kapat
04.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )

Yargı ve siyasetçi

Toplumu yönetmek ve iktidarda kalmak isteyenlerin değişmez bir kuralı vardır: Kendi çıkarlarını, toplumun çıkarı gibi göstermek.

Hiç kimse çıkıp da "Benim çıkarlarım şunu şunu gerektiriyor!" demez.

Hep "Ülkenin yüksek çıkarları"ndan dem vurulur.

Dünyada görülen birçok örnek gibi, şimdi ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz da aynı yola başvuruyor.

"Benim için iyi olan, Türkiye için de iyidir!" diyor. Ya da "Bana zarar veren, Türkiye'ye zarar verir!"

Partisini, ailesini ve şahsını ilgilendiren yasal kovuşturmalar karşısında bu tavrını daha da netleştiriyor:

"Avrupa Birliği'ne karşı olanlar ANAP'a da karşıdır. Statükocular bu yüzden bize karşı mücadele ediyor."

Ağır bir dille ve "gestapo" olmakla suçladığı kesimler ise yargı kurumu ve asker.

Yılmaz'ın sınıflamasına göre kendisi devrimci; asker ve yargı ise statükocu, AB karşıtı oluyor.

Böylece ortaya Nelson Mandela gibi demokrasi, özgürlük ve reform yanlısı bir lider ile onu durdurmak isteyen statükocu güçler tablosu çıkıyor.

***
Önyargıları bir yana bırakıp düşünelim: Mesut Yılmaz bu söylediklerinde haklı olabilir mi?

Seyrettiğimiz tablo, bunu mu yansıtıyor?

Bence hayır!

Herşeyden önce, Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli uygarlık projesi olan Avrupa Birliği hedefini, ANAP'a mal etmek büyük bir haksızlık.

AB'nin hedefi şeffaf, yolsuzluklardan arınmış, insan haklarına, düşünce özgürlüğüne ve hukukun üstünlüğü ilkesine saygılı bir Türkiye.

ANAP bunları çağrıştırmıyor.

***
Yılmaz'ın sözleri, kendi içinde büyük bir çelişki taşımakta.

Yolsuzlukların Türkiye'yi çürüttüğünü söyleyen ve yardımı bile hırsızlığı önleme şartına bağlayan Batılı yetkililerin, ülkedeki şeffaflaşma çabalarını ve hukukun üstünlüğü kuralını desteklememesi mümkün mü?

Yılmaz'ın sözlerinin tam tersine; Avrupa Birliği ile bütünleşmemizdeki en büyük engellerden birisi, vergilerimizin yüzde 35'ini yutan ve kamu ihalelerini yüzde 15 komisyona bağlayan rüşvet ve yolsuzluklar.

AB ile bütünleşmeyi savunan bir siyasetçinin ilk yapacağı iş, yargının önünü açmak, Meclis ve koalisyon hesapları içindeki kirli aklama paklama hesaplarına son vermek olmalıdır.

Ama Türkbank olayından da hatırladığımız gibi ANAP yıllardır, siyasi dengelere dayanarak, yargı önüne gitmekten kurtulmayı metod haline getiren bir parti.

***
Basındaki kalemlerin çoğu, Mesut Yılmaz'ın sözlerine inanmadıklarını vurguluyorlar.

Bence kaybolmuş olan güveni yaratmanın bir tek çaresi var:

O da siyasetçilerin dokunulmazlık zırhından sıyrılarak, herhangi bir yurttaş gibi yargı önüne gitmesini desteklemek ve bu konudaki çabalara destek vermek.

Ancak böyle samimi bir çaba, Mesut Yılmaz'ın yargıyı engellemek istediği izlenimini silmeye yardımcı olabilir.

Yılmaz unutmamalı ki; seçilmiş olmak, tek başına bir erdem değildir.

Ve yönetenler de yargı denetimine açık olmalıdır.

 
Türkiye bu krizden ne zaman çıkar?

3 Ay
6 Ay
12 Ay
1 Seneden fazla

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır