|
|
 |
| |
|
Soytarılıklardan sıkıldım
Ali Poyrazoğlu, star olunca kendisiyle yabancılaşan arkadaşlarını anlatıyor: O insanları üzüntüyle izliyorum. Korumalar, arabalar, onun önünde bir araba daha... Konuşmaya çalışıyorsun, önce 8 kişi sorguya çekiyor. Bu soytarılıklardan sıkıldım
Ali Poyrazoğlu... Bir dünya vatandaşı... Broadway'de sergilediği oyundan sonra bu kez "Ödünç Yaşamlar" adlı yeni bir oyunla dünyanın bir ucuna, Avustralya'ya gitti. Döner dönmez, ayağının tozuyla "Yüz Yüze"nin konuğu oldu. Konuşmaktan, yazmaktan, oynamaktan, üretmekten hiç yorulmayan bir adamın enerjisi ile konuştu. Bazen kendini anlattı, bazen başkalarına dokundurdu...
*Halk tipi yaşayan tek sanatçı olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu çok iddialı bir tavır. Herkesi karşınıza alacaksınız...
Evet, bu söylediğimde iddialıyım. Birçok arkadaşım çemberin dışına çıktı, dışarı çıkınca da hem kendileri hem de yaptıkları işle yabancılaştılar. Etraflarında korumalar, arabalar, arabanın önünde bir araba daha... Konuşmaya çalışıyorsun ama onun öncesinde seni sekiz kişi sorguya çekiyor. Artık bu soytarılıklardan sıkıldım. Herkes star olabilir ama önemli olan orada kalabilmek. İki Televole ile 15 dakikada star olabilirsin. Sonra hiçbir şey olamazsın. Bu seyirci ile oynanan bir takım oyunudur.
*Seyirci ile sahnenin dışındaki hayatı nasıl paylaşıyorsunuz?
Kendimi sürekli sorguluyorum, çağın ritmini yakalamaya çalışıyorum. Sokaktaki insan gibi davranıyorum. Türkiye'nin sorunlarını, sıkıntılarını ve keyifli anlarını da kendi süzgecimden geçirip insanlara aktarırken onların bir parçası olduğumu aklımdan çıkarmıyorum. Takımın parçasıyım. Onlar da beni bu yüzden bağırlarına bastılar. Hâlâ Balıkpazarı'na gidip, fileme ıspanağı, pırasayı, portakalı doldurup, Beyoğlu'nu boydan boya yürüyerek evime gidiyorum.
POLİTİK BİR İNSANIM
*Her halinizi, hiç saklamadan halkın içinde sergileyebilir misiniz?
Yaptığım kötü ama bu memlekette insanın ferahlaması için zaman zaman bağırıp çağırması gerekiyor. Maça gittiğimde herkes gibi ben de küfür ediyorum. Dolmuşa, taksiye biniyorum. İnsanlarla konuşuyorum. Herkesle herşeyi konuşabiliyorum. Bu yakınlığı kendim isteyerek sağladım. Paylaşmaktan keyif alıyorum.
*Sanatınızı sistemi sorgulamada, yanlışları göstermede bir araç olarak kullanıyorsunuz... Meclis'te olmak ister miydiniz?
Bana göre değil. Buna zaman ayırmak gerek. Dünyada en zor sanat yaşama sanatı. Herkes kendi yaşama sanatının en iyi kadın ve erkek oyuncusu olmak zorunda. Benim yaşama sanatında kendime çizdiğim resmin içinde politika ile o şekilde uğraşmak söz konusu değil. Ama politik bir insanım. Yazarken, oynarken, seyirci ile iletişim kurarken... Sivil topluma inanan biri olarak, aklı başında, güne yakışan sivil bir birey olmaya çalışıyorum. Bu da politik bir tavırdır zaten.
MEYDAN OKURUM
*Bitmeyen bir enerjiniz var. Ruhunuz ne olursa olsun takvimdeki yapraklar hızla değişiyor. Bu enerjiyi nasıl buluyorsunuz?
