kapat
08.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

Ben de AİHM'ye gideceğim

Dünkü Hürriyet'in birinci sayfasında, 1998 yılında Endonezya'da çekilmiş olan fotoğrafı görünce sanki IMF başkanı benim tepeme "kölenin efendisi" tavrıyla dikilmiş gibi irkildim.

Fotoğrafta dönemin IMF başkanı, 40 milyar dolarlık yardım anlaşması için güvence olarak Endonezya devlet başkanının imzasını bekliyor. Bir başka deyişle ondan şeref sözü istiyor. Suharto da mahcubiyetini açıkça anlatan bir yüz ifadesi ve vücut diliyle imzalıyor.

Bir anda kendimi Suharto'nun yerinde hissettim ve vücudumdan soğuk terler boşandı. Eminim bu fotoğrafı görenlerin çoğu aynı duyguyu hissetmişlerdir.

Biz de Endonezya'dan üç yıl sonra aynı muameleyle karşıkarşıyayız. Hükümeti temsil etmek üzere Ekonomi Bakanı Kemal Derviş'in ve Merkez Bankası Başkanı'nın imzaları yeterli görülmüyor. Başbakan ve iki yardımcısının da imzaları isteniyor. Bugüne kadar 18 anlaşma yapılmış IMF'yle ve bu bize ilk kez yapılan bir uygulama.. Neden? Çünkü verilen sözler tutulmamış. Paralar alınmış, alınmış, dipsiz kuyuya atılır gibi kaybolmuş. Ekonomi çökmüş. Artık inanmıyorlar.

Türkiye (ve tabii bu haritadaki Türkiye dikdörtgeni değil, Türk ulusu) yalancı konumunda.. Sözünü tutamayan, ayağını yorganına göre uzatmadığı için sürekli borç dilenen bir üçüncü dünya ülkesi konumunda.

Bunun sorumlusu kim? (En azından) Son 10 yıldır bu anlaşmaları imzaladığı halde gereğini yapmayan hükümetler.. Başbakanlarıyla, ekonomi bakanlarıyla sorumlu onlar.

Biz ödeyeceğiz
1999 yılı başında da IMF'ye Bankacılık Reformu ve Türk Telekom'un özelleştirilmesi için söz verilmiş. Sonunda da. Ama tutulmamış sözler.

Nihayet yapılan, 2000 yılında Bankalar Kanunu çıkardık diye zarar eden özel bankaları fona devretmek. Yani zararı yine devlet üzerine alıyor. Millet ödüyor, çocuklarımız, torunlarımız ödeyecek. Oysa 1999'da verilen söz tutulsaydı o bankalardaki zararların çoğu da önlenebilirdi.

Öte yandan alınan borçları doğru kullanmayan, zarar eden KİT'leri inatla özelleştirmeyip arpalık olarak kullanan, halâ THY ve Türk Telekom'un bile özelleştirilmesini önlemek için paçasına yapışan, kendi iline 6 olimpik havuz yaptıran Spor Bakanı'nı, kendi iline usulsüz olarak 3 trilyon yardım yapan Turizm Bakanı'nı koruyan, yüz milyarlarca doları makam araçlarına yatıran, yurt dışına gönderdiği dil bilmeyen yakınlarına hortumlatan, devlet bankalarını 25 milyar dolar zarara sokan hükümetlerin sorumsuzluğunun cezasını da biz çekeceğiz, çocuklarımız çekecek..

Kemal Derviş'in şu anda dış borç isteyerek yaptığı iş daha önceki benzerlerinden çok daha zor ve takdire şayandır. O, sözünü tutmamış ve her gittiği yerde azar işiten bir devlet için borç istiyor.

Bunun kompleksini yaşayarak..
Aynen bizler gibi.. Bu dürüst ve düzgün siyaset yapmayı bilmeyen hükümetler bize diğer ülkelerde "Türküm" derken karşılaşacağımız bakışlara, muhatap olacağımız sözlere ve davranışlara hazırlıklı olmayı öğretti..

Daha önce hiç "kompleks" duymamış olanlarımız bile şu anda en azından bir komplekse sahip. İsmini, prestijini koruyamadığı için küçük düşmüş bir ülkenin vatandaşı olma kompleksi..

