Çocukluğumuzda sağımızı solumuzu karıştırmamamız için öğretilen "Sağına sarmısak, soluna soğan bağla!" önerisinin bugün pek birşey anlatmadığı kanısındayım çünkü bu kargaşayı sebzeler ve kafiyeler yoluyla çözmemiz mümkün değil.
Günümüzün dünyasında ve Türkiye'sinde sağ ve sol tanımları tek başına hiçbir anlama gelmiyor.
"Nasıl bir sağ?" ve "Nasıl bir sol?" diye sormanız gerekiyor.
Bunun en son ve çarpıcı örneği Telekom yasası!
Telekom'un özelleştirilmesi konusunda kamuoyunun bir zamanlar "aşırı sağcı" damgasını vurduğu isimlerle "aşırı solcu" diye nitelediği kişiler biraraya geldi ve aynı görüşü paylaştılar.
Bu ortak "özelleştirmeme" cephesinin mensupları, bir zamanlar sağcı ve solcu suçlamalarıyla hapiste yatmışlardı.
Birbirine ateş eden, birbirlerini öldüren, yaralayan ayrı cephelerin ideologları olarak düşünülüyorlardı.
Ama şimdi görülüyor ki aralarında temel düşünce farklılıkları yokmuş.
Devlet, birey, ekonomi, ulusalcılık gibi konularda tıpatıp aynı düşünüyorlarmış.
Bir zamanlar "Pravda" olarak nitelenen gazeteler ile ülkücü kesimin yayın organları meğer aynı görüştelermiş.
O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Madem temel konularda bir görüş farklılığı yoktu, niye sağ-sol kavgalarında binlerce genç toprağın altına gitti?
Gerçi, derin görüş ayrılıkları olsa bile şiddet haklı görülemezdi ama bugün durum daha da trajik bir hale bürünüyor.
Sağ ve solun, temel noktalarda düşünce ve ilke benzerliği içine girmesi, bu köşede 10 yıl önce yapmaya başladığımız bir saptamayı haklı çıkarıyor.
Ne diyorduk?
Sağ ve sol kutupları dağılıyor. Türkiye üç kutuplu bir ortama girmekte: Siyasal İslam, Kürt akımı ve bu ikisine tepki olarak gelişen Türk milliyetçiliği.
Ve resmi ideolojiyle birleşeceği için Türk milliyetçiliği kutbunun egemen olacağı öngörüsünde bulunuyorduk.
Nedense bu analiz, sık sık tekrarlamama rağmen bizde pek rağbet görmedi de Harvard, Princeton gibi üniversitelerde ve Die Zeit, Der Spiegel gibi yayın organlarında yankı buldu.
Karşılaştığım her Batılı siyasetçiye ve büyükelçiye de bu analizimi tekrarladım.
Bugünden geriye bakınca üç kutuplu Türkiye öngörüsünün doğru olduğunu anlıyorum.
Çünkü eskiden sağcı ve solcu olarak bilinen bazı kişiler TÜSİAD ya da benzeri kurumlarda liberal ve globalleşmeden yana bir tavır sergilerken, başka bazı sağcı ve solcular el ele vermiş ulusalcılığı, özelleştirme karşıtlığını ve Türkiye'nin kendi içine kapanmasını savunuyorlar.
Bir kesimin AB yandaşlığı ya da dünyalılaşma diye adlandırdığı gelişme, öteki kesime Sevr'i hatırlatıyor.
Sağ ve sol kutuplarının dağıldığının ve yeni ittifaklar oluştuğunun bundan iyi kanıtı olur mu?
Eskiden sol cephede yer almış bazı ünlü kişiler şimdi ya dini kesime, ya milliyetçi-devlet kutbuna ya da Kürt hareketine yakın duruyor.
Aynı şey sağ kesim için de geçerli.
Dolayısıyla Türkiye'nin eski jargonları ve bagajları bir tarafa bırakıp, sağcılık ve solculuğun tarifini yeniden yapması gerekiyor.
Yoksa Enis Öksüz'e sağcı, Mümtaz Soysal'a solcu diyerek, bu şahısları birbirlerine düşman saymanın dayanılmaz yanılgısı içine sürükleniriz.