  
Domates kokusu!..
Koku! Koku ile hafıza arasında garip bir bağlantı var.
Göz gibi değil...
Adam gelir karşınıza, "Beni hatırladınız mı" der.
Yüzü aşina da...
Adı neydi?
Keşke adını baştan söyleseydi.
Kulağınıza bir müzik çalınır...
Müzik tanıdık da...
Kiminle dinlediğinizi de belki hatırlarsınız da...
Gerisi gelmez.
Oysa koku bambaşka...
Bir muhallebi kokusu alır götürür...
Ortaokul yıllarındaki yemekhaneye oturtur...
Masayı tekrar görür, yanınızda oturanları hatırlar, o anı yeniden yaşarsınız.
Burun her seferinde hafızayı böyle tetiklemiyor..
Ama yaptığında, zaman-mekân boyut değiştirtmeyi beceriyor!
***
Koku ile hafıza arasındaki bu oyunu keşfedince insan denemeden yapamıyor...
Acaba şimdi bir domatesi elma gibi ısırarak yesem, üzerine de az tuz serpsem...
Ayaklarımı sandaldan denize soktuğum...
Güneşin uzakta batmakta olduğu...
Rüzgârın saçlarımda gezdiği...
O Bodrum akşamı geri gelecek mi?
Salonda otur...
Al eline domatesi üzerine biraz tuz...
Isır!
Heyhat!
Tat yok!
Domates değil, lastik ısırıyorsun.
Yolculuk başlamadan bitiyor...
Sadece burun değil...
Bütün duygular isyan ediyor.
Eski tatlar kalmayınca...
Güzellikler baştan yaşanamıyor...
Hayal olarak kalıyor!
***
Kitaplar da insana oyunlar oynuyor.
Domates deneyinden sonra...
Masamda...
"Yeşilden Griye, Adım Adım Türkiye" adlı kitabı buldum.
Prof. Dr. Celal Ertuğ imzalı...
Türkiye İş Bankası- Kültür Yayınları...
Sayfa 256:
Celal Ertuğ Hoca anlatıyor:
"Ben birçok turistten 'Domateslerinizin tadı bizim oralarda yok. Meyvelerinizin, sebzelerinizin tadına doyulmuyor. Bizdekiler aynı görüntüde ama tatsız' dediklerini duydum. Hiç unutmam birkaç yıl önce, oğlumun İsveç'ten bir arkadaşı Türkiye'ye gelmişti. Konuğumuz oldu. Her öğünde domates ve meyve yiyerek adeta bu besinleri depo ediyordu vücuduna. Ve durup durup, 'Sizin güneşinize, domatesinize, meyvelerinize doyamıyorum. Çok başka lezzetleri var' diyordu.
Ama bu İsveçli genç, şimdi bizi pek anımsamıyor. Nedenini bilmek zor değil. Çünkü artık biz de domatesimizde, meyvelerimizde eski tadı bulamıyoruz. Hatta artık kendi meyvelerimizi değil ithal meyveleri yiyoruz. O kocaman hormonlu elmalar, iri iri Çikita muzları, İran karpuzları. İsrail ya da Güney Amerika narenciyelerini, etiketlerini kopartıp yiyoruz.
Oysa besin endüstrisi doğal koşullar altında; seralarda değil, güneş enerjisiyle bir üretim planına bağlansaydı, tarım bölgelerimiz sanayie kurban edilmese idi Türkiye'de hem ulusal sağlık korunmuş hem de damak tadı yitirilmemiş olacaktı.
***
Tüm tıp araştırmacıları, 'Besinlerle sağlık arasında çok önemli bir bağlantı olduğunu' söylüyor. Örneğin 'Domates, soğan, karnabahar, lahana, fasulyenin hakim olduğu bir beslenme kanseri önler' diyorlar. Vitaminler, mineraller, doğal koşullarla yetiştirilirlerse, antioksidan etkiyle, kalp arızalarını önlüyor diyor tıp...
Bu satırların bir saplantı olduğunu düşünmemelisiniz. Her sözcük, tıp adamı olmanın güvencesi, bilinci ile yazılmıştır. Yani en son tıp araştırmaları dergilerinden alınan bilgilere dayanmaktadır ifadelerim.
Şu bir gerçektir ki, çevre- ekolojik denge bozulunca, besinler ilk sırada etkilenir. İnsan sağlığına zararlı ürünler ortaya çıkar. Sonra da ağrı sızıdan kurtulamayan, sinirleri bozuk, çalışmaları verimsiz insan tipi yaygınlaşır.
Besinlerle ilgili bu dengesizliğe, bir de hareketsizlikten doğan patolojiyi eklemek gerekir...
Lütfen yol kenarında durun, caddelerden bir dakikada geçen arabaları sayın. Dakika trafiği yüzlerden aşağı değildir. Ve çoğu arabada bir kişi bulunur. Bu arabaların saldığı zehirli gazlar bir yana, o içindekiler mümkün olsa yatak odalarının kapısına park etmek istemektedir...
İşte elinizdeki bu kitap size ilk kez Türkiye'nin 'Ekolojik denge bozukluğu haritasını-çevre kirlenmesi envanterini' sunmaktadır.
Ben, 50 yılı aşan bir çevreciliğin, 5-6 yıl süren bir çalışmanın ürünü olarak, hep dışlanan bir konuyu tartışmaya açtığımda, bir görevi yerine getirdiğime inanıyorum. Bu hizmetimden ötürü bir övgü asla beklemiyorum, sayısız eleştiri olmasını diliyorum."
***
Celal Hoca'nın kitabının son sayfaları böyle...
Biz "Domateste eski tat yok" diyoruz.
"Hormonladılar böyle oldu" diyoruz.
Orada duruyoruz.
Prof. Dr. Celal Ertuğ, bu işin nasıl olduğunun haritasını ortaya çıkarmış!
Bugün Pazar... Bir kitapçıya düşerse yolunuz...
Bizim durduğumuz yerde...
"Peki neden" diye sorup cevap bulan bu esere bir göz atın!
Göreceksiniz... Eski tatlara dönmek hayal değil, emek ve bilinç işi!
|