Ekonomik suç, siyasi suç
Şimdi, tam bu noktada bir türlü anlayamadığım soruyu sormak istiyorum;

Şu anda da Türkiye'nin en önemli iş adamlarından "vergilerle belimiz bükülüyor, yatırım yapacak halimiz kalmıyor" isyanları duyuyoruz. Ekonomik dengesizlikler onları da etkiliyor. Yatırım, üretim ise ekonomik kalkınma için bir numaralı şart.

Burada fona devredilen bankalara dönelim. Hayali şirketler kurarak banka boşaltanlar her türlü cezayı hakediyor ama devlet, yatırıma kullanmak, zararını kapatarak rekabeti sürdürebilmek üzere bankadan kredi çekenleri de onlarla bir tuttu ve tutuklayarak şu anda uygulanan en ağır cezayı verdi.

Nedeni neydi; milleti, devleti zarara uğratmak. Peki o zaman, 70 milyon kişiyi dünyanın gözünde küçük düşüren, aldığı paraları dipsiz kuyu gibi yutan, har vurup harman savuran, ülkenin geleceğinden harcayan sorumlular neden aynı şekilde cezalandırılmıyor? Yolsuzluk, ihalelerde fesat, rüşvet, yalan ne ararsanız var. Peki neden? Diğeri yasadışı da bu nasıl yasal oluyor biri lütfen anlatsın bize..

"O ekonomik suçtur, bu siyasi suç" gibi anlamsız bir ayırım, böyle bir çifte standart olamaz.

Söz konusu suç "hakkından fazlasını harcamak" ise bize bu sıkıntıyı çektiren hükümetler aynı şekilde suçludurlar. Üstelik aldıkları kredileri ülkeye yatırım olarak da değil, kendi siyasi yatırımlarına harcamışlardır.

Buradaki çifte standart çözümlenmediği, sorumlu siyasiler de DGM'ye çıkarılmadığı takdirde (sizleri bilmem ama) ben, vatandaş olarak önce diğer ülkelerin gözünde aşağılanmamıza neden oldukları, sonra çalıştığım kuruma manevi zarar verdikleri, daha sonra da ülkeyi içinden çıkılmaz bir krize sürükledikleri için son 10 yılın hükümet üyelerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) şikayet etmeye kararlıyım.

Takanik
Sahile dizilmiş taka-restoranlar Boğaz'dan geçenlerin fazlasıyla dikkatini çekmeye başladı. Önce bir iki taneydiler, giderek sayıları arttı. Özellikle Yeniköy-Tarabya arasında..

Titanic'ten esinlenerek kendine Takanik adını seçen restoran tekneyi gördükten sonra ben onların hepsine Takanik demeye başladım. Gelen turistler bu teknelere gidiyorlar, acaba yemekler iyi mi, etler kontrollü mü?

Bu tekneler çevre temizliği konusunda titizlik gösteriyorlar mı?

Kira, vergi veren sahildeki restoranların karşısında belediye izniyle mi çalışıyorlar?

Kısacası Takanikler acaba sıkı bir belediye kontrolünde mi, merak ediyor insan!

Anneler Günü kahvaltısı
Çekül Vakfı ve Armada Otel, anneye duyulan sevgi ve saygı ile doğaya duyulması gerekenin arasında bir benzerlik olduğunu düşünerek ortaklaşa bir Anneler Günü kutlaması düzenlemişler.

13 Mayıs Pazar sabahı annelerini Armada Sera'ya kahvaltıya götüren çocuklar kişi başına 9,5 milyon TL. ödeyecekler ama bu paranın bir kısmıyla da annelerinin adını ölümsüzleştirecekler. Çekül, bu kahvaltıya katılan anneler adına dikilecek ağaçlarla bir "Çekül anneleri ormanı" başlatacak. Ayrıca katılacak çocuklardan, yaşı 14'ten küçük olanlar da sadece 4,5 milyon TL. ödeyecek.

Hem güzel, keyifli, hem de yararlı bir kutlama, ne dersiniz?

 
Ekonomik programın başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Evet
Hayır

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır