kapat
06.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
TEVFİK YENER(tyener@sabah.com.tr )

Futbol maçına sıkışmış otomobilin hikayesi...

Küüüt diye arabaya vurdu birisi... Bagaj kapağı gümledi.. Bir de önden yumruk darbesi... Maç kalabalığının arasına arabamla sıkışmışım. Şükür ki Fenerbahçe kazanmış. Öfke yok, sevinç taşkınlığı.. Aman fazla ileri gitmesinler, tadımız kaçmasın... O gece Özdemir Erdoğan'ın galası Galata Kulesi'nde..

1970 başıydı. İnönü Stadı'nın şeref tirübünü önüne park etmiştim. Arabamın ön ve arka camlarında BASIN yazılı plakalar vardı.

Güzelim Mustang'ımı yumruklayan delikanlı basın plakalarını göstererek: "Hem önden, hem arkadan basın!.." diye bağırdı. Sokak zekasının Göte'siydi kerata.

Öyle etkilenmiştim ki; BASIN plakalarını söktüm arabadan... O çocuk espri yapmıştı. Şakacıktan basına "basmış"tı.

Hem arkadan ve de hem önden basına kazığın basılması ileride gerçekleşecek, ilk basan yıllar sonra açılışı yapacaktı.

***
Londra'da BBC'den izliyorum minik adamı... Sevimli, tonton görüntüsü var. Sonradan zaten "Tonton" diyeceklerdi ona...

Yıl 1979. Türkiye, 2001 krizinden daha fena batakta...

Tonton adam Avrupa'da para arıyor. BBC yayınlıyor.

Adı Turgut Özal "tonton"un.

Bu ismi hatırlıyorum.

Haaaa tamam... "Özal yahu" diyorum "Bunlar iki kardeş ünlüydüler"... 1960'ların başında onlara "Takunyeli Biraderler" derlerdi. Turgut ve Korkut Özal. Tamam işte.

Necmettin Erbakan odalar birliğinin başına geçmişti. Özal Biraderler de yanındaydı.

Görev sırasında namazı aksatmazlar, takunyeleri ayaklarına geçirip abdese, ardından namaza koşarlarmış.

Öyle aklımda kalmış ki "Takunyeli Broders" derdi kimileri hatta... Erbakan başkanlık dönemi bitince odalar birliğinden çıkmak istememiş, koltuğuyla birlikte taşınarak sokağa bırakılmıştı.

Turgut Özal epey para topladı dışardan.

Sonra Türkiye'ye başbakan oldu.

Gazetelerin hepsi Turgut Özal'ı destekledi.

Benim seçim sonucunu tahmin eden başlığımı pek sevmişti tonton o zaman. "Özal malı götürür" yazmıştım.

Turgut bey seçimi kazandı... Turgut beyin ilk işi, kendisini iktidara getiren basının boynunu vurmak oldu.

Turgut Özal iktidarına kadar gazete kağıdına destek vardı.

Kağıda subvansiyon Almanya'da, İsveç'te, Amerika'da, Japonya'da mevcuttur... Velhasıl bütün gelişmiş kapitalist, liberal her ne haltsa hepsinde vardı gazete kağıdına subvansiyon...

Tontonun amacı basını kontrol etmekti. Baskıyla...Turgut Özal muhteşem bir kazıkla gazete kağıdı fiyatlarını uçurdu.

Ve bu kazık gazetecilik mesleğinin bağrına saplandı. Turgut Özal'ın kağıda ölümcül zam yapması gazetecileri işsiz bıraktı. Türkiye'de gazetecilerin sendikası asitle eritildiğinden basın mensuplarına kimse sahip çıkmadı. Sözde "ağır gazeteciler" bile gıkını çıkarmadı. Onlar işini kaybetmemişti. Bugün de öyle...

"İki buçuk gazete kalacak" diyordu Turgut Özal.

Asil Nadir'i basına soktu. Nadir'in gazeteleri Londra'dan gelen bankerlik paralarıyla haksız rekabete başladı. Taşıma suyla gazete çıkarmak savurganlığı basın ekonomisinin mantığını öldürdü.

Gazete patronları "basın dışı" işlerde para aramak zorunda kaldı. Yoksa gümm...

Gazetecilik mesleği 1985'lerden sonra çöktü. İflah olmadı. Sistem öyle değişti ki; bir çok zeki, hevesli, dürüst, iyi niyetli genç yetişmeden mesleğe girdi. Kendilerini gazeteci sandılar. Sonuç; hüsran. Keşke limon satsaydılar. Kitap okumaya zamanları olurdu.

Özel televizyonların yüklediği zararlı beyin virüslerini başka yazıya bırakalım.

1980'lerin verdiği hasar sadece gazeteciliğe değil.

Yaşı bugün 25-30 olanlar denizde yaşayıp denizi bilmeyen balıklara döndürüldü...

"Haysiyetsiz yatanların, saygın kişiler olarak uyandığı" dönem başlamıştı.

Siyaset, ticaret, eğlence dünyası alabildiğine yozlaştı.

1980'den sonra her şey fena kötüledi yahu...

Sanata da bulaştılar... Yeni kuşağı şaşırttılar. Hangisi iyi, hangisi kötü?

Eğlence dünyasına gelince... Müziğin yerini fiziğin aldığını yazmıştım. Dolandırıcı bankerlerin sevgilisi "meslek erbabı kızlar" eğlence yerlerine "yıldız" yapılmıştı. Eh pek bir şey de değişmedi..

***
Yeşilçam'ın seks furyası da göstermelik bitirildi 1980'den sonra... Bir çok giyinmeyen "artiz" vardı kayboldular. Figen Han, Melek Görgün gibi..

Figen Han ve Melek Görgün'e iş yoktu. Çünkü "muzır yasası" çıkmıştı. Önce hoş gözüktü. Sevinmiştik: Çocukları ahlaksız olmaktan koruyacaktı muzır yasası oh be..

Bir süre geçince anladık ki; sonradan duyulurmuş takunyelerin takırtısı.. Muzır Yasası aslında basına baskı olarak getirilmişti. Öküz altında buzağı aranacaktı. Muzır Yasası çocukları koruyacaktı ama, çocuklar açtı. Türkiye yine zil kalmıştı.

Zilleri takıp oynayanların dönemiydi.

Nereye gidelim kardeşim?

Hanımı evde bırak ve doğru maça!..

Gassayy... Fenerrr, Beştaşşş, Tirabizooon!..

Çocukluğumun en büyük heyecanıydı Fenerbahçe.

1950'den beri saatlerce bilet kuyruklarında beklemiştim. İnönü Stadı'na gelirdiniz sabaha karşı... Hava buz. Önceden bilet almak yok. Bileti alacaksın, stada gireceksin.

"Turnike" sözcüğünü de ilk duyuyorduk.

Döner bıçakları yerine baklava, börek, şeker ikramı vardı. Galatasaray'ın unutulmaz taraftarı Çiçeksever (Karıncaezmez) Şevki'nin Fenerbahçeli futbolculara tepsi ile baklava getirişi akıllardan çıkar mı? Fenerbahçe taraftarının Galatasaray kampına giderek çikolata ve çiçek götürüşü ne zarifti...

O yıllar Türkiye'de yabancı futbolcu yoktu. Zaten hangi yabancı Lefter'den, Metin Oktay'dan, Can Bartu'dan, Recep Adanır'dan üstün olabilirdi?

Onlarda Di Stefano bizde Metin vardı. Onların Didi'sine karşı bizim Lefter muhteşemdi..

Can ile Beckham'ı kıyaslamam bile... Görüntü kayıtları ne yazık ki yok...

1948 yılında minicik çocuktum İnönü Stadı'nın açılış maçını izledim. Çok maçlar seyrettim.

Futbolculardan siniri en zayıf olanlar bile nihayet beyfendiydi. Semt terbiyesi yetiyordu... Nişanca'nın, Beyoğlu'nun, Laleli'nin, Vefa'nın, Kadıköy'ün ve Beşiktaş'ın çocukları efendi insanlardı.

Beşiktaş'taki berberde kartallar, Hasnun Galip'teki Köfteci İhsan'da toplanan Cim Bomlar, Kadıköylü kanaryalar şakacı, samimi, ateşli ama ciddi delikanlılardı.

Semt kalmayınca, semt terbiyesi yok oldu. Elimde olsa kaldıracağım profesyonel sporculuk tadını kaçırdı maçların...

1980'den sonra futbol ve seyirci de bozuldu.

Boş vermeyelim buna... Vurdumduymaz olup önlem almazsak çok üzüleceğiz.

"İşi tıkırında, sağlığı yerinde olan bazı kişiler metresiyle yatar kalkar, Tanrı'yı pek anmaz, hatta çekinmez bile.. Tehlikeli bir hastalık yakalarına yapışınca da metresini bırakıp, Tanrı'ya sığınırlar"

 
Türkiye bu krizden ne zaman çıkar?

3 Ay
6 Ay
12 Ay
1 Seneden fazla

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır