Vaktiyle ünlü illüzyonistimiz Zati Sungur'a, bazı gösterilerinde neden ördeği yeğlediğini sormuştum.
"Ördek ne kadar sıkıştırılırsa sıkıştırılsın, bağırmaz da ondan" demişti.
Bizim kul yığınları da; her türlü kötü yönetime, her türlü krize, her türlü yoksulluğa alışık gibidirler...
Oktay Akbal'ın ünlü öykü kitabındaki gibi "Önce ekmekler bozuldu"ğu zaman da, sesleri pek çıkmaz; benzin kuyrukları uzadığı zaman da; ufukta hiper enflasyon tehlikeleri belirdiği zaman da...
Ankara, ekonomideki açmazlar nedeniyle kul yığınlarının durumundan kaygılanır gibi olursa, önce birkaç ilde; sonra da gerekirse tüm ülkede sıkıyönetim ilan eder, olur biter...
Neden kahve edebiyatında, her türlü bozukluğun üstesinden gelinmesi için hep aynı formül ileri sürülür:
- Sallandır iki kişiyi, bak her şey nasıl düzelir..
Aynı kahve edebiyatının, ülkenin doğru dürüst yönetilebilmesi için bir başka inancı da şudur:
- Bize eli sopalı biri lazım..
Burjuvazinin gelişmemiş olduğu toplumlarda, geleneksel bir despotizme karşı alışkanlık vardır. Despotizm de öncelikle, yönetimdeki bozuklukları ortaya çıkarmaya kalkanları ezer...
20. Yüzyıl boyunca ortalama her iki yılda, bir yazı adamının öldürülmüş olması bir rastlantı değildir.
Bir rastlantı değildir, ne kitapların toplatılması, ne kalem sahiplerinin içeri tıkılması...
Böyle bir döneme artık geri dönülemeyeceği kanısında olanlar ise, her zaman için aldanabilirler...
Böyle bir döneme geri dönülebilir de; ancak sonra ne olur? Despotlar arasında bir çatlama mı olur; ekonomik bunalım, despotları da karanlıkta bırakmaya mı başlar; santraller, telefonlar, havaalanları, istayonlar felce mi uğrar; onu kestirme olanağı yoktur...
Bir de bakarsınız böyle bir felâkete, yabancı gözlemciler müdahele etmek zorunda kalır sonunda..
Ve herkes, çekilen onca acı ve sıkıntıdan sonra, her türlü çözüme razı oluverir.
Aşırı karamsar bir senaryodur bu...
Ama inanın, olasılığı da vardır.
Biz, çok daha yumuşak ve ortaklaşa benimsenmiş yöntemlerle, Türkiye'nin de 21. yüzyıl'la bir sentez yapmasını dileriz.. Tereyağından kıl çeker gibi kazasız belasız; çatışmasız tepişmesiz..
Sinsi talanlar ve iri yalanlarla kapkaç alışkanlığı; gerçek bir burjuvazi ile hukuk ve ekonomi bilincinden yoksunluk; yeni dönüşümlerin benimsenmesini hemen hazmedebilecek midir?
Ne kadar iyimser de olsak, yanıt vermek zor...
İnşallah aramayız bu günleri de... Çünkü beterin beteri olduğu gibi, krizin de krizi vardır..
Ve bizim dandik ekonomi, sanıldığından çok daha yatkındır hiper enflasyonlarla demagoglar kaosuna..
Aklımıza gelenler, başımıza gelmez, diyelim.
Zaten ne diyebiliriz ki, başka?