Anneler kadýndýr
Ne zaman Anneler Günü'nü "idrak etsek", akþama doðru bir takým sorular takýlýyor aklýma...
Hayýr! "Þimdi anneleri olmayan çocuklarýn acýsýný kim paylaþacak" türünden, aslýnda her özel kutlama gününde bulunan "özürlü" yanlardan birini dile getirmek filan deðil derdim. Çünkü bu dünyada acýlar zaten zor paylaþýlýyor; sevinçleri paylaþmayý bildiðimiz de pek söylenemez...
Benim sorum, bu günde annelerin "kadýnlýk"larýný anlayýp anlamadýðýmýz; bu gerçeði paylaþýp paylaþmadýðýmýz üzerine...
Koca koca adamlar çocuk olup, hüngür þakýr "Anneler Günü" yazýlarý döktürüyoruz; iyi!..
Koca koca kadýnlar ekrana çýkýp nereden baksanýz "uydurulduðu" belli "fazla pembe" anne masallarý anlatýyoruz; anlatalým!..
Fakat sanki, bu yolla dünyada üçüncü bir cinsin varlýðýný anlatýr gibiyiz: Anne denen ve dünyaya anne olarak gelip, anne olarak giden bir cins var sanki!
Uzaktan kulaða ters geliyor ama, yakýndan bakýnca "Anneler Günü"nün onlarýn temel vasfý olan "kadýnlýðý" tasfiye etmek için icat edildiðine inanacaðým neredeyse...
Oysa...
Üçüncü bir cins yok!
Baþka bir tür deðil onlar: Anneler kadýndýr ve yalnýzca kadýnlar anne olur.
Melek deðil, kadýn olduklarý için hayat (siz buna ister ruh deyin, bir baþkasý beden desin; öteki, hormonlar desin, diðeri "sosyal genetik" filan desin...) onlarý anneliðe çaðýrýyor...
Bu yüzdendir iþte; annemiz olduðu için mutlu, talihli, "hayýrlý" evlatlar olmamýz; ama onlarýn hem anne, hem kadýn, hem eþ, hem iþi gücü olan biri olarak binbir sýkýntý yaþamalarý...
Sonra...
Nasýl ve neden severiz annelerimizi?
Mahallesinde tacizine uðramadýk kadýn býrakmayan "yanlýþ" oðlunun "dünya efendisi" olduðunu iddia eden ve kabahati hep "öteki" kadýnlarda bulan anneleri, oðullarý sevmez mi? Tabii sever!
Sonra...
Annelerin "karþýlýk beklemeden" sevdikleri doðru mudur?
Doðru olan þudur: Anneler yemez yedirir çocuklarýna; içmez içirir. (Biraz düþünürsek, anneliðin asýl olaðanüstü ve yüce yaný burada baþlar!) Ama "karþýlýk beklemedikleri" doðru mudur? Hayýr!
"Komþunun kýzý gibi baþarýlý olamadýn. Hiç benzemedin bana, hiç!" diye baðýran annelerini unutur mu çocuklar.
Çocuklar annelerini severler ama bu baský ve "dýrdýr"ý da hiç unutmazlar. Anneler de çocuklarýný severler ama iyi karþýlýk görme taleplerinden hiç vazgeçmezler... Neden vazgeçsinler ki!
Zaten akýp giden zaman anneleri de, çocuklarýný da beklentiler konusunda aðýr bir terbiye ve yenilgiden geçirmez mi?
Ve...
Allahaþkýna, hangimiz cesaretle annemize sorduk: Ýki dakikalýðýna da olsa, iki saatliðine de olsa, hiç annelikten yorulmadýn mý? Hiç bu kimlikten soyunmak istemedin mi, anne?..
Ýstifasý yoktur anneliðin...
Bunun için hem çocuklarýný hem kaderlerini derinden severler...
Bunun için insanüstü deðil ama, hepimizden çok "Ýnsan" olan onlardýr.
Yalnýz bunun için bile kucak dolusu sevgiyi ve þairane kolaycýlýklara bulanmamýþ övgüleri hak ediyorlar...
OKURKEN
"Cahillerin eðitimi"
Türk Edebiyatý dergisinin mayýs sayýsýnda "Kapak Konusu" Ýlber Ortaylý'yla röportaj...
Ortaylý'dan; onun sözünü sakýnmayan, geniþ ufuklu, kendinden emin, hafif snop ve bilimsel titizliðe karþý sýradan insanlarda hayranlýk uyandýran üslubundan; derin bilgisinden filan söz etmeyeceðim þimdi burada...
En iyisi bu röportajdan birkaç alýntý yapmak. Ýsteyen dergiyi alýr, tamamýný okur.
* "Ýstediðiniz kadar beðenmeyin, bugünkü Türkiye'nin Ýslam dünyasýnda bürokrasi geleneðine ve saðlam bir orduya sahip olan tek devlet olduðunu hiç kimse aklýndan çýkarmasýn. Bu Osmanlý'dan tevarüstür. Bu gibi þeyler herhalde 30 senenin içinde olmaz."
* "Dünyada önyargýlarýn ortadan kalktýðý yok. Bunu düþünen, buna inanan insanlar safdildir. Batý toplumlarýnda anti-Ýslamist, anti-semitist duygular ne zaman artar, ne zaman eksilir, bunlar tartýþýlýr."
* "Avrupalý'nýn bize karþý önyargýlarý, onlar adýna ilmi bir tetkiki de beraberinde getirmiþtir. bu iyi bir þeydir, ama Türk tarafý için bu söz konusu deðildir. Yani bizde ilm” Batýcýlýk geliþmemiþtir."
* "Bizim milli eðitim camiamýzý yönlendiren adamlar köylüdür. Bunlarýn yüksek kültürü yoktur. Bunun saðcýsý da böyledir, solcusu da."
* "Eðitim sistemimizde bugün bir kavga var. Laik miyiz, deðil miyiz diye. Bu kavga asýl problemin görülmesini engelliyor. Asýl problem, zeki insaný yükseltecek bir eðitim sistemimiz yok; o yýkýldý. Bu, son otuz senenin faciasýdýr. Türk toplumu, zeki çocuklarýna yükselme fýrsatý veren bir toplum olmaktan çýkmýþtýr. Bu bütün an'anemizin, geleneðimizin yýkýlmasý demektir."
ALTYAZI
Alfred de Musset: (Henüz tanýmýþlardýr birbirlerini) Romanýndaki kahraman bana çok benziyor. Bunu nasýl baþardýn?
G. Sand: En kötüsünü hayal ettim... Sonuç böyle oldu.
(Diane Kurys'in þu sýrada bizde de gösterimde olan etkili aþk filmi Les Enfants du SiŽcle/Aþkýn Büyüsü'nden bir sahne)