  
Karşıyız karşı, herşeye karşı!
İşadamından, medyasına, şoföründen, esnafına kadar her kesim Kemal Derviş'e inanıyor ve sempati duyuyor.
Onun adını görmek bile insanların yüreğine su serpiyor. Öyle bir güven söz konusu.
Tabii bu durum beklendiği gibi bazılarını fena halde rahatsız etmeye başladı. Doğruların bir bir ortaya çıkması, Türkiye'de bundan böyle seçmen kandırarak, birkaç yalan ve propaganda projesiyle göz boyayarak, kendi cebinden harcar gibi milletin parasını dağıtarak, hazine bankalarını, arazilerini talan ederek güç kazanılmayacağının, hükümet olunmayacağının görülmesi -aynen Osmanlı döneminde olduğu gibi- eski şartların korunmasından medet umanların (gizli statükocuların) gözlerini karartıyor.
Ve yine beklendiği gibi yıpratma operasyonları, kenarından köşesinden dil uzatarak, çentik çentik başlıyor.
Hale bakın; finans alanında dünyanın en güçlü kuruluşlarının; Merrill Lynch ve J.P Morgan Chase'in başındaki yabancı yöneticiler onu "Güvenilir, akıllı, çalışkan, globalleşmeyi bilen, dürüst, deneyimli" diye tanımlar ve "Böyle bir bakanı her ülke ister" derken, ABD eski Başkanı George Bush hepimizin önünde "Onun Türkiye için çalışması sizin adınıza büyük şanstır" değerlendirmesini yaparken bizim bir parti genel başkanımız neredeyse vatan haini ilân etti.
Tansu Çiller Derviş'i sert bir dille eleştirdi, Damat Ferit Paşa'ya benzetti ve Başbakan Ecevit'e de "Damat Ferid'lerin hazırladığı anlaşmaya imza atıyorsunuz" diyerek Vahdettin benzetmesi yaptı.
Çiller, dış destek olarak beklenen para için ise "Hiç kimse birşeyi boş yere vermez" dedi.
Şimdi Derviş Ğeğer düzgün bir Derviş olmasa, onların istediği gibi biri olsaydı- dönüp "Ben Damat Ferit'e benziyorsam siz de İmelda Marcos'a benziyorsunuz. Memleketiniz sıkıntı çeker, insanlarınız sizin de arasında bulunduğunuz yöneticilerin hataları yüzünden bir krizden diğerine sürüklenirken yalılarınızda, han ve hamamlarınızda, Amerika'daki villarınızda keyifteydiniz.. Teknelerinizin benzinini, yiyeceğini bile devletten karşıladınız. İmelda Marcos sorumsuzluğuyla en ufak bir fedakarlıkta bulunmadınız" diyebilirdi.
Para değil, reform
Kemal Derviş gelecek olan dış yardımın sadece para anlamına gelmediğini, bu yardımların yapılması gereken ekonomik, siyasi ve toplumsal reformları içerdiğini ve Türkiye için paradan da önemli kazancın bu olacağını biliyor. Büyük ihtimalle bunu Tansu Çiller de biliyor. O zaman neden farklı konuşuyor?
Daha kolay ve etkileyici olduğu için mi? Yoksa asıl istemediği bu reformlar mı?
İnsanları ihanetle suçlamak gerçekten de çok kolaydır.
Ama bunu yapanların unutmaması gereken birşey var;
Türkiye artık uyandı. Onların da sık sık tekrarladığı gibi "değişim" sürecine girdi. Ve bu tür kolay ve ucuz siyasete prim vermiyor.
Geriye yapacak tek şey kalıyor; Değişimi geciktirmek yerine desteklemek, parçası olmaya çalışmak..
Zira bundan böyle asıl vatana ihanet bunun aksini yapmak olacak!
Piyango size de çıkabilir
ANAP'lı Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'in ihalelerde usulsüzlük, yolsuzluk nedeniyle istifa etmek zorunda kalması Sayın Mesut Yılmaz' ı çok kızdırdı. Dava yargıda olmasına rağmen hakkında uzun uzun konuştu, DGM savcısını suçladı, telefonların dinlendiğinden söz ederek, Türkiye'nin bir polis devletine doğru götürüldüğünü söyledi..
Aslında elbette yaptığı, bu geç kalmış çıkış ve uyarı ülkenin içinde bulunduğu karışık ortamda biraz daha fazla karışıklık yaratmaktan başka işe yaramayacak..
Biz aylardır yazıyoruz, bu iş cadı avına dönmesin, "yakaladığını soruşturmadan içeri tık" durumuna gelmesin, bu haksızlıktır, yanlıştır. Yolsuzluk ne kadar hatalıysa buda aynı derece hatalıdır. Önce gerçekler ortaya konmalıdır diyoruz kimsenin sesi çıkmıyor.
Benzer bir olay siyasetçinin başına gelince kıyamet kopuyor.
Oysa Cumhur Ersümer çok şanslı. Onun arkasında bir siyasi parti olduğu için Ğiş adamları gibi- tutuklanmaktan kurtuldu. Milletvekilliğinden bile istifa etmedi. Suçsuzluğu kanıtlanırsa aynen bıraktığı yerden devam edecek. (Ya onun haklarına sahip olmayanlar, işini, gücünü, moralini böyle bir hata sonucu kaybedenler?) Bu hükümet de şanslı.. Böyle zor bir dönemde olmasa hükümetin de istifası gerekirdi.
Telefon dinleme olayına gelince.. Son 10 yıldır telefonların dinlendiğini bilmeyen yok.. Herkes üçüncü şahısların da hatta olduğunu, dinlediğini hesaplayarak konuşuyor.
Bir de AB'ye girmekten söz ediyoruz. Avrupa ülkelerinde insanların "özel"i (privacy) birinci derecede korunması gereken hakkıdır. Böyle bir olay asla hoşgörülemez, yapanlar yargılanarak cezalandırılır ve bir daha kimse tekrarlamaya cesaret edemez. Bizde ise Telekulak davasında sorumlu müdürlerin cezalandırılacağı söylenirken öte yanda olay aynen devam ediyor. Bu bilgisayar devrinde hiç değilse kanunsuz telefon dinlemeler nasıl anında ortaya çıkarılıp önlenemiyor ve halâ sürdürülüyor anlamak mümkün değil!
Güzel bir film
Şu sıralarda kafa dinlendirmek ve sakinleşmek için en etkili yöntem iyi bir film seyretmek.. Onun için ben de elimden geldiğince iyi filmleri yazıp hiç değilse tercihleri doğru yönlendirmeye çalışıyorum.
Joseph Fiennes ve Jude Law'un başrollerini paylaştıkları "Kapıdaki Düşman" hemen hemen tüm sinamaseverlerin beğeneceği bir film. Heyecanlı, sürükleyici, hem aksiyon hem romantizm içeren, aynı zamanda komünizmde ürkütücü boyuttaki faşist baskıları anlatan filmin etkisinden uzun süre kurtulamıyorsunuz.
Bitmeden bu filmi mutlaka izleyin..
|