kapat
24.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

Kangurum

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Medyasoft
 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

Ulusal Egemenlik!.. Hani ulus?..

Sabah kalktım.. Bayrağımı dolaptan çıkardım.. Balkondan aşağı dalgalanmaya başladı, serin serin esen rüzgarla..

Sonra Ercan geldi.. Yola çıktık.. Yabancı nüfusu hayli fazla Alkent'in hemen her binasında ortalama iki bayrak sarkıyordu, balkonlardan, pencerelerden.. Keyiflendim.. Nükhet Duru çalıyordu, müzik setinde.. O ünlü sıla türküsü, Yemen'i nasıl lezzetle okuyordu Nükhet.. Alkent'in dışına çıktık.. Etiler'den Bebek'e indik.. Sahil yoluna geldik.. Keyfim giderek kaçmaya başladı.. Arnavutköy'e doğru iyice yok oldu.. Hele karşı sahili, Anadolu yakasına bakınca, bitti, tükendi..

Etiler'de bayrak yoktu.. Bebek'te bayrak yoktu.. Görüntülerde bayrak yoktu.. O Boğaz'ın iki yanına yerleşmiş yalılarda yaşayanlar binalar boyunca indirselerdi ayyıldızı, hem karşı sahile, hem de aradan geçen bin ayrı bandıralı gemidekilere, Türkiye'nin ulusal bayram coşkusunu bir nebze göstermez miydik?.. O bayraklar için için bizi coşturmaz mıydı?..

"Kriz, mriz ama, ulusuz biz.. Kenetlenmiş bir ulus.. Bu ulus krize boyun eğer mi" demez miydik içimizden.. Asmadık pencerelere.. İndirmedik balkonlardan.. Çünkü biz bayramı yaşamıyorduk..

Hangi bayramı..

Cumhuriyetin temeli olan bayramı..

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı gündü o..

Ulusal Egemenlik'ti adı..

Ulusal Egemenlik.. Var olmanın özü.. Ruhu.. "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" dediğimiz günden daha büyük, daha anlamlı kaç gün olabilir insanın yaşamında.. Farkında değiliz..

Çocuklara ithaf edilmiş bu gün..

Neden..
"Biz kurduk, onlar yaşatacaklar" demiş Atatürk!..

Güne bir anlam daha, alın bakalım..

Hayır alan yok.. Bayramın farkında olan yok.. Bir bayrak alıp asmak zahmetine katlanan yok..

Çocuk Bayramı.. Okullarda çocuklara bugüne sahiplenmeyi öğretiyoruz.. Günün anlamını öğretiyoruz.. Çocuk sokağa çıkıyor..

Hani bayram..
"Hani bayram anne?.. Hani bayram baba?.. Hani bayram öğretmenim" dese ne diyeceğiz..

Çocuk "Hani ulus?.. Ortada ulus yokken, bu nasıl Ulusal Egemenlik" dese ne diyeceğiz..

Fenerbahçe Antep'i yendi diye bayram yapmayı biliriz, Ulusal Egemenlik Bayramı'nın farkında bile olmayız..

Ne biçim ulusuz biz?..
Dışardan örnek veriyorum diye bana kızanlar var.. "Bu ne yabancı hayranlığı" diye.. Hayranlık değil, gıpta.. Kıskançlık.. Öfke..

Sarısı var, kızılı var, siyahı var, beyazı var.. Daha düne kadar birbirlerini doğramışlar üstelik.. 172 milletin insanı var.. Onlar Ulus olmuşlar.. Onlar Amerikan Ulusu olmuşlar, 200 senede.. Bir ulusal bayramda, bütün Amerika, mavi, kırmızı ve beyaz renklerle donanır.. İnsanlar sokaklara dökülür.. Okullar kentin en uzun en geniş caddesinde, bando, mızıka, boru trampet takımları ve rengarenk giysileri içinde bizdeki gibi asker değil, dans adımları ile geçerler. İnsanlar, elele kolkola yaşarlar.. Bir latin kökenli, bir çekik gözlüyle, bir simsiyah, bir sarışınla yanyana coşkuya katılır.. Onlar bunu bu kadar kısa zamanda başarmış, kanlı düşmanlardan bir "Ulus" çıkartmışlardır. Biz bin yıldır birlikte yaşadığımız Anadolu'da hala "Ulus" olamamışızdır.. Nasıl kıskanmam.. Nasık öfkelenmem..

Yunanistan'da ulusal bayram yaşadım.. Tüm Atina mavi beyaz oldu bir gecede..

İspanya'da yaşadım.. Bütün ülke sarı kırmızı olmuştu, biri sihirli sopayla dokunmuş gibi.. İrlanda'da yaşadım.. Bütün ada yemyeşildi, asılan yüzbinlerce bayrakla..

Hani niye benim Türkiyem kırmızı beyaz değil?..

Hani benim ayyıldızım?..

Aşçılara özgürlük..
Dayanamadım bir gün, Ziya Usta'ya "Yahu sen, ekşili köfte, pazı sarma, papaz yahnisinden başka şey bilmez misin" dedim.. Acı acı güldü.. "Ertekin Bey başka şeye izin vermiyor ki" diyerek..

Bu haftalar önce.. İhtilal yaptım, Cafe des Theatres'de yönetime el koydum ve ilk bildiriyi yayınladım:

"Bundan böyle ekşili köfte, papaz yahnisi ve pazı sarma yapmak yasaklanmıştır. Bu üç yemekten biri, ancak daha önceden bana haber verilerek ve izin alınarak yapılabilir. Ziya ve Tümay ustalar bundan böyle kendi yeteneklerini özgür olarak sergileyecek ve eteklerinde ne kadar taş varsa hepsini dökeceklerdir.."

O günden bu yana, inanamıyorum..

İnanın bu ülkenin en iyi ustalarından ikisi aylardır Ertekin'de çalışıyormuş da haberimiz yokmuş..

Böyle bir lezzet olmaz.. Bildik yemekleri yapıyorlar, harika.. Kendi icad ettikleri yemekleri yapıyorlar harika..

Her öğlen koşarak gidiyorum Ortaköy'e, "Bakalım bugün neler var" diye..

Bazan gidiyorum, yemek bitmiş.. Az az yapıyorlar, hemen yensin, kalmasın diye..

"Ne yiyeceğim peki" diyorum.. "Bana bırak" diyor, Ziya Usta.. Bırakıyorum.. "Bana bırak" diyor Tümay Usta.. Bırakıyorum.. O anda elde ne varsa, onlardan bir yemek çıkarıyorlar 10 dakikada, parmaklarınızı yersiniz..

Ertekin ustalığı yoketmiş.. Üç yemekten başkasını istemez.. Pişen yemeğe biber, baharat koydurmaz.. Ne yapsın usta..

Yıllar yılı, ustalar değil, Ertekin'in keyfi yönetirmiş meğer mutfağı..

Gidin de özgürlüğün mucizelerini yaşayın, Cafe des Theatres'de..

Bir Tavsiye

Yanlış seçim yapan güzel ajanlar..
İkisi de FBI'ın güzel ajanları.. İkisi de bir gün kendilerini krizin içinde bulurlar..

Birisinin karşısında mafyanın en kanlı "Ana"sı vardır. Kucağında bebeği, elinde ajana doğrultulmuş tabancası..

Ajan, ya bebek taşıyan kadına ateş edecek, ya ölecektir.. Tercih bu..

(Burada bir parantez açayım.. Dünyanın en azılı katili polise tabancasını doğrultmuş, üç adımdan.. Kesin vuracak. Polis kararsız.. Kucağında bebek taşıyan kadına, canını kurtarmak için dahi ateş etme hakkı var mı?.. Çünkü o ülkede çocuk kutsal varlık.. Her koşulda.. Kimin çocuğu olursa olsun.. Çünkü o ülke çocuklarını sever..)

İkincisinin karşısında bu defa mafyanın en kanlı "Baba"sı vardır.. Ajan fıstık yerken teslim almıştır Babayı.. Tam o anda, fıstık adamın boğazına kaçar.. Nefes alamaz. Morarmaya başlar.. Güzel ajan ya adamın ölmesine seyirci kalacak, üstün durumda olduğu eylemi devam ettirip işi bitirecektir. Ya da adamı kurtarmak için pozisyonunu kaybedecek ve büyük riskleri göze alacaktır.

Her iki güzel ajan da tercihlerini yanlış yaparlar. Çıkan her iki çatışmada da FBI'ın en gözde erkek ajanlarından biri vurulur.. Her iki güzel ajanın da silahları ve rozetleri geçici olarak geri alınır..

Güzel Dedektif ile, Hannibal arasındaki paralellik de burada biter..

Ondan ötesinde, Güzel Dedektif'te bir My Fair Lady öyküsü izleriz.. Bir güzellik yarışmasına sabotaj yapılacaktır. Olayı çözmek için de bir FBI ajanının yarışmacılar arasına girmesi gerekmektedir. Bu Sandra Bullock olur.. Bu pasaklı Eliza Doolittle'ı Prenses yapma görevini, yani Prof. Higgins rolünü de Michael Caine üstlenir.. Filmde eski göz ağrılarımızdan Candice Bergen de var.. Fazla sıkılmadan izlenecek bir film.. İyi vakit geçirir, gitmezseniz pek fazla şey kaybetmezsiniz..

Hannibal'de ise, bir satranç oyunu var..

"Kan, revan, şiddet, dehşet, terör" diye filmi aşağılamaya çalışanlara sakın kanmayın.. Bu filmde en kanlı sahneler bile, akıl almaz bir üslup, bir estetik içinde sunuluyor. Hani öyle insana gözlerini yumduran, yüze kapanan parmaklar arasından seyrettiren tek sahne yok.. Sırf bunun için dahi yönetmen Ridley Scott'u kutlamak gerek.. Aksine yönetim, zaten Hannibal Lecter'e, (Anthoy Hopkins) kurbanlarını hep sanatsal bir zarafet içinde öldüren Dr. Hannibal Lecter'e yazık ederdi..

Masada oturan adama, kendi beynini yedirmek.. Düşüncesi bile korkunç.. Lütfen gidin, bu sahne nasıl bir klas içinde gerçekleştirilmiş görün.. Bu arada isterseniz, Güngör Dilmen'in Canlı Maymun Lokantası'nı da hatırlayabilirsiniz.

Dr. Lecter hapishaneden kaçmış.. Floransa'ya yerlemiş.. Oradaki evinin balkonunda cep telefonu ile ajan Sterling'in (Jody Foster'in yerine Julianne Moore oynuyor.. Yenisi eskisinden de soğuk..) doğum günü tebriklerini kabul ederken, balkonun altında toplanan kalabalığa da el sallıyor.. Şaka.. Şaka..

Dr. Lecter, ajan Sterling'e hem de nasıl aşık.. Platonik.. Onun FBI'de itibarını kurtarmak için kendini riske ediyor..

"Gel beni yakala" demiyor tabii.. Dedik ya.. Bir satranç oyunu bu.. Bir hamle Lecter'den.. Bir hamle Sterling'den..

Lecter bir mektup yazıyor, Amerika'dan postaya verdirerek. Kağıdı katlayan ve zarfı kapayan ellerinde krem var.. Kendi özel sipariş kremi..

Ajan bu tek ip ucunun farkına varıyor.. Bu kremde neler var?.. Bunlar hangi kozmetik firmalarında bulunur diye yola çıkınca, Floransa'ya varıyor..

Bunlar ilk hamleler.. Ötekiler de ayni ilginçlik ve merakta..

Bu ikinci Hannibal filmini ilkinden de fazla sevdim.. Büyük oyuncu Anthony Hopkins'e daha fazla zaman ve mekan tanıdığından olmalı..

Polisiye sevenlerin asla kaçırmamaları gereken bir film bu..

BİZİM DUVAR
Wishful Thinking: OUT, Devishful thinking: IN

Hakan&Utku

TEBESSÜM
Fıkra Berrin Cankanat'tan

Adam biraz mahçup,

Viagra istemiş eczacıdan.

* Reçetesiz olmaz.

Elini cebine atmış:

* Karımın resmini göstersem olur mu?

SEVDİĞİM LAFLAR
İnsanın neden gülen hayvan olduğunu en iyi ben anladım galiba. En çok acıyı o çektiği için kahkahayı keşfetmek zorunda kalmış.

Nietsche

(Teşekkürler Gizem)

 
Gündemi en çok nereden takip ediyorsunuz?

İnternet Haber Portalları
Günlük Gazete
Televizyon
Radyo

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır