bol keseden ihsan ve atama uygulamaları için de, şu fıkrayı anlatıyorlar:
Sonradan görme bir maganda, pahalı lokantalardan birine gidip bir masaya kurulmuş..
Az sonra masanın üstündeki cep telefonu çalmış. Cilveli bir kadın sesi:
- Ah tatlım, diyormuş; üstü açık son model mavi bir Mercedes gördüm. Biliyorsun, benim araba çok eskidi, üç yıllık. N'olur alayım mı onu?
Maganda:
- Al, demiş.
Kapatmış telefonu.
Bir süre sonra telefon tekrar çalmış. Aynı cilveli kadın sesi:
- Aldım arabayı, demiş; harika bir şey... Ancak gece çıkarken böyle bir arabayla benim astragan kap uyuşmuyor. Mavi tilkiden çok cici bir şey gördüm, n'olur alayım mı onu da?
Maganda:
- Al, demiş.
Kapatmış telefonu.
Ve bir süre sonra yine telefon çalmış. Aynı cilveli ses:
- Aşkım benim, demiş. Kürkü alırken, gözüm yandaki kuyumcunun vitrinine takıldı. İçi siyah bir mahfazanın açık kapağı üstüne bir soliter oturtmuşlar... Başka hiç bir şey yok vitrinde. Yeni bir araba, yeni bir mavi tilki... Bir de o soliteri taksam parmağıma.... N'olur hadi kırma beni, alayım mı onu da?
Maganda:
- Al, demiş.
Kapatmış telefonu..
Sonra az uzaktaki garsona doğru kolunu kaldırmış:
- Hey tosun, baksana buraya, demiş; kimin şu telefon; masadaki?..
Ekonomik krizle ilgili olarak da, iktidar siyasetçileri için şu fıkra anlatılıyor:
Adamın biri yerde büyükçe bir şey görmüş. Merak etmiş ne olduğunu. Eğilerek parmağıyla bir parça alıp diline değdirmiş:
- Hay Allah demiş; bokmuş. İyi ki baktım tadına. Yoksa az daha üstüne basacaktım.
Bir cafe-bar... Orta yaşlı bir müşteri... Garson gelmiş yanına:
- Emriniz, demiş.
- Bir votka rica ediyorum, ama limonsuz olsun...
Az sonra garson yine gelmiş yanına:
- Afedersiniz, demiş, limon hiç kalmamış. Acaba votkanız portakalsız olsa, olmaz mı?
Kemal Derviş:
- Ben, öyle bir ekonomi istiyorum ki, borçsuz olsun, dedikçe..
Karşısındaki bürokrat:
- Efendim, diyormuş, hiç borç bulamıyoruz. Acaba istediğiniz ekonomi, parasız olsa, olmaz mı?