  
Sadece sen ve ben!
"Bana aldırma, git!" dedi. "Şurada kıvrılır, uyurum. Uyanınca bir şeyim kalmaz."
Biraz önce kalktığım kendi yatağımı; gövdemin çarşafta bıraktığı gölgeyi işaret ediyordu Merve...
"Bana aldırma, sen git!"
Bu söz kulaklarımda uğuldamaya başlamıştı bile.
Zihnim bir yandan da geçmişe gidip, "Beni bırak, sen git!" dediği gürültülü, nemli, çok kalabalık gece kulübündeki uğursuz sahneyi çağırıyordu...
"Şurada ne güzel vakit geçiriyoruz, beni bırak, sen git!"
Böyle demişti!
Merve'yi her saniye ona biraz daha yakınlaşan kalabalığın ortasında bırakıp çıkmıştım. Sevgililik bir gömlek olsaydı, onu da üzerimden sıyırır; bodyguard'ların bekleştiği kapının önüne mora kesmiş bir ceset gibi bırakırdım.
Ama öyle kolay olmuyor! Olmadı...
İlişki terkettiğinde aşk terketmedi beni.
O kadar ki, öfkelenmemize, kırgınlıklarımızı deşmemize yol açmasına karşın ara sıra evime gelmesine ses çıkarmaz olmuştum.
***
Kendini yatağa atıverdi Merve, soyunmadan; giysileriyle...
Bunu hep yapardı! Benimki olmasa, kedinin bıraktığı sıcaklığın üzerine kıvrılıverirdi. Ve ancak uyanınca dünyamıza yeniden giriş yapar, kendi deyimiyle "insan içine çıkacak" hale gelirdi...
Gözlerini kapatmadan önce "Büyütme" dedi, "iyiyim!"
Kapıdan çıkarken dönüp bir daha baktım.
Kederli miydi? Hayır!
Mutsuz muydu? Yanıtı bilmiyordum.
Ama yüzünün çizgilerine yerleşmiş olan şeyi saniyeler içersinde de olsa görebildim.
Yalnızdı.
Sadece yalnızdı...
Kapıyı sessizce çektim.
Asansörde dilimin ucuna bir zamanlar Merve'nin çok sevdiği bir şarkı geldi. Hayatta böyle şarkılar dinlemezdi ama bir tatil yolculuğumuzda teypte sürekli geriye sarıp dinliyordu. Şarkının adı mı? "Sadece sen ve ben!"
***
Aşk biraz teşhircidir.
Bunu en iyi Merve'yle anlamıştım.
Ya bir tür "uçukluk"la sergiler kendini...
Ya da biraz zaman geçince "sadece SEN ve BEN" de yetmez olur; ONLAR olmalı; ONLAR devreye girmeli; seyretmeli; eğlenmeli; eğlendirmeli...
Hatta bazen ONLAR horlamalı, bozmalı, zorlamalıdır aşkı!
Erosu kışkırtacak; kıskançlığı arzuya çevirecek şey iki kişinin içinde yoktu. Ancak başkalarını kullanarak içlerindeki kaybetme kuşkusunu bastırabiliyordu aşıklar; ancak öyle kazanmanın sevincini duyuyorlardı...
Ya da belki ilişkinin düzenini dünyanın düzenine bağlayacak bir çocuğumuz olmalıydı...
Yoksa hızla yalnızlaşılıyordu...
ooo
Asansör zemin kata indiğinde işe gitmekten vazgeçtim. Dönüp dairemin katının düğmesine bastım.
Merve'ye şimdi sormalıydım...
Yukarı çıkıp kapıyı açtım.
Kaldırımda kıvrılıp uyumuş sokak çocuklarını andıran bedenine yaklaşıp fısıldadım: "Ne istiyorsun benden? Birbirimizin peşini çoktan bırakmadık mı?"
Gözyaşları bir anda yağmur gibi boşaldı.
Hıçkırırken "Bir anlamı var mı?" diyebildi.
Anlamaz olaydım!
Ama anladım...
"Senin için, bu dünya için, hayatımızdan gelip geçen herkes için varlığımın bir anlamı var mı?" diye sormak istiyordu gerçekte...
Eğildim, gözlerinden öptüm. "İyi ki varsın!" dedim.
Sanırım gerçekte insan sevilmek filan değil, kendisine "iyi ki varsın! denmesini, öyle hissettirilmeyi istiyordu...
Asıl istenen buydu!
Fırladı yataktan. Hızla kapıya yöneldi.
Kapıyı arkasından kapatırken şöyle sesleniyordu:
"Şimdi hayata yeniden başlayabilirim. Uzun bir süre görüşmezsek merak etme!"
|