|
|
 |
| |
|
|

Tam Aziz Nesin'lik hikaye
F.Bahçe, Trabzon'a otobüsle taraftar götürüyor. Trabzon emniyeti bunları şehre girmeden karşılıyor. Bu gruptan ayrı, bir başka minübüsle gelen 17 tane F.Bahçeli şehir girişindeki benzinliğe giriyorlar. Ve burada tartıştıkları 50 yaşındaki bir vatandaşı bıçaklıyorlar. Bu 17 Fenerbahçeli polis tarafından hemen gözaltına alınıyor ve nezarethaneye konuyor. Yani maça gönderilmiyor. Otobüsle gelenler belli bir noktada araçlarından indiriliyor, teker teker aranıp Trabzon Belediyesi'ne ait otobüslere bindiriliyorlar. Bu otobüslerden, tenekelere konmuş taşlar, döner bıçakları, falçatalar çıkıyor. Bu grup Trabzon belediyesine ait otobüslerle stada götürülüyor. Ve kendilerine ayrılan yere sokuluyor.
Komedi başlıyor
Ama bundan sonrakiler tam rahmetli Aziz Nesin'lik. Trabzon'un bundan önceki tüm başkanları müteahhit. Zaten Karadenizler ya müteahhit çıkar ya da fırıncı. Yani bunlar inşaattan iyi anlarlar. Ama F.Bahçe'li taraftarların girdiği tribünlerin betonları sanki kağıttan helva. Nereye elini atsan bir tutam beton parçası çıkarıyorsun. Zaten küfür edilen seyircinin canı burnunda. Alıyorlar bu taşları atıyorlar polislerin kafasına, tünelden çıkan Trabzonlu futbolculara... Trabzonsporlu Osman da bu taşlardan bir tanesini aynen geldiği tribüne iadeli taahhütlü yolluyor. Başka bir taş Sadi Tekelioğlu'nun elinde, kameralara gösteriyor. Ama polis arkadaşlarının, yüzlerinin ve kafalarının yarıldığını gören diğerleri o tribüne girip başlıyorlar joplamaya. Düşünebiliyor musunuz? O stad bir müteahhit tarafından mutlak ihale ile yapıldı. Ve o müteahhit daha fazla götürmek için gerektiği malzemeyi kullanmadı. "Yıkılmasın kâfi" prensibiyle hareket etmiş olacak ki, bu günleri düşünmedi. Peki, hadi iş buraya kadar geldi, oraya giden federasyon gözlemcileri ve temsilcileri gelen misafir takımın soyunma odalarını ve seyircilerin oturacak yerleri daha önceden incelemediler mi? Ne gezer. Onlar çay kahve muhabbetlerinde. Belki de o anda yapılan at yarışlarını takip ediyorlardı.
Takviye göstermelik
Trabzon'a, Rize ve Erzurum dan takviye kuvvet gelmiş. Sabahın köründe bu şehirlerden çıkıp adamları Trabzon'a getiriyorsun. Ellerine bir parça ekmek, bir de kola sıkıştırıyorsun. Zaten oraya gelene kadar hepsinin turşusu çıkmış. Sonra maça götürüyorsun. Ondan sonra da haydi geriye. Yani dostlar alışverişte görsün. Olay çıktı mı "Biz civar illerden takviye getirdik" demek için. Faydası, bence sıfır.
Bakın UEFA ne yapıyor?
Maçtan sonra F.Bahçe'nin kaldığı otelin önünde olaylar çıkıyor. Bu aşamada polise Trabzon yönetim kurulundan bir Allah'ın kulu çıkıp yardım etmiyor. Yalnız beyanat vermekle fair-play olmaz. Bizzat eylem yaparak olur. UEFA Galatasaray'a ne yaptı. Seneye dedi, senin oynayacağın maçlara hakemi ve gözlemcileri özel göndereceğim. Maça çıkacaklar, eğer tahliye kapılarının önünde insanları görürlerse, stadın merdivenlerinde insanlar oturursa, stad dışında elinde bilet maça giremeyen seyirci olursa, polis bilet gişelerinden içeriye adam alırsa ve gider seyircinin numaralı yerine oturursa, gözlemcilerin ve misafir idrarecilerin önüne sandalye koyup Türk büyüklerini oturtursanız, onların korumalarını şeref tribününe sokarsanız, hakem düdüğü çalacak ve maçı bırakıp gidecek. Yani skor 3-0 olacak.
Hadi göreyim bakayım şimdi, o maçta Ali Sami Yen'i o hale getirin. Ama, bizim şeref tribünü kendi maçlarımızda kocaman şerefli insanlarla doluyor. Hepsinin de genelde bir, bazen iki -üç koruması oluyor. Yani 20 tane Türk büyüğü gelse 40 tane de koruma olacak. Bunlara biraz konuş seni silahla tehdit ederler. Bölge müdürü ne yapsın. Gözlemciler, temsilciler zaten gördüklerini bile yazmıyorlar. Onların gözüne bazen perde iniyor, bakar kör oluyorlar. Ondan sonra da, "Biz niye böyleyiz" deyip, Avrupa Birliği'ne almıyorlar diye ağlıyoruz.
İkinci ligde play-off çok kızıştı. Bundan sonra oynanacak tüm maçların, özellikle ilk iki takımı ilgilendiren maçların aynı gün ve saatte oynanması gerekir. Ve özellikle naklen yayınların aynı anda ve dönüşümlü, hakem dağıtımlarının daha dikkatli yapılması gerekir. Gazetelerde okuyorum Ali Şahan ismini görüyorum. 4 Diyarbakır maçına gitmiş. Sadık İlhan'ı görüyorum. Deplasmanlarına gitmiş iki maç. Demek ki bazı hakemler bazı takımlara uğurlu geliyor.
Timur'a iki yıl ceza Daum'a ise ÖDÜL
Adanaspor'lu Timur anfetamin kullandığı için 2 yıl ceza yedi. Futbolu bırakıp Almanya'ya yerleşti. Anfetaminin içinde kokainde de bulunan madde var. Yani kokain kullanmakla, yani uyuşturucu kullanmakla, anfetamin kullanmak arasında bir fark yok. Türkiye Futbol Federasyonu'nun kara kaplı ceza kitabında bu suçun karşılığı iki sene hak mahrumiyeti cezası. Peki o zaman arkadaşlar, Daum saç örneğini ne zaman Amerika'ya yolladı. Ne zaman Türkiye'ye geldi. Futbol Federasyonu ona çalışma iznini nasıl verdi. Timur'a iki yıl ceza veren Federasyon, Daum'u neden ödüllendirdi.
F.Bahçe'yi değil Antep'i istiyorum
Hıncal okuduğu yazılardan ve televizyondan seyrettiği maçlardan, kendi istediği cümleleri cımbızla çeker alır. Çünkü işine öyle gelir. Tamamını alırsa taca çıkacak. Dün de "Medya, Erman Toroğlu başkanlığında Fener kazansın istiyor" demiş. Hıncal, ben üç büyük takımı da tutmuyorum. Onların taraftarı da değilim. Onların yazarı da değilim. Evet önümüzdeki derbiyi F.Bahçe kazansın istiyorum. Çünkü G.Saray alırsa lig bitecek. F.Bahçe'nin G.Antep'i 4-3 yendiği maçta Türkiye'de en çok üzülen bendim. Daha bitmedi Hıncal, ondan sonraki hafta G.Antep, G.Saray'ı yensin istiyorum. Fener de Erzurum'a yenilsin. Yani benim isteğim G.Antep şampiyon olsun Hıncal. Nasıl G.Saray Avrupa kupasını aldı, Türkiye'nin ufkunu genişletti. Ben de artık bu büyük kulüplerin hegemonyası bitsin, diğerleri "Biz de şampiyon olabiliriz" desinler istiyorum Hıncal. Bu isteğim olmazsa son maça kadar lig heyecanı taşınsın istiyorum. Aradan tek cümleyi alırsan, senin dediğin gibi olur. Ama benim dediğimle senin dediğin çok farklı. Çünkü Hıncal, sen hasta bir Galatasaraylı, ben sıhhatli bir futbol seven vatandaşım.
|
|
 |
|