Her gün bir saat yüzerim. Yurt dışına oyun oynamaya giderken, 'havuzu olan otelde kalırım' diye şart koşarım. Sabah saat altıda kalkarım. Saat 5'ten sonra eve kapanırım. Bütün telefonları kapatırım. Mesleğimden de çok haz aldığım için büyük bir hızla, kendimle yarışarak sürdürüyorum işi. Ben meydan okumaktan, çıtayı yükseltmekten hoşlanan bir adamım. "Kobay" oyununda da öyle yaptım. Bir meydan okumaydı. Çok ağır roller oynadım ama oynadığım en zor rol "Kobay"dır diyebilirim.
*Son derece renkli bir dünyanın içindesiniz. Bütün bunlar sizin için gerçekten iş mi, yoksa sizi eğlendiren bir oyun mu?
'Bütün bu işler için nasıl zaman buldun' diye sorulduğunda 'hiçbir şey yapmadım bunlar benim için eğlenceydi' dedim. Bu işi çok eğlenceli gördüğüm için ömrümü lunaparkta eğlenerek geçirmiş gibi hissediyorum. Miskinlikten kurtulursam çalışmaya başlayacağım.
'Kitabım kıyametler koparacak'
O kadar çok anım var ki... Yazıyorum ve kitap olarak basılacak. Tabii ki kıyametler kopacak. Kitap basıldığında yurt dışına gitmeyi düşünüyorum. Kitabın adı "Aynayı Tuttum Yüzüme". Yaşadığım her şeyi anlatacağım. Anlatmayacaksam niye yazayım ki... Güzellikleri, çirkinlikleri, günahlarını, sevaplarını, seni sevenleri, senin sevmediklerini, çok aşık olup sana yüz vermeyenleri... Kitap yazdın mı hepsini anlatacaksın. Yıllarca notlar tuttum. Kısmet bugüneymiş. Çünkü malzemenin birikmesi gerekiyormuş.
ÇOK DOSTUM VAR
Ben çok şanslı bir insanım. Çünkü çok değişik insanlarla birlikte oldum yaşadım. Hala da öyle. Dünyanın dört bir tarafında politikacı, sanatçı, zengin, fakir, genç, yaşlı bir sürü dostum var. Ve şimdi onlarla yaşadıklarımı anlatacağım. Herkesin anılarını yazması gerektiğine inanıyorum. İnsanın kendini okuyabilmesi için anılarını yazması gerekiyor. Bir gün gelir ki, herkes kendini okumak ister. Kendini okumak, kendine kendinden haber verebilmek için herkes anılarını yazmalı, herkes günlük tutmalı...
Özel hayatım bana ait
*Niçin özel hayatınız hiç gündeme gelmez?
Ben özel hayatımı saklama taraftarıyım. Hakkımda dedikodu yapılmasına kızmam. Herkes her şeyi söyleyebilir. Özel yaşamın özel olduğuna inanıyorum ve kimseyle paylaşmam. Başkalarının özel hayatını da hiç merak etmem. Sormam ve dedikodu da yapmam. Ama insanlar rüküş giyinmişlerse konuşurum.
*Tiyatroda nasıl bir patronsunuz? Siz işinizi yaparken eğlendiğinizi söylüyorsunuz. Yakın çevrenizde aynı duyguyu yaşayabiliyor mu?
Çok zor bir adam olduğumu kimse söyleyemez. Ben çalıştığım insanların en zor anlarını bile eğlenceli hale getirebilirim. Kendimi başarılı bir patron olarak görüyorum. Yanımda çalışan kimse kolay kolay ayrılmaz. Hatta kimseyi işten çıkarma hakkım yoktur. Birisine kızıp da 'defol git başımdan' dediğim zaman bana verilen cevap, 'sen defol git. Biz burada iş yapıyoruz. Bu bir takım oyunudur' olur. Bir gün Zerrin Sümer'e kızdım, 'defol git tiyatrodan' dedim. O da bana 'asıl sen defol git. Biz burada oyun oynuyoruz' dedi. Onun için ben tiyatrodakilere kızdığım zaman kimseye 'çekin gidin' diyemem ama 'ben başka tiyatroya gidip çalışacağım' diye tehditler yağdırırım.
Şengül BALIKSIRTI
|
|
 |
|