  
El kapıları
Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve 7 zengin ülkeden gelecek ya da gelmesi beklenen toplam kredi miktarı 14.5 milyar dolardır. Bu kredinin gelmesiyle Türkiye "kurtulmuş" olmayacaktır. Sadece şu anda devam etmekte olan kriz ortamından çıkmak ve yeniden yapılanma yolunda adım atabilmek için "soluk" alabilecektir.
Batı, krediyi halen "vermiş" değildir. Bu kredinin de buharlaşıp yok olması ve Türkiye'nin bir yıl, iki yıl sonra tekrar kapı kapı dolaşıp para aramayacağı bir "yönetim sistemi"ne geçileceğinin "garantisi"ni istemektedir.
Türkiye'nin ikide birde "el kapıları"na düşmesinden, en başta "eller" memnun değildir. "Hasta adam", kendi kendini yöneterek "iyileştirmek" için imkânları varken, bunları kullanamamaktadır.
Türkiye, kendi yönetiminden memnun değil, ama dünya da Türkiye'nin yönetilme biçiminden memnun değil. İyice küçülmüş olan "dünya"da hiç kimsenin sorunu artık sadece "kendi sorunu" değil ve herkesin sorunu büyük bir hızla sınırları aşıyor, başkalarının da sorunu oluyor.
Batı artık herşeyi biliyor
Batı, "Bankacılık Kanununu çıkarmazsanız kredi vermem" diyor. Çünkü bu ülkeyi yönetenler yıllarca doğru dürüst bir kanun çıkarmayı, mali sektörün sağlıklı bir biçimde işlemesini sağlayamadılar. Bunun Türkiye'ye faturası da son on yılda yaklaşık 40 milyar dolar oldu.
Adamlar diyorlar ki: "Siz mali sektörü düzene sokacak, sağlığına kavuşturacak tedbirleri almazsanız, kanuni düzenlemeyi yapmazsanız, idari örgütlenmeyi sağlamazsanız aldığınız bu krediler de buhar olup uçacaktır."
Çünkü şimdiye kadar hep böyle oldu.
Batı, "Türk Telekom'un özelleştirilmesi için hemen harekete geçip adım atmazsanız kredi vermem" diyor.
Türk Telekom, uluslararası piyasalarda 25 - 30 milyar dolar değerindeyken, özelleştirilmesiyle 15 milyar dolar gelir sağlamak mümkünken Ankara bunu yapmadı.
Neden yapmadı? Birileri çıkıp yine "milliyetçi" görüntülü nutuklar atabilir. İsrail yaptı, kimse "milliyetçi" havası verilmiş nutuk atmadı. İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve bütün Doğu Avrupa yaptı...
Bizde yapılmadı, çünkü eğer yapılsaydı Ankara'yı rehin almış olanlar, "yakınları" olan 5.000 (yazıyla beş bin) insanı işe sokmak imkânını kaybedeceklerdi. Sonuna kadar direndiler. Neden? Milyarlarca dolarlık "ihale" yetkilerini kaybetmemek için. "Ben satayım, parçalayarak satayım" diyorlar. Neden? Milyarlarca dolarlık bir kaynağın "dağıtımını" kontrol edebilmek için; kendi "müteahhitleri"ni yaratabilmek, besleyebilmek, zengin edebilmek için.
Utanç verici olan...
Batılılar diyor ki: "Ekonomiyi siyasi rant ve çıkar kaygılarıyla elinde tutmaya devam eden bir yönetim anlayışını değiştirmezseniz, siyasi nedenlerle ekonomiyle oynamaya devam ederseniz, aldığınız bütün krediler yine bu israf ve yolsuzluk çarkları içinde buhar olup gidecektir."
Batı, Suharto'nun elinden "taahhüt mektubu" alıp Endonezya'ya 40 milyar dolar kredi açtı. Ama Türkiye'yi yönettiğini iddia eden üç parti genel başkanının elinden "taahhüt mektubu" almasına rağmen yine de 14.5 milyar dolarlık krediyi vermiyor, bekliyor.
Verdikleri sözleri tutmalarını bekliyor, çünkü bundan önce de defalarca "taahhüt" ettiler ama yapmadılar. "El kapısına düşüp" kredi istemenin utanç verici bir yanı yok. Utanç verici olan, bu şekilde düşmektir, atılan imzalara bile güvenilmemesidir.
|