  
Aşk bilmez, inanır
Kimi zaman insan kalabalık içinde farketmeyeceği; dönüp bakmayacağı yüzü ister...
Bu yüze bağlanmak ister...
En sessiz duranı, en gösterişsiz olanı seçer insan kimi zaman... Ona bağlanır.
Murat da böyle yapmıştı.
Hayır! İnsanın kendini "uzun boylu" göstermek için "kısa boylu" olanı seçmesi gibi değildir bu...
Sadakatsizliğe karşı tilkice bir önlem olarak "mecburen" sadık kalacak olanı seçmek de değildir bu.
Bazen aşkın okları gider, en arkada duranı vurur...
Bir bakmışsınız, en çok saklanan, ilk yaralanan olmuş!
Murat'da da böyle olmuştu...
***
Hastanede ziyaretine gittiğimde bitkindi Murat. Konuşacak hali yoktu. Elini göğsünün üzerine götürüp "kalp" diyebildi.
Yanıbaşımızda duran genç asistan "gerçekte pek sorun yok" der gibi göz kırptı. "Biraz yorulmuş beyefendi, birkaç gün dinlenecek!"
Evine çıktığı gün, uğradım.
Salondaki sehpa gazete kupürleriyle doluydu. Beni görünce hepsini toparlayıp bir zarfın içine tıktı Murat.
Banyoya gittiğinde ses çıkarmadan yerimden kalkıp zarfın içindekilere göz attım. Hepsi aynı günün gazeteleriydi; birkaç gün öncesinin. Fakat banyo kapısının açıldığını duyunca zarfı bırakıp yerime oturdum.
Murat ağır ağır gelip koltuğuna yerleşti. "Sen hep söylersin ya!" dedi kederli bir gülümseyişle; "hayat benimle de dalgasını geçti!"
Çocukluktan beri arkadaşık. Sert ve kesin sesle söylediklerimin tersini yapmakta zorlanırdı.
"Anlat" dedim sesimi yükseltip; "Neler oldu?"
Anlattı. Bundan sonrası Murat'ın anlattıklarıdır.
***
Yaşı benden çok küçüktü. Sessizdi. Gösterişsizdi...
Gösterişli; daha doğrusu gösterişçi kadınlardan sıkılmıştım.
(Şimdi itiraz etme. Kalkıp "Sıkılmadın, yalnızca yoruldun. Yoksa insan onların baş döndüren danslarından sıkılmaya fırsat mı bulur?" filan deme...)
Bu kızın hiçbir şey talep etmeyen yapısı; kendi halindeliği çok hoşuma gitmişti.
Sevilmekten başka bir şey istemiyordu; sevmekten ötesiyle ilgilenmiyordu.
Kısa sürede, kırk yıldır birlikteymiş gibi yaşar olmuştuk. O televizyon dizileri karşısında hüngürderken, ben gazeteleri, dergileri karıştırıyordum. Sonra koltukta pat diye uykuya daldığında çıkardığı mırıltı seslerini dinleyerek film izlemek çok hoşuma gidiyordu.
Neyse... Bazı geceler sabaha karşı titreyerek, dehşet içinde; "Kaçın! çabuk kaçın" diye bağırarak ter içinde uyanırdı. Sorduğumda ürkmüş, lafı geçiştirmişti.
Zaman hızla aktı.
Biliyorsun; iş için yurt dışında daha uzun süre kalır oldum. Onu telefonla aradığımda evde bulamıyordum. Cepten aradığımda çoğu zaman açmıyordu.
Kavgalar çıkardım.
Sonra, nasıl yaptı, nasıl becerdi anlatamam; fakat beni sevdiğinden emin oldum. Gerisini bıraktım...
Eve döndüğümde buzdolabında bir kuru peynir parçası, birkaç kola kutusu, birkaç bira şişesi buluyordum. Salondaki halının üzerinde sigara yanıkları, küller, içki lekeleri oluyordu bir de...
Yine de ilk tanıdığımdaki gibiydi; sessiz, kendi halinde ve güzel!
Kucağıma oturup burnumu öptüğü zamanlardaki sakilliğimizi seviyordum...
Bir gün kapıcının bana tuhaf tuhaf baktığını farkettim. "Abla, çok arkadaş canlısı!" diye laf attı. Aldırış etmedim.
(Bir erkek körlükte karar kılarsa bir daha gözlerini kolay açmaz, değil mi?)
Geçen ayın başıydı. İşteyken aradı beni.
"Annem hasta, Alanya'ya gidiyorum."
"Seni ararım sonra, meraklandım!"
"Merak etme" dedi belli bellirsiz bir öfkeyle; "ben seni ararım!"
Hiç annesinden söz etmemişti daha önce; hasta olunca yanına koşacağı bir annesinin varlığını hiç hissettirmemişti.
(Burası gülünç tabii; fakat insan aşıkken doğru sorular soramaz; bence aşık bilmez, inanır...)
En iyisi, şu zarfı aç, içindekilere bak.
Anlatmama gerek yok.
Okusana...
"Güney illerimizde soyulmadık yer bırakmayan şebeke yakalandı. Şebekenin lideri genç kadın da ele geçirildi."
İki gün şubede kaldım. Polisler anlayışlı davrandı. Uzun süredir izliyorlarmış. Sadece amirlerinden biri bana acıdığını açıkça itiraf etti...
Onlar gittikten yarım saat sonra göğsüme müthiş bir ağrı yayıldı. Gözlerimi hastanede açtım.
(Biliyorum oğlum! Kalbimde bir şey yokmuş. Hekimler öyle dedi. Ama o lanet ağrı var ya, hiç geçmeyecek!)
|