  
Afife'nin "Dandik" ödülleri..
Efendim adını Alem Dergisinin dedikodu sayfalarında muhterem eşleri ile arz-ı endam ederken öğrendim.. Erhan Dumanlı imiş, Haldun Dormen Dostum ile birlikte her yıl "Afife" ödülleri vererek kendi kendini tatmin eden sponsor patronun adı..
Milliyet Sanat'ı aynen Daum'un Scala'ya yaptığı "Ayıp" operasyon benzeri bir tertiple, bir gece içinde bu ülkenin kültür, sanat ve eleştiri anıtı Zeynep Oral'ın elinden alanlar, bu sayılarında benim ödülleri eleştirmemi eleştirmişler..
Füsun Akatlı nam hanımefendi, lafa önce beni fena halde küçümseyerek başlamış.. Fikirlerimi karşı çıkanların temel çıkış noktasıdır bu.. Önce sayfalar dolusu benim on para etmez bir adam olduğumu anlatırlar.. Sonra da yazdıklarıma yanıt verme telaşına girerler..
Bre dostlar, ben o kadar gereksiz bir ufak adamsam eğer bu telaş niye?.. Niye bir satırımla, kazığa oturmuş gibi fırlıyorsunuz yerinizden.. Bakın bana.. Her hafta ortalama 4-5 saldırıya uğruyorum. Yanıt verdiğimi gördünüz mü?.. Ben ancak ciddiye alırsam aldırırım.. Siz de öyle yapsanıza..
Yapamazlar.. Çünkü tüm küçültme çabalarına rağmen Hıncal Uluç'un değerini iyi bilirler..
Ben mütevazi adam değilim.. "Mütevazi olmayın, ciddi sanırlar" diyen Bernard Show'a inanırım..
Türk Tiyatrosuna hizmetimin de, Bayan Füsun Akatlı'nın on, hatta yüz katı olduğunu bilirim..
Bugün bir kaç tiyatronun kapısını çalmak yeterli.. En başta bu ödülleri dağıtan Haldun Dormen'inkini mesela.. Füsun hanım ne yapmış onlara, ben ne yapmışım?..
Hıncal Uluç kaç tiyatro seyircisi kazandırıyor her yıl, Füsun hanım da bilir tabii.. Ve de Tiyatro, seyirci sayesinde ayakta durur, birbirlerine mektup yazan eleştirmenler sayesinde değil.
Şimdi mesele "Dandik" sözcüğü üzerinde dönüyor.. Lafımı saptırma çabasındalar, haklı çıkmak için.. Jüriye dandik demişim.. Ödül alanlara dandik demişim.. Ödüle dandik demişim..
Hayır.. Yalan.. Öyle birşey demedim..
Bir tek kişinin oyuyla bir tek kişiye ödül verilse dahi saygındır, kendi ölçüsünde.. Marifetin iltifata tabi olduğunu hep yazdım. Başaranlardan övgülerimi hiç esirgemedim. Övgülere kızmam..
Kaldı ki, Afife Jürisi saygın isimlerden kurulmuştur. Saygın isimlere ödül vermiştir.. Dünyanın her ödülü tartışılır. Bu da tartışılacaktır.
Benim "Dandik" dediğim sistemdir..
Üç beş kişi bir araya gelip önce beş aday seçiyor, ilan ediyor, sonra bu beş kişi içinden gene ayni üç beş kişi birinci seçiyorsa, bu kandırmacadır, aldatmacadır, Oscar özentesi, dandik bir uygulamadır. Bunu dedim işte.. Hayat boyu da derim..
Haa.. Bu ödüllerin her yıl bir aile şirketi havası içinde eşe dosta dağıtılması, belli tiyatroların, seyirci rekorları kıranların yanına dahi uğranmaması, sesini fazla yükseltenlere ertesi yıl sus payı ödüller verilmesi da kişisel eleştirimdir.
Dandik olan, Bay Erhan Dumanlı'nın şirketinin paraları ile, sadece patronu ve yönetmeni tatmin eden bu aldatmacanın her yıl tekrar edilmesidir. Oysa bu para ile yeri yerinden oynatan ödüller verilebilirdi. Dandik aldatmaca yerine, sadece törenini, özenti içinde kopya ettikleri Oscar'ın sistemi mesela..
Ağalar mutlu oluyor, holding televizyonlarına çıkıyor, holding gazete ve dergilerinde yer alıyorlar, bu onlara yetiyorsa, bilmem..
Ben paraların sokağa atıldığına inanıyorum..
Son olarak Bay Dumanlı, Bay Dormen..
