kapat
02.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ALİ BAYRAMOĞLU(abayramoglu@sabah.com.tr )

Toplum tasavvuru

Ülkede yaşanan temel sorunlar çıplak gözle görünen güncel, siyasi anlamlarının yanında, onlar kadar önemli diğer bir "durum"a, "ülkedeki tüm çatışma odaklarını kuşatan" köklü bir "sorun"a işaret ediyor.

Bu, ekonomik adımlardan yolsuzluk operasyonlarına değin kararların nasıl alındığına, bu kararları alanların "meşruiyet, yetki ve sorumluluk" açısından hangi çerçeveye tabi olduklarına ilişkin bir sorundur.

Nitekim bugün ülkedeki blokajlar, çatışmalar bu noktada yaşanıyor.

Daha da öte, doğal iletişim yollarını tıkayan mevcut "yetki-sorumluluk-meşruiyet karmaşası", gitgide azıyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Alınan bazı kararlar doğru olsa bile, alınma yöntemi ya da alanların "sorumsuz" konumu, rejimin ilerideki günlerde tutturacağı istikametle ilgili ipuçları içeriyor.

Aslında bugün yaşanan bir anlamıyla "ters 28 Şubat"tır.

Asker olduğu yerde durmaktadır. Buna karşılık "mağdur" ve "hakimler" belli sınırlar içinde ve bir ölçüde yer değiştirmişlerdir. Ancak asıl manivela; yani "hakimler"in askere yaslanması ve askerin kendi operasyonunu sürdürmesi, hukukdışılık, sistemin kilit noktalarının "devletleştirilmesi" alabildiğine sürmektedir.

Bu durumun ifade ettiği çelişki dünden farklı değil:

Siyasetin, her türlü tartışma, etkileşim ve talebin devre dışı bırakıldığı bir alana, devlet alanına hapsedilmesi... Buna karşılık aynı siyasetin bu durumdan sorumlu kılınarak büyük bir prestij kaybına uğraması...

Bu bir kıskaçtır ve bu kıskacın oluşmasında kuşkusuz siyasi mekanizmanın ve siyasetçinin de rolü vardır. Hırsızlıktan, yolsuzluktan sorumlu olan siyasetçilerin bir kısmı bunun bedelini ödüyor. Ama bu takibatlar tek başlarına anlam taşımıyor. Zira bir yandan siyaset mekanizması tahrip olmayı sürdürüyor, diğer yandan bu tahribat sistemin merkeziyetçi özelliklerini pekiştirdikçe, siyaseti yenileyecek en önemli pahzehir olan "toplum" iyice devre dışı kalıyor.

Ve siyaset meşruluğunu toplumdan değil, devletten almayı sürdürüyor.

Bu koşullarda, "fikir ve çıkar" çelişkisi de pek kolay aşılamıyor. Çıkarın, fikri araç haline getirilmesinin önünde durulamıyor. Güç merkezlerinin fikir ittifaklarından değil, çıkar ittifaklarından oluşması kaçınılmaz oluyor.

Bu, merkezçi ve atarekil geleneklerle büyümüş ve yönetilmiş biz Türklerin yapısal bir sorunudur. Mesele, devletin "toplum tasavvuru"yla, toplumda yarattığı beklentiyle ve siyasete hareket kabiliyeti son derece sınırlı, değiştirme gücü yok denecek kadar dar bir alan bırakmasıyla yakından ilgilidir. Daha doğrusu gücün değiştiren değil; kollayan, devlette yığılı nemaları nimet halinde dağıtan tasavvuruyla ilgilidir.

Siyaset mekanizmasının ve siyasetçinin "cemaat anlayışı"ndan "toplum anlayışı"na geçememiş olması da bu yüzdendir.

Nitekim bu ülkede "siyasetçinin toplum tasavvuru yok"tur. Yani, siyasetçi, tüm toplulukları farklılıklarıyla ele alan, onların ortak paydasından, etkileşiminden hareketle oluşturuduğu bir toplum tasavvur etmez. Bunu, yeknesak ve muğlak bir bütünü ifade eden, aslında savunduğu cemaatin bizzat kendisi olan millet kavramıyla ya da farklı olanı yok sayan milli irade kavramıyla ikame eder, siyaset ve siyasetçi...

Sistemin özü ve yapısıyla hiçbir şekilde ilgili olmayan; tersine onu olduğu gibi koruyup kendisine yontmaya çalışan kalkınmacı, devletçi, popülist siyasi söylemlerin, devlet içi rant kavgasına endekslenen siyasi mücadelelerin kökü de burada yatar.

Belli ki, önümüzde daha alınacak uzun bir yol var.

Yeter ki, bu arada sorunları doğru teşhis edelim ve bu sorunlara doğru çözüm reçeteleri uygulayalım.

 
Türkiye bu krizden ne zaman çıkar?

3 Ay
6 Ay
12 Ay
1 Seneden fazla

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır