Enis'in mektubu
Sosyal adaleti sağlamanın en onurlu yolu, çalışmak isteyen her vatandaşın iş sahibi olmasıdır. Türkiye bu niteliğini kaybetti!
Ekonomik kriz, yüz binlerce çalışanı sokağa itti ve işsizler ordusu çığ gibi büyüdü.
Oluşan sosyal girdabın karanlığı, ülke geleceği için en büyük tehlikedir.
Salih Neftçi geçen hafta dikkat çekici bir tesbit yaptı:
"Krizde işini kaybedenlerin hemen tamamı özel sektörde.."
1. Bu durum öncelikle büyük haksızlıktır:
Çünkü krizi kamu açıkları doğurdu. O açıklarda zarar eden kamu işletmelerinin payı büyüktür. Ama krizin bedelini şimdi özel sektörde çalışanlar öderken kamuda çalışanlara dokunulmuyor.
2. Bu haksızlık, krizden çıkış çabalarına da zarar verecektir.
Çünkü ekonominin üretici gücü özel sektör küçülürken zarar ve israf üreten kamu aynı kalıyor. Hatta kamudaki toplu sözleşmeler nedeniyle fatura daha da büyüyecektir.
Çalışmak imtiyaz..
Arjantin'de Menem'in yaptığı ilk iş, kamudaki memur sayısını 250 bine indirmek olmuştu. Böylelikle tasarruf ettiği büyük kaynağı ekonomiyi ve yatırımı canlandırmak için kullandı.
İşsiz kalan memurlar iki yıl içinde, ücretini üreterek ve hak ederek kazandıkları birer işin sahibi oldular.
Siyasetçilerin basiretsizliği ve dar görüşlü çıkar hesapları nedeniyle Türkiye bu şansı kaybetmiştir. İşsiz sayısı zaten 10 milyona dayanmış bir ülkede böyle cesur bir ameliyat göze alınamaz.
Ama işsizliği kahredici bir kader olarak dayatan kriz yaratıcı gidişe de boyun eğilemez.
Sendikacılar, yeni ücret artışlarının peşinde koşup iktidarı sokakla tehdit edecek yerde, çalışacak bir işe sahip olmanın bu zamanda başlı başına bir imtiyaz olduğu gerçeğini görmek zorundadırlar.
Siyasetçiler de kendilerine ait olmayan paraları vermeme cesaretini göstermelidirler.
Şimdiye kadar hep haklı olan değil güçlü olan aldı.. Türkiye'yi bu ilkellik batırdı.
Başta siyasetçiler, herkes uyanmalı.
Aşktan da üstün..
Dün Adana'da Enis Yüksel adlı bir genç, kendini trenin altına atarak intihar etti.
İş bulma umudunu yitirdiği için bunalıma girdiği anlaşılan Enis Yüksel'in cebinden şu mektup çıktı:
"Alem buysa ben yokum..
Benim hiç bir yerde şansım olmadı.
Hayatta en çok iki kişiyi sevdim. Aşkım, eşim ve her şeyim Emoş, bir de annem.. Sizleri çok seviyorum.
Emoş, canım sakın üzülme.
Beni unutma.. Aşkın, kocan Enis.."
Aşk ve onur, hayatın en önemli iki bağı.
Evini geçindirecek bir iş bulamamanın onur kırıcı çaresizliği, seven genç bir adamı bile hayatından bezdirmiştir.
Enis Yüksel'in ölümü, siyasetçilerin savunduklarını söyledikleri sosyal devletin de ölümüdür, dikkat..
Uçurumun kenarında halâ bildiklerini okuyanlar acaba uyanacak mı?
Yoksa Enis Yüksel rüyalarına girsin diye dua mı edelim?