F.Bahçe-G.Saray maçının öncesinde ve sonrasında çok şeyler yazıldı, söylendi. Bunlara girmenin pek bir esprisi kalmadı. Ama içimde kalan bazı şeyler var.
Biz babalarımızı, büyüklerimizi dinlerken düşmanlık öğrenmedik. Fenerliler, müthiş Metin Oktay, Turgay Şeren, Suat Mamat hikayeleri dinlediler. G.Saraylılar ise Lefter'e, Can Bartu'ya hayran kaldılar sadece duyduklarıyla. Peki biz çocuklarımıza ne anlatacağız? Birbirini boğazlayan, hiçbir yerde yan yana gelmek istemeyen futbolcuları mı? Ya da onları bu hale getiren medyayı ve yöneticileri mi? Şimdi burada "Ne güzeldi eski günler" masalları anlatmak istemiyorum. Şimdi de güzel şeyler oluyor. Ama biz bunların yerine tükürükleri, tekmeleri yazıyoruz. Niçin Rapajç'in gole giderken sakat Okan'ın tedavisi için topu taca atmasını büyütmüyoruz? Ya da neden Bülent Korkmaz'ın Ali Güneş'e önce kızıp ardından şefkatli bir ağabey gibi sarılmasını konu etmiyoruz? Sahada son yılların en sakin derbisi (hem de onca tahriğe rağmen) oynanmışken düşmanlığı körüklüyoruz.
Fransızlar, Türkiye'ye geldiğinde onları takip eden arkadaşımız Gökmen Özdemir, "Adamlar 2 saat muhabbet ederek yemek yediler. Bizimkiler 15 dakikada yemeği yiyip çıkıyor" demişti. Daha birkaç yıl önce F.Bahçe kaptanı Oğuz ve G.Saray kaptanı Bülent beraber yılbaşını kutlamıştı. Medya olarak körüklediğimiz düşmanlık, milli takımın ruhsuz halinin sorumlusu. Birbirleri için oynayan futbolcular yok.