"Yürüyorum" diye bir dergi yollamışlar bana.. Ne mi bu Yürüyorum?..
"Engelli bir kişinin, hayatta karşısına çıkan güçlükleri nasıl aşacağının yürekli savunuculuğu" demek.. "Herkesin kendi elinde olması gereken yaşam özgürlüğünün engellere takılmaması" demek.. "Engelli, ama engellemeyen bireyler" demek..
Moiz Meseri'nin sahibi olduğu dergide, Yayın Sorumlusu Işıl Haberal böyle anlatıyor işte..
Dimdik bir baş ve dimdik bir bakışla çıkarılmış olması hoşuma gitti.
Ezilip büzülmeyen, yardım dilenmeyen, yardım etmeyenlere saldırmayan, "Biz de sizdeniz" diyenler..
Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu "Engelliler Parkı"nı açarken endişe ile sormuştum.. "Bu ayrım değil mi?.. Bu aslında onların en çok nefret ettikleri şey değil mi" diye..
"Tam tersine" dedi, Namoğlu.. "Bu engellileri toplumun diğer bireyleri ile bir araya getirecek park.. Bu ülke parklarında engelliler düşünülmemiş. Bu yüzden engelli bir anne çocuğu ile, ya da, bir baba engelli oğlu ile birlikte gidip birlikte oyalanacakları bir parka sahip değiller.. Bu park, onları bir araya getirecek alanlara ve araçlara sahip olacak.."
Harika.. Ama ada gene de itirazım var.. "Engelliler Parkı" ayrımı çağrıştırıyor.. Daha anlamlı bir isim konabilir, hala..
Aslında Belediyelerin parklardan önce yapmaları gereken şeyler var.. Bu kentte tekerlekli sandalye ile dolaşmayı düşündünüz mü hiç?.. Teşebbüs ettiniz mi?.. Ben ettim.. 1994'te 3 aydan fazla tekerlekli sandalye ile dolaştım. Faciayı yaşadım.. Kaldırımlarda güya tekerlekli sandalye için yapılmış rampalar göstermelik.. Uçurum gibi.. "Laf ola" yapılmış işte.. Şişli, Beşiktaş hala böyle.. Bir de şimdi, "Arabalar park etmesin" diye çağdışı bir yükseklik getirildi kaldırımlara ki, engellileri geçin yaşlılar bile yardımsız inip çıkamaz..
Seçimde oy vermeye gitmiştim. Sandık ikinci katta okulda.. Altı kişi beni koltuğumla kucakladılar.. Nasıl utandım o görünüşten.. Peki o okula tekerlekli sandalye ile bir öğrenci yazılamaz mı?.. Ne olacak o zaman?..
Opera'ya gittim.. O merdivenleri gene dört beş kişi yüklendi, arabamı öyle çıktık.. Bir daha yüzüm kızardı.. Atatürk Kültür Merkezi'nde meğer engelli rampası varmış.. Varmış da bilen yok. Mimar koymuş, yapmışlar. Sonra kapıya kilidi basıp, anahtarı da kaybetmişler..
Türkiye'de engelli olmak, vatandaşlık haklarınının enaz yarısını kaybetmek demek..
Çünkü devlet, çünkü yerel yönetimler onları unutmuş..
Kendi dernekleri de ortaya çıkıp bir güçlü sivil toplum örgütü olamamışlar..
O devirde ben de içlerindeyim ya.. Bana kim geldi ise "Yardım" için geldi..
Yazsam da şunu verseler, yazsam da bunu alsalar.. İşin temelinde mücadele eden yok nerdeyse..
O sırada alçılı bacağım ve koltuk değneklerimle Amerika'ya gittim.. Hayatımın en rahat Amerika yolculuğu oldu.. Orada "Disabled" yani "Engelli" deyince akan sular duruyor.. Engelliye yok, yok!..
Dişçi muayenehanesinden en büyük mağazalara, kapıya en yakın yerde engelli otoparkları.. Her umumi yerde, engelli tuvaletleri.. Halka açık her yere, sinema, tiyatro dahil, tekerlekli arabanızı kendiniz sürerek girip çıkmanızı sağlayacak rampalar..
Engelli için kolaylıklarınız yoksa, o iş yerini çalıştırma izni alamıyorsunuz en başta..
Los Angeles'e indiğinde uçağım, beni tekerlekli sandalye ile aldılar. Götürüp bir odaya kahve ısmarladılar. Bu sırada pasaportum yapıldı. Eşyalarım bagaj holünden alındı, bir arabaya kondu. Sonra beni ve bavullarımı karşılamaya gelen Kazım'a teslim ettiler.. Ben sakatım ya.. Kazım baş vurup "Engelli" plakası almış arabasına.. Nasıl rahat gezdik dolaştık.. Her yer otopark bize, düşünebiliyor musunuz?.
