  
Gürültü istemeyen bakırcı dükkanına gitmesin..
ÖZET: Gazetesi uğruna fedakarlık sınırı tanımayan yazar, herşeyi göze alıp Fenerbahçe-Galatasaray maçına gider.. Hatta Fenerliler'in yemek yediği bir restorana girip oturur.. Hatta onların tribününden seyreder maçı..
Develİ lokantasındaki "nezih" ortamda yemeğimizi yiyip, stadyuma geldik.. Daha öğle saatlerinde dolan stadın etrafında hiç yoksa yirmi bin kişi var.. Yüzde doksanı sarı lacivertli forma giymiş..
Sanki İstanbul'un Kadıköy yakası Mao'nun eline geçmiş.. O da tek tip kıyafet olarak Fener formasını seçip, giyilmesini mecburi kılmış..
Stadın dışındakilerin derdi içeri girmek ancak ortada bilet filan yok.. Avantacılığın yıkılmaz umutları var.. Bunu bilen binlerce polis stadı kuşatmış.. Polisleri de biletsizler kuşatmış..
***
Arada bir göğüs göğüse geliyorlar.. O zaman polis copuna sarılıyor, kimi araya düşürmüşse ver Allah copu, ver Allah copu..
O copu ben yesem orada düşer bayılırım.. Fakat ahalimiz öyle bir idman kazanmış ki o değdiği yeri yakıp kavuran cop darbelerine karşı tınmıyor bile.. Tepelerine inen cop darbelerini "başı okşanan bir okul çocuğu" uysallığı ile karşılıyorlar, kaçıp başka bir yerden polis çemberini yarmayı deniyorlar..
VIP tribünündeyiz..
Zafer Mutlu'nun VIP tribününden iki kişilik yeri var.. Her koltuk için "Gold Kart" görünümünde bir şey taşıyor.. Birini bana verdi.. Stada girerken gerilmiş, kartı elinde tutuyor..
Ben inadına cebime koydum.. Polis kordonunu geçerken kartı görünecek şekilde elimde taşımamı istedi.. "Gerek yok, beni herkes tanır.." diye direttim.. Maksadım onu sinirlendirmek..
Gerçekten de VIP salonuna çıkana kadar kimse "kartınız var mı?" diye sormadı.. Aksine görevliler "Hoş geldiniz" deyip elimi sıkarak istikbal ettiler.. Böylece havamı basmış oldum..
Önce VIP salonuna girdik.. Fener'in eşrafı, yani ileri gelenleri burada.. Başkan Aziz Yıldırım, yöneticiler, eski başkanlar hep içeride.. Parlamenterler de var..
Bir de ipini koparan danışman oraya gelmiş..
Zavallı bölge müdürü "Ben filanca bakanın danışmanıyım.." diye kapıya dayananlara laf anlatmaya çalışıyor.. Türkiye Cumhuriyeti'nin otuz küsür bakanı, her bakanın da üç yüz cıvarında danışmanı var..
Sadece danışmanları dikkate alırsan Saracoğlu stadına yeni bir açık tribün yapman lazım..
***
VIP salonunda çayımızı kahvemizi içip maç saatini getirdik.. İçeri girmeden tuvalete uğrayayım dedim.. Baktım peşimden biri daha girdi.. Fotoğrafından tanıdım..
O maç tarihinden birkaç gün evvel yazısını yazdığım milletvekili.. Adı Ali ama soyadını unuttum.. Hani başına saç ektiren.. Yazıma alınmış.. Birşeyler söyledi.. Ben ne var alınacak, diyecek oldum..
- "O yazıyı yazarken sarhoş muydun?" diye sordu..
Yok kişilik hakları zedelenmiş, yok bilmem ne olmuş.. Beni dava edecekmiş.. Ben de "Et o zaman, ne yapalım.." dedim.. "Bunları da yaz.." diye direndi..
E Allahım.. Sen gidip kafana saç ektir.. (Parasını Meclis'e mi ödetti, orasını bilmiyorum..) Sonra parlamento muhabirlerine "Saçsız resmimi kullanmayın" çağrısı yap..
