kapat
10.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )

Kriz değil kalıcı durum!

Kavramlar aracılığıyla düşünüyoruz. Kelimesi olmayan kavram, bizim için varolamıyor.

Bunlar bilinen şeyler.

Ama bir de yanlış anlamlar yüklediğimiz kavramlar var.

Bunlar da bizi yanıltıyor.

Son günlerde dilimizden düşmeyen kriz kelimesi, bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

Kriz dediğimiz anda, geçici bir durumla karşı karşıya olduğumuzu ifade ediyoruz.

Şu anda bir krizin içinde olduğumuzu söylemek; bu olağanüstü durumun geçici olduğunu, bir süre sonra herşeyin yine eski haline döneceğini kabul etmemizi gerektiriyor.

Acaba durum bu mu?

Biz geçici bir sıkıntı içinde miyiz?

Bir süre sonra Türkiye yine eski günlerine mi dönecek?

***
İşte "kriz" kavramının rahatlatıcılığı da burada. Biraz dişimizi sıkarsak, eski bolluk günlerine kavuşacağımızı sanıyoruz.

Yine pahalı otomobillerin cirit attığı kentlerde, "Pompei'nin son günleri" ni hatırlatan zevk-u safa günleri geri gelecek sanıyoruz.

Oysa durum hiç de öyle değil!

***
Eski Türkiye; gelirinden fazla harcayan, borç aldığı parayı başka bir borçla kapatarak süreyi uzatmaya çalışan ve bu paranın borç olduğu gerçeğini unutarak kendisini zengin sanmaya başlayan bir aileye benziyordu.

Evin hanımına cip, beyine Mercedes; çocuklarına BMW alınmıştı. Yılda birkaç kez Avrupa, Amerika gezilerine çıkılıyor, orada beş yıldızlı otellerde kalınıyordu. Ailenin oturduğu villa da göz kamaştırmaktaydı.

Ama bu zengin ve lüks yaşam borçla sağlanıyordu. Ailenin üretimi ve geliri, bu yaşama uygun değildi.

Rüya birkaç yıl sürdü ve sonunda birgün alacaklılar evin kapısına dayandılar.

Eve el konuldu, otomobiller alındı ve aileye denildi ki: "Artık hak ettiğin biçimde yaşayacaksın. Her gün çorbaya makarnaya talim et, işe otobüsle git, elektriği, gazı idareli kullan. Gerçek boyutuna dön!"

İşte Türkiye'ye yapılan da aynen bu.

Saadet zinciri, paradan para kazanma, har vurup harman savurma dönemi sona erdi.

Pakistan kadar üretip, İsviçre gibi harcamamıza kimse izin vermiyor.

Bu örnekler geçtiğimiz yıllarda bu köşede çok tekrarlanmıştı ama kimse kulak asmamıştı.

Çünkü mevcut sistem, yalnız suyun başını tutanların değil, herkesin işine geliyordu.

O köpük ekonomisinden bütün yurttaşlar yararlanıyor ve hak edilmemiş paranın harcanması ekonomiyi döndürdüğü için, piramit misali yukarıdan aşağıya doğru, herkes nasibini alıyordu.

Şimdiki duruma "kriz" adını takarak rahatlama çabalarının sebebi de bu.

Bu günler geçecek, dışarıdan para bulunarak kriz atlatılacak ve "Vur patlasın, çal oynasın!" günleri geri gelecek diye düşünülüyor.

Oysa bu iş bitti.

"Borç yiyen kesesinden yer!" sözü bir kez daha doğrulandı ve Türkiye son yıllarda gördüğü rüyadan uyanmak zorunda kaldı.

İçinde yaşadığımız dönem bir kriz değil, kalıcı bir durumdur; gerçek boyutumuzdur.

Kısa vadede hiç kimse bolluk beklemesin.

Bu durumdan çıkmanın yolu, çalışkan, alçakgönüllü, dürüst, üreten bir ülke olmamızdan geçiyor.

Ama mevcut siyaset anlayışı, ahlaki yapı ve düşünce formasyonuyla bunu becerebilir miyiz bilmem!

 
Ekonomik programın başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Evet
Hayır

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır