Son on yılda bütün partiler iktidarda denendiler ve boylarının ölçüsünü aldılar. Hepsi de cüce çıktı..
Yarışın "Kim daha iyi?" sorusuna dayanmadığı yerlerde seçim "Kim daha kötü?" elemesi üzerine yapılır.
Türkiye'de bu oldu ve her şey daha kötüye gitti. Şimdi bir cadı avı sürüyor ve yargı da halkın talep ettiği kurbanları vererek bu öfkeyi yatıştırmaya çalışıyor.
Bu, adaletin asla kabul etmemesi gereken bir roldür.
Ama çıkış yolu da bir iktidar partisinin yargıya savaş açmasıyla bulunamaz.
ANAP lideri Mesut Yılmaz dün "Mafyanın çökertilmesi için çıkarılan kanundaki olağanüstü soruşturma yöntemlerinin, olağan suçlar için kullanılması eğilimi ortaya çıkmıştır" dedi.
Eğer bu doğruysa siz iktidarsınız. Ortaklarınızı ve Meclis'i ikna eder, halkı ve yargıyı koruyan bir kanunu çıkarırsınız..
"Beyaz Enerji soruşturması hukuki değil, siyasal amaçlara alet edilmiş bir soruşturma" ise onun çaresi de vardır:
Yüce Divan sürecini hızlandırmak ve adaleti Meclis'te değil Anayasa Mahkemesi'nde aramak..
Eğer bu yapılmaz ve Enerji Bakanı Ersümer iktidar çoğunluğunun oyları ile mecliste aklanırsa buna kimse inanmayacaktır.
Bugün Yılmaz "Yargı siyaset yapıyor" diyor ya, o gün de millet "Siyaset Meclis'te bir mahkeme kurdu ve kendi suçlusunu yine akladı" diyecektir.
Siyaseti iftiradan kurtarmak, risk almayı gerektiriyor. Bunu da masum olduğuna inanan insanlar yapmalı.
ANAP samimi ise...
Ersümer Yüce Divan'ın adaletini talep etmeli, parti grubu da dokunulmazlık imtiyazını kaldıran Anayasa değişikliğinin bayrağını açmalı.
Çeçen direnişine destek amacıyla Swissotel'i basarak müşterileri 12 saat rehin tutan kişilerin suçu, terör kapsamında görülmedi.
Çünkü Türkiye'yi bölmek ve Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek niyetleri yok. Çünkü bizim yasalarımız "önce insan" demez, "önce vatan" diyor..
Oysa bilmiyoruz ki insanı ihmal eden hukuk, vatana da zarar veriyor.
Türkiye AB'ye girmek istiyorsa uluslararası hukukun tarifine uygun olarak teröre adını koymak zorundadır.
Uçak, gemi kaçırmak, silâhla otel basıp insanları rehin almak her yerde terör suçudur. Bu suçu işleyenler teröristtir.
Onların niyetini hoşgörmek, hele "kahraman" diye nitelemek de suçtur.
Şiddeti övmek, hiç bir yerde ifade özgürlüğü sayılmıyor.
Bu yanlışı biz ikinci kez yapıyoruz.
Ateşle oynuyor ve terörist maceracılara davetiye çıkarıyoruz. Ayrıca PKK, Hizbullah ve TİKKO gibi terör örgütlerine hoşgörü gösteren yabancı ülkeleri kınama ve suçlama hakkımızı kaybediyoruz.
Terörü "bize zarar veren ve vermeyen" diye ayırmaya devam ettikçe başımız dertten, yerimiz Üçüncü Dünya'dan kurtulmayacaktır!