Stad açık.. Basın tribünü güneşin altında.. Ben sakatım ya.. Bana özel yer ayırdılar.. En üst sırada bir sıra gölge yer var, orada.. Peki oraya nasıl gideceğim.. Merdiven çıkamam.. Asansör var. Final günü duruma CIA, FBI el koymuş.. Asansörü sadece Başkan kullanacak.. Bir de ben kullandım.. Engelliyim ya.. Amerika Başkanı ve ben.. Ayni imkanlarla.. O başkan.. Ben engelliyim, ondan..
Maçtan sonra Kazım beni alacak, konser var, kentin öte yanındaki stadda.. Ona yetiştirecek..
Maç bitti.. Stadda 1.5 kilometre mesafede Basın Merkezi var. Herkes yürüyor stada.. Arada trafik yasak çünkü.. Bir tek beni ufak elektrikli bir traktörle alıyorlar. Kasıla kasıla gidiyorum. Basın merkezi önü ana baba günü.. Neden?.. Final sonrası stada gelen tüm yollar tek yön, gidişe ayrılmış. Geliş yasak.. Ne halt edeceğim ben şimdi?.. Kazım gelemez. Ben gidemem.. O zaman cep telefonu yok ki, "Ben servisle otele gidiyorum, beni ordan al" diyeyim. Gidersem Kazım'la irtibat kopacak. Beklemek tek çare.. Artık yollar ne zaman açılırsa..
Aaa.. Bir baktım, önde bir polis eskort arabası, arkada Kazım.. Yasak yoldan geliyorlar..
Kazım "Engelli bir arkadaşım var, onu alacağım" deyince akan sular durmuş. Durmakla kalmamış.. "Sen böyle gidersen kaza olur" diye öne mavi kırmızı ışıkları yanan polis otosu koymuşlar..
"Bana rağmen!.." Nükhet Duru'nun son CD'sinin adı bu.. "Bana rağmen.." İnanın bundan daha cuk oturan bir isim bulunamazdı.. Nükhet, Nükhet'i nihayet yenebilmiş ve bu enfes "Dönüş" plağını yapmış işte.. Nükhet Nükhet'ken.. Nükhet "Beni Benimle Bırak.. Melankoli.. Ben Gene Sana Vurgunum" derken, bütün Türkiye onunla yatıp onunla kalkıyordu.. Sezen de vardı o zaman.. Ajda da vardı.. Ama Nükhet "1 Numara" idi.. Sonra şaşırdı.. Pop müziğin bu müthiş yorumcusu, o zamanki sevgilisi hoşlanıyor diye alaturka söylemeğe kalktı. Söylemekle kalmadı, kendi kendini de inkar etti.. "Ben müziğimi şimdi buldum. Bundan evvelkiler boşmuş" diye.. Nükhet'e tapanlar, öfkeden çıldırdılar.
Sonra popa döndü.. Aman tanrım, ne anlamsız şarkılar.. Çekilen halatlar, içilen çaylar falan şarkı oldu Nükhet'e.. Ve Nükhet'e tapanlar bu yeni ihaneti affedemediler.. Onu defterlerinden sildiler..
Nükhet nasıl güzelim yılları ziyan etti.. Nasıl düştü.. En yeni yetmeler kadar satamaz, çalıştığı kulüpleri dolduramaz oldu.. Nasıl üzülüyordum haline.. Nasıl..
Sonra "Bana rağmen.." kondu önüme.. Dinledim.. Bir daha dinledim.. Bir daha.. Bir daha.. Bu eski Nükhet'ti işte.. Yeniden doğan Nükhet.. O eski lezzette şarkıları, o eski lezzette okuyan Nükhet.. Aklını başına devşirmiş.. Patron diye, müziğin en idealist adamı Cemal Noyan'ı seçmiş.. Sonra ekibe bakın.. Yola ilk çıktığında yanında olan Cenk Taşkan.. Sonra Arto.. Arto Tunç.. Zeynep Talu.. Melih Kibar.. Mehmet Teoman..
Ve Nükhet.. Gerçek Nükhet.. İlk Nükhet..
Bir Yemen Türküsü okumuş Nükhet.. Hani milli marşımız gibi türkü.. Rahmetli Ertan Anapa'dan bu yana bu kadar güzel yorumlanmamıştı.. Arto'nun aranjmanı, Ercan'ın Ney'i muhteşem..
Fatih Erkoç'la bir düetleri var.. Hiç Bir Zaman.. Dinle dinle bıkmıyorsunuz..
Beni en çarpan şarkı Tam Zamanı oldu.. Zeynep nasıl güzel yazmış sözleri..
"Şimdi tam zamanı
Aşık olmanın
Şimdi tam zamanı
Sarhoş olmanın..
Gönlüm kafesinden uçtu uçacak
Ah kader utansın
Bu gece günahın tam zamanı"
derken Nükhet'i dinlemeniz gerek..
Bir Çiğdem Talu- Melih Kibar şarkısı, Aldım Başımı Gidiyorum, anılara götürüyor insanı..
Anılara götürüyor, Nükhet'i geri getiriyor..
Nükhet'e rağmen!..