  
Bu memlekette maça gitmek yürek ister..
Fener-Galatasaray maçı, Türkiye'de son 6 yıldır gittiğim tek maç.. Yazısını yazmayı üç dört gün sonrasına bıraktım.. Sıcağı sıcağına yazmak işime gelmedi.. Kan dökülmesine sebep olmamak için gerilimin düşmesini bekledim..
"Ben Fener-Galatasaray maçına gelmem.." dedim.. Bu cümleyi söylerken, Baba'nın seçmen karşısına çıkıp "Kendim için birşey istiyorsam namertim.." dediği an kadar kararlıydım..
- "Öldürseniz gelmem.." diye de ayak direttim..
Otuz yıldır profesyonel futbol seyircisiyim.. Bu ahalinin adım adım nasıl psikopatlaştığını en yakından izleyenlerden biriyim.. Bırakın sabah akşam tepinen futbol holiganlarını..
Bu memleketin bilim adamına bile güvenmem.. Bilim adamını geçtim, futbol söz konusu olduğunda diyanetten kadrolu evliyasına bile güvenmem..
***
Son gittiğim futbol maçının hiçbir iddiası yoktu.. Yanımda oturan TÜSİAD yönetim kurulu üyesi görünümlü zatın tuttuğu takım bir gol attı.. Golün atılmasıyla adamın havaya zıpladığını gördüm..
Deli gibi tepiniyordu.. "Üzerime yıkılır, gözlüğüm kırılır" endişesiyle ben de ayağa kalktım..
Adam avazı çıktığı kadar bağırarak bana döndü.. Göz göze geldik.. O an bağırmam icap ettiğini düşünüp ben de avazlandım ama niyetim sevincine katılmak değildi..
Nasıl koyduk ama?
Fiilen kendimi savunma güdüsüyle bağırıyordum.. Golü atan takımla hissi bir ilişkim olmadığından bağırmam daha çok erken sancılanmış hamile kadınların avazını andırıyordu..
Manasız bir dellenme hali işte..
Buna rağmen kurtulamadım.. O TÜSİAD yönetim kurulu üyesi görünümlü adam birden boş böğrüme bir yumruk salladı.. Sallarken de "Nasıl koyduuuuk amaaa!" diye bağırarak fikrimi almak istedi..
Lise yıllarında amatör boks yaptığımdan hala biraz bel eskivim var.. İşe yarar diye yan dönünce yumruğu kaburgalarıma yedim.. Nefesim kesildi..
Adama cevap vermesem yumruklu bir soru daha gelecek.. Bir elim kaburgalarımın üzerinde, kesik kesik konuşarak cevap verdim:
- "Eee-vet.. İyi.. Koy-duuuk.."
O benim Türkiye'de seyrettiğim son futbol maçı oldu.. Maç bittiğinde, elim hala sızlayan kaburgalarımın üzerinde stadın dışına çıktım.. İnönü Stadı'nda basına ayrılan bir otopark yeri var.. Arabama binip, cehennem olacağım..
Arabayı daha caddeye çıkaramadım ki kendimi taraftar topluluğunun arasında buldum.. Yanımda da bizim taze futbol otoritemiz Levent Tüzemen'in karısı Betül var..
- "Abi, gazeteye gidiyorsan ben de seninle geleyim.." demiş, yanıma oturmuş..
***
Arabayı kuşatan taraftarlar sırf icraat olsun diye kaportayı yumrukluyordu.. Bir tanesi beni tanıdı.. Çıldırmış gibiydi.. Motorun üzerine oturup ön camı dövmeye başladı..
- "Yazın ulan şerefsizler.. Bunu da yazın.." diye bağırıyordu..
Yazmamı istediği acil memleket meselesi, o günkü maçın hakemine dairdi.. Ön camımı yumruklayan vatandaşın fikrine göre hakem normal bir erkek değildi.. Kendi cinsiyle duygusal ilişkiye girmeye hazır homoseksüeldi..
En azından biseksüeldi..
Galip gelen takımın futbolcuları ile hakem arasında artık saklanması mümkün olmayan bir "homoseksüel dayanışması" vardı.. O yüzden maç boyunca adamın tuttuğu takımın aleyhine kararlar vermişti..
Bunu yaparken de karşı cinse ilgi duyan "hetoroseksüel camiayı" derinden yaralamıştı..
- "Yazın ulan şerefsizler.." diye naralanırken, bir gazete okuru olarak basit bir talebi dile getiriyor "Şerefsiz medyanın" bu işe parmak basmasını bekliyordu..
Kuyruk çok lazım..
Vatandaşın doğal bir refleksle "Şerefsizler" diye tanımladığı medyanın bir mensubu olarak, arabanın içinden başımı sallamak durumunda kaldım.. Maymunlar üzerinde deney yapan bütün zoolojistler bunun "Onay vermek.." anlamına geldiğini bilir..
Bu zoraki onay verme işi yaşanan geçici bir paniğin doğal sonucudur..
Ancak insanlarda kuyruk olmadığından, işleri daha zordur..
Temsil köşeye sıkıştırılan bir maymun; böyle durumlarda kuyruğunu havaya havaya dikip "Senden korktum.. Uzlaşalım.." mesajı verebilir ama insanlar veremezler..
O dehşet anının üzerinden yıllar geçti.. O nedenle şimdi daha soğukkanlı düşünüyorum.. Eğer o kuşatma anında yeterince soğukkanlı olabilseydim belki arabanın bagaj kapağını içeriden açardım..
Havaya dikili bagaj kapağını kuyruk niyetine kullanıp korktuğumu belli ederdim.. Akıl edemedik işte..
O öfkeli kalabalıktan nasıl çıktığımı bir ben bilirim bir de Allah.. O günden sonra da Türkiye'de maç seyretmeye, taraftarın arasına girmeye tövbe ettim..
***
Hani senede bir Kalp Vakfı yararına İnönü'de veya Ali Sami Yen'de eski şöhretlerle birlikte futbol oynuyoruz ya! O maçlardan sonra bile stadta kalmam.. Duşumu alıp arka kapıdan sıvışırım..
Hal böyleyken bir Fener-Galatasaray maçına seyirci olarak davet edilmemin bende yaratacağı ruh halini hesaplayın..
Yukarıda anlattığım olay ligin en iddiasız maçlarından birinde geçti, canımızı zor kurtandık.. Şimdi bana;
- "Fener'in Galatasaray ile yapacağı hayati maça gel.. Bakalım ölecek misin, kalacak mısın? Şansını bir dene.." diyorlar..
- "Gelmem.." diye debelenmem, bu yüzdendi..
Lakin "emir, demiri keser.." diye bir laf vardır.. Dünya durdukça başımızda durası amirim Zafer Mutlu, benden yana ne zaman direnişle karşılaşsa aynı taktiği yapar:
- "Kardeşim sen gazetecisin.." diye başlar.. Mesela Ankara'ya bir yemeğe gidecektik.. O vakit başbakan Tansu Hanım.. Cuma'ya denk geldi seyahat.. "Benim maçım var, gelemem.." dediğimde de böyle yapmıştı:
- "Biz seni bu gazetede futbolcu olarak çalıştırmıyoruz.." diye başlayan kırıcı laflar etmişti..
Gerçi o zorlamanın intikamını Ankara'daki yemekte "şimdi anlatamayacağım bir biçimde" almıştım ama rikkat kalbim bir kere kırılmıştı.. Bu kez de böyle oldu, direnemeyeceğimi anlayıp "Peki gelirim.." dedim..
YARIN: Fener stadında maça gidiyoruz..
|