Ben bu ülkenin tiyatroya en çok hizmet eden gazetecisiyim. Tiyatro ile ilgili, tamamı davetli bir olaya beni davet etmeye mecbursunuz. gelip gelmemek benim tercihim. Bu sıfattaki birini çağırmadınız mı, o zaman bu Afife ödüllerinin siz ikinizi tatmin etmek için, halkın primleri ile düzenlendiği tezimi haklı çıkarırırsınız. Tatmin zevkiniz zarar görüyor diye Hıncal'ın eleştirilerini istemediğinizi itiraf etmiş olursunuz. "Eleştireni çağırmayız ha" diye sansürcü gözdağı verirsiniz.
Ama gördünüz.. Çağırmamanız da beni susturmaya yetmiyor.. Tersine sizi ele veriyor.
Bu "Dandik" oyunu, "Saygın" hale getireceğeniz güne dek peşinizde olacağım!..
Bir Tavsiye
Birkaç iyi yer..
"Harcama gücü olanlar harcasın, krizden çıkışı hızlandırmanın yolu bu" diyoruz ya.. İşte krizde evde kapanıp kalanlara "Artık dışarı çıkın, bakın neler var" diyeceğimiz birkaç iyi yer..
***
Efendim benim yemek yediğim yerler bellidir. Özel bir buluşma falan olmazsa, değişik yerlere az gidiyorum..
Bir defa Ertekin.. Hele mutfağa el koyup, ahçıları özgür bıraktıktan sonra, Ziya ve Tümay Ustalar harikalar yaratmaya başlayınca..
Sonra Özcan'ın Daily News'u.. Evime yürüyüş mesafesinde.. Pırıl pırıl, tertemiz bir Akdeniz mutfağı.. Alla Turcası ile birlikte..
Faruk.. Hünkar.. Etiler'den sonra, iş yerimin yanıbaşına, Nişantaşı'na da dükkan açtı.. Türk- Osmanlı mutfağında üstüne yok..
Bir de, Kilisli.. İstanbul'un öbür ucunda ama, değer.. O lezzet için değer..
Bir Tat vardı listemde son.. Adada.. Balık üzerine.. Canına okudular.. Aşiret terörü, 2001 yılında belki de dünyanın en güzel balık lokantısını kapalı tutuyor.. Yaşasın İstanbul polisi..
***
Geçen hafta denk geldi, bu listenin dışına çıktım arka arkaya..
Hemen yazmam gereken, Suadiye'de Sahan.. Bağdat Caddesi kenarında.. Bahçede oturunca, tüm gençliğimin en "Aşık" günlerini geçirdiğim o cadde, o gelip geçenleri ile orda..
Hemen gitmeniz gerek.. Yoo.. Cadde hep orda da, Yeni Dünya bitiyor.. Yeni Dünya bizim Antep'te Malta Eriğinin adı. Yeni Dünya Kebabı sadece bu eriğin mevsiminde yapılır.. Yani en fazla iki hafta falan daha..
Bakır bir sini içinde getirdi, Abdurrahman Usta yapıtı Yeni Dünya Kebabını.. Kapak kalkınca, bir enfes sunum.. Köfteler, hepsi közlenmiş malta erikleri, patlıcanlar, yeşil kırmızı biberler.. Soğanlar, sarımsaklar.. Tablo gibi dizilmiş..
Kolları sıvadık.. Hayır.. Meğer acele edermişiz.. Bu görelim diye.. Sonra Sinan ve Hüseyin Şefler o koca siniyi servise hazırladı.. Köfteler dağıtıldı.. Sarımsak dişleri, soğan cücükleri ayıklandı.. Çatal bıçakla, yanı başınızda yapıyorlar bu işleri.. Domateslerin, patlıcanların, Yeni Dünyaların, biberlerin incecik kabukları ayrıldı.. Kalanlar gene çatal ve bıçakla un ufak edildi.. Hepsi birbirine karıştırıldı ve o inanılmaz lezzet oluştu.. Sonra bu karşımı incecik pidelerin içine koyup dürüm yaptılar ve servis ettiler..
Yeme de yanında yat..
Isırdım.. İnanılmaz ve anlatılmaz bir lezzet bu.. Hani "Olmaz böyle şey" derler ya.. Aynen öyle.. O sebzeler kendi suları içinde közlenmiş.. Isırınca taşıyor.. Dikkat etmezseniz, benim gibi üstünüze de taşıyor.. Ne gam.. Bu lezzetin bedeli..
Sordum.. Bize torpil değil.. Herkese servis böyle masa başında yapılıyormuş.. İnanın, yemeseniz bile bu şovu görmek için gitmeye değer.
(Tel: 0216 411 48 48)
***
Gelik..
Ankara'da iken öyle sık giderdim ki.. Hacı Ercan diye çok sevdiğim bir kırk yıllık dost.. Şimdi Hollanda'da yaşıyor.. Bir Tat'ı bana öğreten o.. Gelik'i de o öğretmişti.. Ankara'ya dönüyorum.. Uçağa o bırakacak. Sahil yolunda durdu.. "Burada yemek yiyeceğiz" diye.. 30 yıl falan oluyor.. Parmaklarımı yedim, ondan sonra her dönüşü Gelik üzerinden ayarladım..