Bunun adı "gel gel"dir.. Milleti ektirdiğin saçtan konuşturmaya davettir.. Sonra da sinirlen, git, Meclis kulisini basına kapatan yasağa oy ver..
Onu hatırlattım.. "Sizin yaptığınızı sadece 12 Eylül yönetimi yaptı.." diyecek oldum..
- "Müsade edin de o ikiyüz metrelik yer bize kalsın.." diye konuştu.. Sözünü ettiği yer sanki milletin malı değil de babasının malı.. Kendisi de ömür boyu seçilmiş..
Bu arkadaş Meclis başkanvekili olarak oturum yönettiğinde, partisinin yöneticileri buna kibrit kadar pusula gönderip "şöyle yap böyle yap" talimatı veriyor.. Uzaktan pusulayla yönetilmek basının diline düştüğünde alınmıyor, saçını kendisi "gel gel" konusu yapmış ona alınıyor..
Tribün çıldırıyor..
Durduk yerde canımı sıktı ama tribündeki yerime oturur oturmaz sıkıntım geçti..
Önümde Mehmet Ali Erbil var.. İki üç sıra sağımda Aziz Bey'in kardeşi Ali Yıldırım.. Arkamda ise Cem Uzan'ın Fenerli kardeşi Hakan Uzan.. Solumda Zafer Mutlu oturuyor.. Onun yanında da VIP tribününe formayla çıkan bir fanatik Fenerli..
Zafer Mutlu'ya "Abi, bu Galatasaralılardan öyle nefret ediyorum ki.." diye dert yanmaya başladı, ben de dinlemedeyim..
- "Sırf bu yüzden anam olacak kaltakla konuşmuyorum.." diyor.. Anası Galatasaraylıymış..
Bunları dinlerken paranoyam yeniden hortladı..
İçimden "Mazallah Galatasaray bu maçı galip bitirirse.." diye geçirmeye başladım.. Adım gibi eminim ki şahsıma karşı gösterilen geçici dostluk havası o anda bitecek..
Ondan sonra cenazemi gazete binasının önüne mi götürürler, Cemiyet'ten mi kaldırırlar Allah bilir..
***
Tek tesellim sağımda oturan zatın beyefendi görünümü.. Adamcağızın ne iş yaptığını bilmiyorum ama görünümü bilim adamı kıvamında.. Nükleer Araştırma Merkezi'nde profesör olduğunu söylese şaşmam..
Ne zaman ki Fener ilk golü attı.. O zaman yanıldığımı anladım.. Yanımdaki profesör görünümlü zat "Aaaağaaaaaaaa!" diye naralandı.. Ayağa fırlayıp koltuğunun üzerine çıktı..
Ben havaya fırlayanlardan biri hayalarına bastı zannettim..
Basamamışlar.. Seviniyormuş.. O bağırtıyı saldıktan sonra bir sıra öndeki Mehmet Ali Erbil'in koltuğuna zıpladı.. İkisi bir koltukta birbirlerine sarıldılar..
Hani Discovery'de maymun belgeselleri olur? Maymunlar daldan dala zıplar, siz de seyrederken o incecik dala nasıl tutunduklarına şaşarsınız.. Yarattıkları denge durumu aynen öyle..
Üzerime yıkılırlar diye korktum.. Oturduğum yerde büzüldüm, iki elimle gözlüğümü muhafazaya aldım ki üzerime devrildiklerinde camları kurtarabileyim..
Zafer Mutlu da aynı halde.. Koca koca işadamları, paşalar, siyasiler hep tepiniyor.. Normalde Zafer Mutlu'nun dönüp beni sevincinden yumruklaması lazımdı..
Onu beklediğimden gardımı aldım.. Ancak yapmadı.. Herhalde "Yumruk olayına ben başlarsam, diğerleri gerisini getirir.." diye düşündü..
YARIN: Bitti Allah'a şükür.. Ama bir iki ispiyonum var..
|