  
Kaş, göz ve kişilik!
Çoğumuz şöyle düşünür: "Hiçbir şeye sahip değilsek bir 'kişiliğimiz' var!"
Çoğumuz muhtemel kalp kırıklıklarına karşı şöyle önlem alır: "El elden üstündür, hiçbir şey biricik değildir ama karakterim biriciktir!"
Bu yüzden boş yere ne kavgalar çıkartılır: Sen beni tanımamışsın! Seni hiç tanımamışım!..
Benzerliklerden canımız sıkılır; farklarla pohpohlanırız. Sanki hepimizi filmiyle, televizyonuyla, reklamıyla popüler kültür inşa etmiyormuş gibi havaya gireriz...
Sözlükleri açın!
Sözlükler "Kişilik" için en kaba tanımıyla "Kişiyi ötekilerden ayıran bedensel ve ruhsal özelliklerin tümü" diyor.
Gülünecek şey!
Çünkü bakınca görülüyor; bedenlerimiz ve ruhlarımız ne kadar çok benziyor birbirine!
Bazı kaynaklar da "başkalarının gözünde bir insanı o 'kişi' yapan karakteristik özellikler toplamı" diyor. Vay canına! Peki kendi gözünde nasıl birisi? İnsanın kendi kendine bakışından kişilik çıkmaz mı? O zaman neden bu kadar çok insan, kendi kendilerini anlatıp, kendi kendilerini pohpohlayıp duruyor?..
***
Kişilik konularıyla kafamızı bozmamızın bir nedeni de falcılık arzumuz!
Yani hayatımızın "bilinmeyenleri"ni azaltarak korkumuzu azaltmak istiyoruz.
Sonra başkalarını tanımanın en yararlı tarafı, onlara karşı etkili önlemler almak; onlara ilişkin doğru hayaller kurmaktır, değil mi? Biraz bu yüzden takılıyoruz karakter farklarına...
İşte bu noktada işler çatallaşıyor!
İşin içine "uzman" olduğunu söyleyenlerin garip analizleri giriyor ve ya ağlanacak ya da gülmekten katılınacak bir tablo çıkıyor ortaya.
Yine de bu karakter-kişilik analizleri medya için iyi "ekmek"tir. O yalan, bu yalan, al biraz da sen oyalan hali bir nevi...
El yazısından, avuç içinden, kaş göz çizgisinden karakter okuma turları...
Olsun, olsun da; ama bari insanla dalga geçer gibi olmasın!
Radikal geçen Pazar, "iletişim uzmanı" Mehmet Auf'un kaşla göz arasındaki çizgilere bakarak yaptığı kişilik analizlerini tam sayfa yayımladı.
Bu analizlere göre, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu "İdealist ve mantıklı"ymış. Tersini söyleyecek biri var mı?..
Hülya Avşar "ne tamamen bağımsız olmayı, ne de her şeyiyle bağlanmayı sever"miş... Bu yorum için "uzman" olmaya gerek var mı? Hülya Avşar şovu seyredip, Avşar'la ilgili magazin haberleri takip eden herkes aynı yoruma sahiptir herhalde...
Kemal Derviş'in kaş göz çizgisine bakıp uzmanımız diyor ki; "Seçtiği yoldan geri dönmez. Ancak engellenmemesi lazım." Eh, bu siyasal öneri ve yorum karşısında insanın ister istemez nutku tutuluyor!..
Işıkara için söylenenleri asla tahmin edemezsiniz!!! "Gerçekler ve verilere odaklı, teknik detaylara çok meraklı!"
Ve... gelelim Kadir İnanır'a: "Başkalarıyla oyun oynamaktan hoşlanır." En "derin" ifade ünlü aktöre ayrılmış. Acaba "motivasyon oyunu" da var mı, işin içinde; onu çıkartamıyoruz.
***
Sonuç...
Birisini tanımak istiyorsanız; lafına göre mi, "iş"ine göre mi tanımak istediğinize karar vermelisiniz.
Yok, bir "bütün" olarak tanımak istiyorsanız; en "hakiki" uzmanlara başvurmalısınız.
Kırk yıllık eşlerine; eski dostlarına; kiracılarına, ev sahiplerine; patronlarına, çalışma arkadaşlarına sormaya hazır mısınız?
Dinlerken Bakmak için
Yıllar boyu Çeşme'ye yaklaşırken arabanın gazına biraz daha dokunup, teybin ses düğmesini iyice açıp Chris Rea dinlemeyi çok sevdim...
Assos-Geyikli yolunun virajlarında Rea'nın nikotin hırıltılı gırtlağı ve güneşi, denizi, aşkı seven şarkıları eşlik etti bana yıllarca...
Fender Stratocaster'ının yumuşak tınıları ve şarkı söyleyişi hala aynı 50 yaşındaki İngiliz müzisyenin. Ama bir süredir; şarkılarının altına asab bozucu bir "çıstak" yerleştiriyor. Hani gitarist şantör havası!..
Son albümü "King of The Beach"i aldım. Fakat dinlemekten çok bakmak için...
Kapaktaki ıssız plaja, denize ve masmavi gökyüzüne bakmak çok iyi geliyor. Tavsiye ederim.
CONTACT: Düzeltme
Dün Contact/Mesaj filminden bir diyalog koymuştum köşeme.
Okurlar uyardı...
Bir hata mı vardı?
Araştırmam sonucunda bir düzeltme yapmam gerekiyor.
Ben babanın küçük kızına "Evrendeki öteki canlılar da bizim gibiyse koskoca uzay boşa harcanmış demektir" dediğini yazmıştım. Aslında not defterimdeki hali başkaydı. Şu çok bilinen klişeydi: "Evrende canlı olarak sadece biz varsak, koskoca uzay boşa harcanmış sayılır."
Fakat bir dürtü internette bir senaryo sitesine bakmaya itmişti beni. Orada "öteki canlılar da bizim gibiyse" halini gördüm; bu ironi hoşuma gitti ve ne yazık ki yanılgıya kapıldım!..
Okurlardan gelen uyarıyla özgün kaynaklara bakınca anladım ki, doğrusu şöyleydi: "Evren çok büyük bir yer. Ve bildiğim bir şey varsa o da doğanın israftan hoşlanmadığıdır. Yani evrende bir tek biz varsak, bu uzay için büyük bir israf olurdu..." Düzeltir, özür dilerim.
|