Tribünlerde son dönemin modası: "Gerçekleri tarih yazar!" Böyle bağıran taraftarların unuttukları bir şey var; "Tarih, gerçekleri değil, sadece kazananları yazar." Bu açıdan belki de çok dramatik bir derbi var önümüzde.
G.Saray sezona Türkiye'de iki kupa, Avrupa'da final hedefiyle girdi. Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finali yakaladı; ama orada takıldı.Ulaşılabilecek tek hedef lig şampiyonluğu kaldı. F.Bahçe, Avrupa'yı kaale almadı. Gözü lig ve kupa şampiyonluğundaydı. Kupa olmadı. Onların da tek şansı lig.
İki takım da yeni teknik direktörler ile girdi sezona. Mustafa Denizli, yepyeni bir de takım yapmıştı. İlk sezonunda şampiyonluk beklemek biraz acelecilik idi belki, ama Nisan'a kadar öyle iyi geldiler ki, artık ikincilik bile "Denizli'nin başarısızlığı" olarak gösterilecek.
Lucescu için "Oturmuş, 4 yıl şampiyon olmuş bir kadro aldı" dendi. Oysa, Hakan ve Arif gibi iki temel direği gitmişti takımın. İskelet duruyordu, ama özellikle Jardel ile takımın en büyük özelliği olan hücum pres kaybedilmişti. Fatih Terim'in yüksünmeden boğuştuğu maddi-manevi birçok sorun da vardı hocanın önünde. Lucescu yapmadığı, aldığı takımı Avrupa'da gelmediği bir noktaya, Türkiye'de de şampiyonluğun eşiğine getirdi.
İki takımdan, iki hocadan sadece biri gülecek. Bir kazananın olduğu her yerde, bir de kaybeden olacak. Tutunacakları tek dal olan lig şampiyonluğu için kaderleri bir 90 dakikaya sıkışıp kaldı. Uzatmasız, penaltısız bir final. G.Saray, kazanmaya yakın. Çünkü stresi daha az. Kanıtlamak zorunda oldukları fazla bir şey kalmadı. F.Bahçe için ise derbi ölüm-kalım maçı haline dönüştü. En yetkili isimleri bile "Tansiyonu düşürmeme" çabası içindeler.
İstanbul'daki Real Madrid maçının iki devresini hatırladıkça, G.Saray'ın galibiyetle arasındaki tek engel Lucescu olarak görünüyor. Romen hoca, "Sakin olmalıyız" diye diye takımın karakteristik özelliği olan agresif futbol anlayışını köreltmezse, G.Saray işine gelen sonucu elde edecektir.