Garip.. İstanbul'a gelince unuttum..
Hafta sonu sahil yolunda giderken görünce "Hadi" dedim.. İş nasıl büyümüş.. Bir Hızlı Servis bölümü var. Atladık.. Bahçeye girdik. Harikulade bir yaz bahçesi.. Bin kişiye servis açıyor her yemekte.. Vay anasını..
Ben Gelik kebabı yerdim hep.. Onu istedim gene.. "Döneri de tadın" dediler. Tattım. Bir gece evvel Uludağ'da, Florya'da yemiştim döner. Lezzetli ama kalındı. Ben dönerin ince ve gevreğini severim.. Gelik'te öyleydi. Gelik kebabı gene enfesti. Tattım, sıcak künefe tam kıvamındaydı. Bir de Türk kahvesi içtim sonunda.. İşte Türk kahvesi bu.. Bu kahve soğuk suyla yapılırsa Türk kahvesi olur.. Kaynar suya kahve dökersen, içilmez.. Gelik'te gerçeği vardı..
(Tel: 0212 542 93 48)
***
Doeuf!..
Bu da yumurtanın fransızcası.. Nişantaşında yeni açılan Belçika restoranı.. Rallici dostum Volkan davet etti bizi.. Benim hele kabuklu deniz mahsulleri ile aram pek iyi değil.. Ama Hürriyet'in Gurmesi, Serdar Turgut'un ağız tadına inanırım.. Anlata anlata bitiremiyor, o tencerede gelen midye çorbası gibi şeyi.. Avrupalılar bayılır buna..
Ben siyah ekmek üzerine keçi peynirinden yapılmış bir antre yedim, enfesti.. Ve de doyurdu.. Serdar "Deniz tarakları, stek tartar, füme domuz pirzolası, taze otlu piliç ızgara, levrek terin, ama ille de Floransa'dan bu yana yediğim en iyi et diye, bonfile" diyor.. Anlayanlara göre Şarap menüsü de iddialı imiş..
(Tel: 0212 230 38 68)
Sabah sabah!..
1957'den bu yana gazetecilik yapıyorum.. Her sabah güne kendi yazımı okuyarak başladım bunca yıl..
Son günlerde bu adetim değişti.. Fena halde kıskandığımı itiraf ederim.. Artık ilk okuduğum yazılar Haşmetinkiler oluyor.. Enfes yazıyor.. Onu sabah kahvemi içerken okuyunca güne iyi başlıyorum..
Haşmet'i o köşeye yerleştirenlere alkış..
Alkış da, bir üzüntüm var..
Ben gazetenin genel yönetimine karışmam. Gelir yazımı yazar işimi bitiririm..
Cumartesi günleri olağanüstü bir ilave vermeye başlamışlardı.. Bayılıyordum, yazmıştım.. Hele Atilla'nın (Dorsay) sineması ve Refik'in (Durbaş) kitaplarına ayrılan koca koca sayfalara doyamıyordum.
O ilave kalktı. Flaş diye bir magazin dergisi kondu.. Sanki piyasada onlarca örneği yokmuş gibi.. Cumartesi ilavesi nerdeyse bir saat elimde kalırdı, bunu sayfaları çevirebildiğim hızla tutabiliyorum ancak..
Refik Pazar günleri minnacık yere sıkıştı.. Atilla hiç yok..
Bu ülkenin sinemayı halka (Öteki eleştirmenlere değil, halka) anlatan en iyi eleştirmeni, Metropolitan başlığı altında, İstanbul'u en güzel dolaştıran yazarı kayboldu..
Ben Atilla'ya hergün yazdırırdım.. Oysa haftalık yazıları bile yok.. Yazık ki ne yazık!..
Atillasız Sabah'ın eksik olduğunu düşünüyorum..
Önümde son kitabı Düşen Yapraklar, Geçen Yıllar var.. Emsalsiz sinema yazılarından derlenmiş.. Atilla özlemimi bu kitapla gideriyorum şimdilik.
Dilerim yakında kavuşuruz.
BİZİM DUVAR
Hükümet, cezaevlerindeki açlık grevlerini bitirmek için "açlık lokavtı" ilan etmekten bile aciz!..
Hakan&Utku
TEBESSÜM
Alpaslan Bostan göndermiş
Kadın adama "Siz üçüncü kocama ne kadar benziyorsunuz."Adam "Yaa! Kaç kez evlendiniz?"
Kadın "İki!."
SEVDİĞİM LAFLAR
Tanrı bize iki yuvarlak organ verdi. Biri oturmak, öteki düşünmek için. Başarımız hangisini daha çok kullanacağımıza bağlı.
Ann Landers
(Teşekkürler Hilal)
|