  
'Gençliğim eyvah'
Eski bakanlardan Köksal Toptan, Bilkent Üniversitesi'nin bir sınıfına "konuşmacı olarak" davet edilmiş... Toptan, konuşmasından önce, hocalarla bir süre sohbet etmiş.
Bu sırada, hocalardan biri demiş ki:
- Siz gelmeden sınıfta bir araştırma yaptık... Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy çıkar diye... Bir öğrencimiz CHP dedi... Bir öğrencimiz de Besim Tibuk... Ancak, bu öğrenci, Tibuk'un partisinin adını bilmiyor... Sınıfın geri kalanı ise... Hiçbir partiye oy vermeyeceğini söyledi.
***
Toptan'ın ziyareti nedeniyle, sınıfta "bir başka araştırma daha" yapılmış.
Ve öğrencilere sorulmuş:
- Bilkent'ten mezun olduktan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
"Sınıfın tamamının" yanıtı:
- İmkân bulursam yurt dışına gitmeyi... Orada çalışmayı... Dışarda yaşamayı düşünüyorum.
***
Toptan'a, konuşmasından sonra, öğrenciler soru sormuşlar.
Soruların neredeyse tamamı "siyasete dair."
Ve "eleştiri dolu."
Köksal Toptan'a bir soru da biz sorduk:
- Bilkent izlenimleri ni "tek cümlede" özetleyecek olsanız... Ne söylersiniz?
- Gençlik moralsiz, siyasetçiye kızgın ve yarına umutla bakmıyor.
***
Ülkemizde "15 milyon kişi" okula gidiyor.
15 milyon demek...
Yunanistan artı Norveç demek.
Veya...
Belçika artı Finlandiya demek.
Veya...
İsviçre artı İsveç demek.
"Okula giden 15 milyon nüfus" bu ülkenin en büyük dinamiği.
En büyük hazinesi.
Ama bu nüfus öylesine mutsuz ki, çoğu "ilk fırsatta Türkiye'yi terketmek istiyor."
Ve yine bu nüfus "siyasi yapıyı yerden yere vuruyor."
***
Her gün yerden yere vurulan; gelenin bir tokat, gidenin bir tokat attığı bu siyasi yapı ile nereye varacağız?
Kendini yenilemek bir yana "kendini savunmaktan bile aciz bu siyaset kurumlarıyla" büyük Atatürk'ün gösterdiği "muasır medeniyet" hedefine nasıl ulaşacağız?
***
Bir siyaset kurumu ki...
Milletvekili dokunulmazlığı konusunda dünyada "eşi, benzeri" yok.
Ama "Meclis'in dokunulmazlığı" hakgetire.
Meclis'e "dokunmak" bir yana, günde beş parti "sövmek" bile serbest.
Saygınlığını giderek kaybeden, saygınlığını yeniden kazanmak için bir "yeniden yapılanma... Değişim" projesi başlatamayan siyaset kurumları ile ne Avrupa Birliği'ne girmek mümkün ve ne de çağı yakalamak.
***
Şu son telefon dinleme olayı bile "siyasetin... Meclisin... Milletvekilinin ne kadar aşağılandığının" somut göstergesi.
Bir zamanlar (12 Şubat 1924), bir milletvekili (İstanbul Milletvekili İsmail Canbulat), bir önerge verip, "mektuplarımın açılıp, okunduğundan şüphe ediyorum" deyince...
"Kıyamet kopmuştu."
Meclis "derhal bir komisyon kurulsun... Ve üç gün içinde bu konu aydınlığa kavuşturulsun" kararı almıştı.
Bugün bırakın "mektup okumayı..."
Milletvekili... Hatta bakan "takibe alınıyor."
Telefonu dinleniyor.
Kimse "bana mısın" demiyor.
Ve Atatürk'ün yarınları emanet ettiği gençlik "ülkesinden soğuyor... Kapağı yurt dışına atmaya bakıyor."
Ne kadar acı.
|