  
Televizyon baskını
Olay cuma gecesi Türkiye'de, Sakarya'da meydana geldi. Yerel bir televizyon kanalı basıldı, insanlar hastanelik edildi.
Olayın özeti şudur: Televizyonda bir tartışma programı yapılmaktadır. Konuşmacılardan birinin Abdullah Çatlı ile ilgili olarak söylediği söze kızan ülkücü bir grup, yayın sürerken stüdyoyu basar, etrafı dağıtır, konuşmacıyı öldüresiye döver. Olaylar yayın sırasında cereyan etmesine rağmen polis gelmez. Öfkeli grup daha sonra sokağa çıkar, yaralıyı ziyarete gitmekte olan CHP il başkanını da döver, oğlunu bıçaklar. Saldırganların otuz kişi olduğunu herkes görür, ancak daha sonra yakalanan sadece 2 kişidir.
Ülkücü grubu kızdıran sözün hiçbir önemi yok. Çünkü hiçbir gerekçeyle, hiç kimse bir televizyon kanalını basarak insan dövemez. Bu saldırganlığın hiçbir gerekçesi olamaz.
Olaydan bir gün sonra basılan televizyon kanalının yöneticisinin şu sözü de bütün ülkemiz adına yürek burkucudur: "Şikâyetçi olmayı düşünmüyoruz, çünkü onlar da bu ülkenin çocukları."
Medya sahip çıkmazsa
Bu olayın bir medya boyutu var, önce onu söylemek zorundayız.
Bir televizyon kanalının basılması, insanların dövülmesi, yetkililerin bu olaya seyirci kalması, yazılı ve görsel medyamızda ünlü bir şarkıcımızın son aşkı kadar ilgi görmemiştir.
Saldırı bir televizyon kanalına, medyaya yöneliktir ve olay medyada ancak iç sayfalarda küçük ya da televizyon haberlerinin sonunda kısaca yer alabilecek kadar önemli bulunmuştur.
Medya kendine sahip çıkmamış, olayın ciddiyetini aktarmamıştır. Medya kendi yayın özgürlüğü ve hakkına sahip çıkmadığı zaman da herhangi bir şeye kızan, başka medya kuruluşlarına da saldırabilir.
Bazı televizyon ekranlarına görüntüler de yansıdı: Olay sürüyor, canlı yayında neler olduğu en azından anlaşılıyor ve güvenlik güçleri gelmiyor.
O zaman Sakarya'daki televizyon yöneticisinin "şikâyetçi olmaması"na anlayış göstermek zorundayız. Medya, medyaya sahip çıkmıyor; polis gelmiyor, saldırganlar yakalanmıyor... Kendi güvenliğinin sağlanamadığını gören, sonradan sağlanacağından da kuşku duyan bir insan nasıl şikâyetçi olacaktır?
Herhalde bu olayı duyar duymaz, eski gazeteci Başbakan hemen İçişleri Bakanı'nı aramış ve "Bir televizyona baskın yapılması çok önemli olaydır, üzerine büyük titizlikle gitmenizi rica ederim" demiştir...
Hukuk devleti?!
Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne üye yapmakla görevli Başbakan Yardımcısı da 'Bakanı'nı aramış ve "Bu, telefon dinlemeler kadar ciddi bir olaydır, gereken herşey yapılmalıdır" demiştir...
Diğer Başbakan Yardımcısı da Bakan'ı aramış ve "Saldırganların ülkücü olduğu söyleniyor, televizyon basanların partimizle bir ilişkisi olamaz" demiştir...
Herhalde İçişleri Bakanı da her üçüne şöyle demiştir: "Olayı duyar duymaz ilgilileri aradım, televizyon basmanın çok ciddi bir suç olduğunu hatırlattım, eğer güvenlik birimlerinin bir ihmali varsa belirlenmesini istedim ve bütün saldırganların hemen yakalanması ve Sakarya ilinde televizyon basılması utancının temizlenmesini istedim..."
Demişler midir acaba?
Bir TV kanalının basılmasının, insanların dövülmesinin hem "hukuk devleti" hem de "basın özgürlüğü" açısından ciddiyetinin bilincine vardığımız zaman,# "herşey" daha farklı olacaktır.
İspanya'da gazete tirajları
| Marca | 460.000 |
| El Pais | 450.000 |
| ABC | 300.000 |
| El Mundo | 290.000 |
| La Vuangardia | 210.000 |
| El Periodico de Catalunya | 210.000 |
| El Correo Espanol | 140.000 |
| Sport | 130.000 |
| AS | 120.000 |
| La Voz de Galicia | 110.000 |
İspanya'nın nüfusu 40 milyon, kişi başına geliri 16.500 dolardır. Bin kişiye 109 gazete satılmaktadır.
|