kapat
14.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

Ağustos böceğiyle karınca

Buna "ekonomik kurtuluş savaşı" denmez, olsa olsa "ekonomik sinir harbi" denebilir.

Meclis'teki tabloya bakınca insanın içi acıyor. Zavallı bir manzara.. Enis Öksüz'den başlayarak hepsi sırayla Kemal Derviş'e saldırıyor, toplantıları terkediyor, onu ABD'nin menfaatlerini savunmakla suçluyorlar. Ertesi gün koltuk elden gider korkusuyla başlıyorlar:

"Hükümet uyum içinde. Sorun yok"

Binlerce işyeri kapandı, binlerce kalifiye eleman işsiz kaldı; aileler ilk kez yiyecek alışverişini bile durdurdular. Süpermarketler bomboş. Ve zirvede halâ itiş kakıştan göz gözü görmüyor.

"Kemal Derviş'i ABD vatandaşlığına geçmekle" suçlayıp gözden düşürmeyi plânlayanlar, bu plân da fos çıkınca ne yapacaklarını şaşırdılar.

Ne Ulaştırma Bakanı'nın, ne de koalisyon liderlerinin Derviş'e hitap ve konuşma tarzları bir devlet adamı ciddiyetine, saygısına sığıyor. Onu "Devlet adabını bilmemekle" suçlarken kendi hallerini görmüyorlar.

Üç lider IMF'ye yazılan niyet mektubunu iyice incelemeden, kendilerinden istenen garanti mektubunu nasıl imzaladılar acaba?

Ve bunu yaptıktan sonra ne hakla Kemal Derviş'i suçladılar?

Aslında, bütün hakaretlerine karşılık sükunetini koruyarak Öksüz'e sadece "Lütfen bana hakaret etmeyin Sayın Öksüz" diyen Derviş gerçekten nazik adam. Yoksa karşısında "IMF'ye karşı devletin onuru"ndan söz ederken her cümlelerinde seçmenlerine mesaj gönderenlere kısaca;

"Onuru daha önce düşünecektiniz. Borç verecek olan değil, almak isteyen ikna etmek durumundadır" cevabını verebilirdi.

Ağustos böceğiyle karınca hikâyesine benziyor halimiz. Yazın çalan kışın böyle eli çenesinde düşünür işte.

Aradaki tek fark, bizim ağustos böcekleri karıncanın kapısından ayrılmadıkları halde seçmene karşı hava atmaktan da geri kalmıyor.

Kıskançlık tedavisiz bir illettir
Özellikle biz kadın yazarlara sık sık sorulur bu soru: "Bulunduğunuz noktaya gelirken ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Bu meslekte kadın olmanın güç yanları var mıdır?"

Ben bu tür sorulara kendi köşemdeki yazılarım dışında pek girmiyorum. Gazete ve TV röportajlarını kabul etmiyorum. Mesleğimde sansasyonel röportajlarla, kendimi ön plâna çıkararak ilerlemek yerine sadece yazılarımla tanınmak istiyorum.

Bu sorulara cevap verip 'Elbette çok zorluklarla karşılaştım. Yazarlık gibi iddialı mesleklerde kadınların kendilerine yer açması daha zor olduğu gibi, erkeklerden olduğu kadar kadınlardan gelen kıskançlıklarla da uğraşmaları gerekiyor' demek zoruma gidiyor.

Sütunumu kendimle ilgili konularla meşgul etmemeye çalışırım. Ama son zamanlarda bana yöneltilmiş kıskançlık oklarının sayısı arttığı için bazen kaçmak mümkün olmuyor. (Aslında bunun anlamını bildiğim için gururumu okşamıyor da değil ama neyse..)

İşte son örnek..

Pazar günü Hürriyet'in ilâvesinde bir kadın yazarın, Leyla Umar'la röportaj yaptığını görünce şöyle bir göz gezdirdim. Ve gördüklerim karşısında şaşırmaktan ve gülmekten kendimi alamadım.

Leyla Umar'ın ikinci eşi Refik Erduran'la karşılaşmasından söz ediliyor. Umar gazeteye girdikten sonra tanışmışlar.

"Soru Ğ Size torpili olmadı mı?

Cevap - Yok canım.

Soru Ğ Güngör Mengi-Ruhat Mengi ilişkisine benzer bir durum yoktu yani.

Cevap Ğ Hayır.. Refik beni "Gazeteci Leyla Umar olarak takdim ederdi. Bütün hayranlığı da kendi ayaklarım üzerinde durabilmiş olmamdan kaynaklanıyordu."

Hürriyet yazarı bu hanımefendi durup dururken kendine uygun bir torpil örneği bulamamış gibi aniden bizi hatırlıyor. Bu durumda meslektaşımıza şunu sormak lâzım;

Madem ki bir kadının kendi zekası, birikimi ve yeteneğiyle yükselemeyeceğine, mutlaka bir erkek torpili gerektiğine inanıyorsun, senin Hürriyet Gazetesi'ndeki torpilin kim?

Acı bir durum bu.. Ayrıca insana "Acaba geç evlilikler hafıza kaybına mı neden oluyor" diye düşündüren bir durum.

Benim yazı yazmaya Sabah'tan önce Günaydın Grubu'nda ve yine köşe yazarı olarak başladığımı bilmiyor olabilir. Ama Sabah gazetesine TV'deki haber programlarım, canlı yayın başarılarım üzerine davet edildiğimi, Sabah'a gelmeden önce de başarılı bir gazeteci olduğumu gayet iyi biliyor..

Acaba birçok kadın yazarın işine son verildiği gibi benimkine de son verilmesi geretiğini düşünüyor da bunun olmaması mı onu rahatsız ediyor?

Yoksa medyada bir kadın yazarın çok başarılı ve aynı zamanda saygın bir yere sahip olmasından mı fazlasıyla tedirgin?

Basında siyasetten sanata birçok konuda yazan, TV programlarında, panellerde konuşmacı olarak sık sık aranan ve istenen biri, bulunduğu yerde torpille duramaz. "İyi" hatta "Çok iyi" olmayan birine hiçbir torpil böylesi bir başarı kazandırmaz.

Bence bu hanım yazarı asıl kızdıran, kendisiyle röportajı kabul etmeyen ciddi isimlerin başkalarıyla konuşmaları. Bulunduğu çizgiden memnun değil.

Hürriyet yazarı Emin Çölaşan'ın kendisini aşağıladığı yazısına sadece ben karşı çıktığımda aramış ve "Gözlerime inanamıyorum, sen beni korudun" demişti.

İnanamamakta haklıydı. Bütün insanları kendisi gibi zannediyordu.

Son birşey daha söyleyeyim: Eşim ĞLeyla Umar'ın eşinin yaptığı gibi- beni "Gazeteci Ruhat Mengi" diye tanıtmaya gerek görmez.

Zaten herkes öyle tanıyor!

 
Ekonomik programın başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Evet
Hayır

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır