kapat
11.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )

Kıdem tazminatı fonu

Türkiye'nin bütün kahvehanelerinde her akşam tekrarlanan malum teşhis haklı galiba: Biz adam olmayız!..

Kıdem Tazminatı Fonu denen yasa tasarısının gündeme geldiği koşullara bakın: Bir yandan devlet ekonomiden elini çeksin diye bağırıyoruz, bir yandan da devletin şimdiye kadar el atmadığı bir alana daha el atması için yasa tasarısı hazırlıyoruz.

Bir yandan ekonominin kara deliklerinde yitip giden geleceğimiz için hayıflanıyor, bir yandan yepyeni bir kara delik yaratıyoruz.

Devletçi ekonomi yüzünden batıyoruz ve hâlâ devleti büyütmekten vazgeçmiyoruz.

Doğru, biz gerçekten adam olmayız!

***
Kıdem tazminatı denen şey, işçiyle işveren arasında alıp verilen bir para. İşveren veriyor, işçi de alıyor...

Peki devlet ne demeye bu işe burnunu sokuyor?

Diyelim ki bir kıdem tazminatı fonu kurulup işten ayrılan işçinin tazminatı bu fondan ödenecek olsa bile, işverenler biraraya gelip bir fon kurmayı beceremez mi? Ya da bu işi mevcut fon yönetim kurumlarından güvenilir birine veremez mi? Neden kendisi işletmek varken devletin kurduğu fona teslim etsin? Ödeyeceği parayı neden devlet üzerinden geçirerek ödesin?

Hani, paraların teslim edildiği kurum, fon yönetiminde başarısını kanıtlamış bir kurum olsa canım yanmaz.

Üstelik de paralar bu konudaki başarısızlığı tescilli bir kuruma teslim ediliyor. Fon yönetimi söz konusu olduğunda, devletten daha kötüsünü, daha beceriksizini bulmanın mümkün olmadığını artık bütün dünya görüyor. Türkiye halkı da bunu kendi öz tecrübesiyle biliyor. Bütün örnekleri bir yana bırakın, sadece tek bir örneğe bakın: Devletin fon yönetiminde ne kadar kötü olduğu, işçilerin paralarını nasıl pul ettiği SSK'nın durumundan belli değil mi? Var gücümüzle işçilerin sigorta primlerini devletin elinden kurtarmaya çalışacağımıza, bir de kalkıp kıdem tazminatlarını devletin eline teslim etmek, biraz aklı olanın yapacağı iş mi?

Ben, bu yasa tasarısını hazırlayan dokuz saygıdeğer öğretim üyesinin ne akla hizmet, böyle bir tasarının altına imza attıklarını bilmiyorum.

Ama tabii, devletin derdini iyi anlıyorum.

Devlete para lazım!
Devletin ağır cüssesiyle yaşamaya devam edebilmesi için, mutlaka "yutacağı" yeni fonlar, yeni kaynaklar bulması lazım. Dün Zorunlu Tasarruf dedi, Zorunlu Deprem Sigortası dedi, bugün Kıdem Tazminatı Fonu diyecek ve ne yapıp edip yeni fonlar kuracak. Sözde özerk yapılar kurup bu fonları yağmalayacak.

***
İşçiler bu yasaya karşı ve çok haklılar.
Çünkü işçi için bu tazminatın tek bir anlamı var: Başına bir kaza gelip de işten atılırsa, kıdemine göre, üç-beş ay dayanabileceği ya da küçük de olsa kendine bir iş kurabileceği toplu bir paraya kavuşmak. Yeni tasarı kıdem tazminatını, bir emeklilik ikramiyesine dönüştürüyor. Böylece amacından tamamen saptırmış ve işçilerin çok önemli bir güvencesini yok etmiş oluyor. İşçi haklı olarak "Böyle bir "kara gün" parası bana en zor zamanımda, yani çoluk çocuğum ekmek beklerken işsiz kaldığımda lazım, yaşlılığımda ya da öldüğümde değil" diyor.

Aslında tasarı sadece işçilerin değil, işverenlerin çıkarlarıyla da çelişiyor.

Çünkü tasarı yasalaşırsa işveren, işçisine belki seneler sonra işten çıkardığında ödeyeceği tazminatı şimdiden, peşin peşin fonun kasasına yatırmış oluyor. O kadar yıl boyunca o parayı kullanacakken; iş yapacak, istihdam yaratacak ve kâr sağlayacakken devletin avucuna teslim ediyor. Yani o kadar para reel ekonomiden çekilerek, yeni yaratılan bu "kara delik"e pompalanmış oluyor. Üstelik de bu kaynak aktarımı operasyonu, reel kesimin en fazla canlanmaya ihtiyacı olduğu zamanda yapılıyor.

Bu açıdan, tasarıya işverenlerin de karşı olması gerekiyor.

Ama anladığım kadarıyla işveren kesiminin tasarıya prensipte pek bir itirazı yok. Onlar bu fonun, devletin biraz daha büyümesi, ekonominin yeni bir alanına daha el atması anlamına gelmesi ve bunun da "piyasa ekonomisine geçiş" amacıyla çelişmesiyle ilgilenmiyorlar pek. Onların şu andaki asıl derdi, fona ödenecek prim oranını yüzde 4'ten 3'e ya da 2'ye çekmek gibi görünüyor.

Tabii bu da, Türkiye'nin işinin ne kadar zor olduğunu; piyasa ekonomisine geçiş arzusunun işverenlerimizde bile ne kadar köksüz olduğunu gösteriyor.

 
Ekonomik programın başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Evet
Hayır

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır