
Denizli çatlatıyor!
Bak Hıncal. Ben Saadettin Tantan'ın yerinde olsam, senin hakkında soruşturma açtırırım. Önce organize suçlar şubesine gönderirim, oradan Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne. Neden mi?
Sevgili Hıncal. Kaleme aldığın yazılarla ve konuşmalarınla, hiç yüzün kızarmadan 'bu tabir benim' diye sahiplendiğin Kutsal İttifak teorilerinle Türkiye'de halkı kamplara bölmek, birbirleri üstüne kışkırtmak, ben dahil bazılarını düşman ilan ederek halkı onların üzerine göndermek, yani gruplara çete kurdurarak birbirlerine vurdurmak suçlarından kesin yargılanman lazım.
Şükrü Saracoğlu Stadı'na gidemiyorsun. Avni Aker'e gidemiyorsun. Bursa Atatürk Stadı'na gidemiyorsun. Daha ismi aklıma gelmeyen çok stada gidemiyorsun. Bırak onları, artık Ali Sami Yen'e de gidemiyorsun. Ha bire hedef gösteriyorsun, ondan sonra hiçbir maça gitmeyip, televizyonun başına geçip lök gibi oturuyorsun. Sonra da aldığın kilolardan şikayet ediyorsun.
Görmeden yazıyorsun
Bak Hıncal. Maçı görüp, yaşamazsan hata yaparsın. Lucescu'yu suçluyorsun. Korkaklıkla itham edip, yedek kulübesinden çıkamadı diye. Lucescu maçtan bir saat evvel takım ısınırken, kenarda ayakta durdu. Ona cep telefonu dahil pil ve içi su dolu bardaklar attılar. Ama sen bunları görmedin.
Diyorsun ki, "Yönetimden, hem de ikisi görevli üç yönetici vardı." Diğerlerini gelmemekle suçluyorsun. SABAH grubunda sarı-kırmızı kaşkol takan tek amigo yazar sen varsın. Niye çok sevdiğin takımın maçında Basın Tribünü'nde yoksun. Ayrıca senin Şükrü Saracoğlu Stadı'na gelmen için bir başka çok haklı sebebin var. Çünkü, sen eski bir F.Bahçeli'sin. Yani dönek bir G.Saraylı'sın.
Hagi'nin atıldığı G.Saray-G.Birliği maçında senin hedef göstermen yüzünden seyirci bana döndü. 70. dakikada yayına gitmek için staddan çıkarken Çevik Kuvvet'ten 40 tane polis geldi. Tam da senin önünden çıktık. Tahmin ediyorum o sırada keyfin doruğuna çıkmışındır. İşte böyle tahrik edici, grupları kışkırtıcı yazıların ve konuşmaların yüzünden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanman lazım. Her haltı yapıyorsun, sonra da "Kurtar bizi Tantan" diye neredeyse ağlıyorsun. Yanında korumasız sokağa çıkmıyorsun. Aramızdaki fark, ben bütün stadlardaki maçlara gidiyorum,
Hani dedin ya "Erman Toroğlu başkanlığında medya F.Bahçe'yi istiyor." Eğer o gün stadda olsaydın oturacağın yerin önünden bana ne küfürler edildiğini, kulaklarınla duyar, gözlerinle görürdün. Demek ki, onlara da ters gelecek şekilde konuşmuşum. Olabilir. Ben işimi yapıyorum. Ama korkmadan da stadlara gidip, maçları seyrediyorum. Yanımda koruma da yok. Bir tek yukarıda Allah var. Sen yukarıdaki yazdığım suçlardan DGM'de mahkum olur, içeri girersen ziyaretine gelirim. Yanıma bir televizyon, bir Digitürk, bir de Ertekin'i almayı ihmal etmem. Ne de olsa stadlara gidemiyorsun. Bir tek seyredeceğin mekanda değişiklik olacak.
Bu futbol işini de çok iyi biliyorsun ya. Sezon başı "Mustafa Denizli F.Bahçe'de başarılı olamaz, Rıdvan'ın akibetine uğrar" demiştin. Şimdi de çevirdin o meşhur kazlarını "Sezon sonu Mustafa gider" ahkâmı kesiyorsun.
Fenerli değilim. Ama F.Bahçe-Denizli ikilisine en fazla desteği veren bendim. Şu anda da yoğurdun maya tuttuğu gözüküyor. Söylediklerin çıkmadı, Denizli de başarılı oldu diye orta yerinden çatlıyorsun. Denizli'nin hataları olmadı mı, mutlaka oldu. Yönetimin de tabii ki. Ama bak Hıncal, Denizli'nin şu anda daha lig bitmeden F.Bahçe'de başarılı olduğu kesinleşmiştir. Sebep basit. F.Bahçe, Şampiyonlar Ligi'ni hemen hemen garantiledi. Kupada da finali oynadı. Yani Denizli, senin gibi yanında olduğunu söyleyen ve "Onu çok seviyorum" diyen sahte dostları tarafından vurulmasına rağmen, başarılı oldu.
Kızı bile baltaladı
Hadi seni geçelim. İlk eşinden olan kızı Selin bile gece kulüplerinde boy boy fotoğraflar çektirerek, hatta Baliç ile gözükerek Denizli'yi arkadan vuranların başında geldi. "Babam zor bir tünelden geçiyor. Kendime çeki-düzen vereyim. Hiç olmazsa ben onu basında yıpratmayayım" bile diyemedi.
Belki de o bile babasından intikam almaya kalktı. Yani Denizli, her şeye rağmen şu anda bence sezonu başarıyla kapattı diyebiliriz. Elindeki kadro çok geniş değil. Sezon başında hiç beklemediği bir olay ile Alpay ve Oktay'ı kaybetti. Andersson'dan uzun süre faydalanamadı. Bu F.Bahçe geçtiğimiz dört yılda acıların takımı gibiydi. Mücadele ettiği Galatasaray geçen yılın Avrupa Şampiyonu, Beşiktaş 40 milyon dolar harcama yapmış. Önce Scala, sonra Daum'u getirmiş. Ama sen hâlâ "Denizli bu sene başarılıdır" diyemiyorsun.
Niye? Çünkü hasetinden ölüyorsun.
Ankaragücü direnecek
Yabancı teknik direktör, yabancı futbolcu ve yabancı hakem. Bazı konularda çoğuna şüphe ile baktım. Maalesef 40 senedir içinde olduğum futbol camiasında yapılan bazı iğrenç şeyler bunlardan geldi. Yerli mallar bu işlere teşebbüs ederken, düşünür. Türkiye'yi terkedip hangi ülkeye gidecek. Yarın ipliği pazara çıktı mı silinip gidecekler. Nitekim çoğu öyle oldu. Belki bazıları basında hak ettikleri yeri almadılar ama şöyle bir geriye baktığınızda pek çoğunun yok olduğunu görürsünüz. Ankaragücü'nde yıllarca futbol oynadım. Kulüp olarak hiçbir şeye karıştığını görmedim. Bir tek yıllar önce Ankara Demirspor ile oynanan maç var. Maç berabere biterse kümede kalacaklar. Nitekim maç berabere bitti. Aynen bu yıl Şampiyonlar Ligi'nde oynanan Galatasaray-Sturm Graz maçı gibi.
Ferdi olarak takım içindeki ahlaksızlara ulaşabilirsiniz. Bu konuda da kulübün işi zordur. Evet 8-0'lık Galatasaray maçında benim de duyumlarım oldu. En fazla da Zalad konusunda. Ama yukarıda Allah var Beşiktaş, Zalad'ı Ankaragücü'ne yollarken, bir zil takıp oynamadığı kaldı. Bir yıl sonra attığı silahla vuruldu. Etme-bulma dünyası. Şu andaki Başkan Cemal Aydın, o zaman genel kaptandı. O maçtan evvel elinden gelen her şeyi yaptı. Şimdi de yapacaklardır. Galatasaray, Ankaragücü'ne göre daha iyi takım. Yenmesi de çok doğal. Ama göreceksiniz Ankaragücü bu maçta belki iyi oynamayacak ama çatır çatır mücadele edecektir.
Şu bizim gözlemciler
Gözlemciler maça giderler, soyunma odaları, koridorlar, gelen misafir takımın seyircilerinin oturacağı yerler, tuvaletler, yani akla gelebilecek her tarafı kontrol ederler. Bu onların işidir ve yapmaya mecburdurlar. UEFA gözlemcileri görevlerini yetkili ve etkili biçimde uygularlar. Bizdekiler gelirler maça çay, kahve muhabeti "Nasılsın ağabeyciğim, iyi misin?" sohbeti. "Çoluk, çocuk nasıllar" seremonisi. Bir tanesi maçtan evvel veya devre arasında tribünden inip veya maç sırasında misafir seyircilerin arasına girip olayları yaşamazlar. Yapamazlar. Çünkü, ben onların hakemliklerini biliyorum. O zaman hakem olamayanlar, hakemlik yapamayanlar şu anda kasıla kasıla neredeyse adale kanseri olup gözlemcilik yapmaya çalışıyorlar. Zaten yıllardır adam gibi dört-beş adet gözlemci vardı. Şimdi onlar da görev almıyorlar.
Ya askerlik ya hakemlik
Asker hakemler konusunda yine Genelkurmay'ın aklını çelmeye uğraşıyorlar. "Öğretmenlikle, doktorluk veya memurluk arasında askerliğin ne farkı var?" diyorlar. Var beyler var. Devlet bana iki yıl askerlik yapma şartı koymuş. Yapmazsam asker kaçağı olurum. Ama doktorluk veya öğretmenlik yapmazsam, doktorluk veya öğretmenlik kaçağı diye yakalanmıyorum. Ya asker gibi askerlik yapın ya da emekliliğinizi isteyip, bir maçta 500 milyon lira alıp adam gibi hakemlik yapın.