  
"Gına"yı yeni tanıyor
İki fotoğrafı yanyana getirerek baktım, aradaki fark bariz bir şekilde görülüyor. Fotoğrafların biri Kemal Derviş ile Enis Öksüz'ün THY ve Türk Telekom'un özelleştirilmesi hakkında gizli çekişmeye başladıkları günlerde çekilmiş. Rahmi Koç'un ABD eski Başkanı George Bush şerefine verdiği yemekte.. Diğeri ise dün Sabah'ta "İnsana gına geliyor" sözlerinin yanında çıkan fotoğrafı. İlkinde Derviş sakin ve ümitli ifadesiyle gülümsüyor. Öbüründe ise gözlerinde saklamaya çalıştığı yorgun öfkeli bir bakış var, yüzü de aradan geçen birkaç haftalık süreye rağmen bayağı yıpranmış görünüyor.
Eh, kolay değil, ona ilk kez "gına geliyor." Millet ise, yıllardır gına gele gele artık bağışıklık kazandı, kabuklaştı. Sayın Kemal Derviş çektiklerimizi yeni yeni anlamaya, "Türkiye şartları"nı yakından tanımaya başlıyor.
Öksüz'de bir değişiklik yok. O "çelikleme bebeği"ymiş. Doğunca buz gibi suya batırmışlar, ondan inadı çelik gibiymiş. Acaba Derviş'i de hergün tenisten sonra buz gibi suya mı batırsalar? Yoksa hepimiz mi denesek bunu? Passiflora, Prozac, Cipram kürü de yardımcı olabilir.
Böylesine hayati bir anda "Ben doğuştan çeliklemeyim, inadımın nedeni bu" diyebilen bakanlara karşı başka ne önlem alınabilir; psikologlar bize öğretmeli..
Bu arada.. Enis Öksüz'de, sanki Derviş Türk Telekom'u yabancılara satmaya meraklıymış ve kendisi de bunu önlemeye çalışıyormuş izlenimi yaratma çabası farkediliyor ki parti politikası, seçmen oyu açısından bu ona gerekli. Oysa Derviş "Keşke Türk yatırımcı olsa" diyor. Siyasetteki ikiyüzlülük aynen devam mı etmekte, yoksa bize mi öyle geliyor? Dikkatle izlemek zorundayız!
Küçük Adam Ne Oldu Sana?
Devlet Tiyatrosu Aziz Nesin Sahnesi'nde izlediğim kabare türü oyunda, benzetmek gibi olmasın ama bugünün Türkiyesi'ni çağrıştıran çok şey var; işsizlik, haksızlık, torpil, gelir dağılımı adaletsizliği, ekonomik çöküş..
Bütün bunların bir toplumu nasıl adım adım baskı rejimine sürüklediğini görüyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı öncesi, Hitler'i iktidara getiren şartların yaşandığı Almanya'nın durumunu anlatıyor "Küçük Adam Ne Oldu Sana?" Halk dirense de, çalışmak istese de, manevi değerlere sonuna kadar asılsa ve sabretse de sonunda sistemin onları nerelere sürüklediğini ve nasıl çaresizliği kabule zorladığını..
Hans Fallada'nın romanının çeviri ve uyarlamasını Yılmaz Onay, koreografiyi Hülya Aksular yapmış. Onay aynı zamanda oyunu yönetiyor.
Başta Işıl Yücesoy ve Levent Öktem olmak üzere ekip gayet başarılı.
Oyuncuların çoğu üçten fazla rolü üstlenmelerine rağmen performansları çok iyi.. Tiyatroseverlerin oyunu uyarlama ve zamanlama açısından da beğeneceğini sanıyorum. Benim izlediğim akşam salonda tek boş yer olmaması da bunu gösteriyor zaten..
Arı'nın gençlik konferansı
Çarşamba günü Arı Grubu Başkanı Kemal Köprülü 'Genç Arı' Koordinatörü Damla Gürel ve Kaya Arslan'la birlikte Sabah Gazetesi'nde beni ziyaret ettiler. Arı Grubu'nun yurtiçi ve yurtdışında ne kadar dinamik ve etkin bir çalışma yürüttüğünü bildiğim ve yeni projelerini merak ettiğim için benim açımdan çok yararlı bir görüşme oldu.
Genç Arı'nın, Uluslararası Cmuhuriyetçiler Enstitüsü (IRI) ile birlikte 1999 yılında Türk gençlerinin siyasal katılımını geliştirmek ve gençliğin geleceği üzerine bir değişim hareketi oluşturmak üzere başlattığı "Katıl ve Geleceğini Yarat" projesi devam ediyor.
Arı Grubu'nun Genç Arı kolu bugüne kadar proje kapsamında Samsun'dan Adana'ya, Erzincan'a kadar 18 ilde toplantılar düzenlemiş.
Bu yıl 2'ncisi yapılacak olan "Katıl ve Geleceğini Yarat Gençlik Konferansı" ise 12 Mayıs Cumartesi günü, İstanbul Maslak Princess Otel'de başlayacak.
Hepimize, özellikle gençlere çok yararlı olacak bir toplantı..
Kaçırmayın!
İlk tasarruf önlemi, mutluluk çubuğu
Aylardır devletin alacağı tasarruf önlemleri konuşuluyor. Milletin ekmeğe muhtaç duruma geldiği ekonomik kriz sonrasında bir ümit belirir gibi oldu, makam araçlarının sayısı azaltılıyor dendi, biz de "Tamam, nihayet başladılar, arkası gelir artık" dedik ama yine ses kesildi.
Devlet kuruluşlarında lüks makam araçlarının bile azaltıldığından şüpheliyiz.
Lojmanlar duruyor.
Dış temsilciliklerde çoğu dil bilmeyen müşavirler ordusu, tam maaşla emeklilik verilmiş gibi oturuyor. Yaz geliyor, "eğitim tesisi" adı altında bütçeden sürekli para çeken 5 yıldızlı turistik tesisler müdür beyler için bedava otel gibi çalışmaya başlayacak.
Peki nerede tasarruf önlemleri?
Başbakanlıktan çıkan onlarca tasarruf genelgesi nereye gitti?
Hangisi uygulandı?
İki gün önce telefon eden emekli ve diyabet hastası İstanbul'lu bir bayan okuyucumuz "76 yaşındaki milletvekiline bizim kesemizden 2,5 milyara mutluluk çubuğu takıldığını duyunca çıldırdım artık" diyor ve devam ediyor;
"Harbiye'deki Diyabet Cemiyeti'ne parasız tahlil yaptırabiliyorduk. Vakfa çevireceğiz diyerek durdurdular. Bir yıldır bunun için gerekli olan imza çıkmıyor ama mutluluk çubuğunun izni hemen çıkıvermiş. Bu nasıl memleket?"
Soruyu sormakta çok haklı, binlerce eski milletvekiline yaşlandıklarında mutluluk çubuğu takılacaksa gelecekte başka Derviş'lere de ihtiyacımız olacak demektir zaten..
Aman bunu borç istediğimiz ülkeler ve kuruluşlar duymasın, eğlence programlarına düşeriz.
Hükümet Seçim ve Partiler Yasaları kadar sessiz ve duyarsız kaldığı tasarruf önlemleri uygulamalarını derhal açıklamak zorundadır!
|