  
Toplumsal yeniden yapılanma (2)
Devletçi ekonomi bu ülke insanını sadece süründürmekle kalmadı; içindeki yaratıcılık ruhunu, girişimciliği, dinamizmi de dumura uğrattı.
Zaten ekonomiye en büyük zararı da bu noktada verdi. Aslında bu bir yumurta-tavuk hikâyesi gibi...
Devletçi-korumacı ekonomik yapı, ancak devlet imkânlarının tırtıklanmasıyla ayakta durabilen bağımlı insanlar topluluğunu yaratırken, bu toplumsal yapı, korumacılığın sürdürülmesini bir bakıma vicdanen zorunlu kıldı. Üstelik bu istenilmeyen durum bir de çağımızın en güçlü tabusu olan "sosyal devlet" tabusuyla meşrulaştırılıp ideolojik koruma altına alınınca, iyice sorgulanamaz hale geldi.
Ta ki, değirmenin suyu bitip, taşıma suyla dönemeyeceğimiz de ardı ardına gelen krizlerle kafalara dank edinceye kadar... İşte şu anda bu noktadayız.
Toplumun yeniden yapılanması derken, "devlet baba"nın, çocuklarına dönüp, "artık benden hayır yok, herkes kendi başının çaresine baksın" dediği bu noktada, kendisini ihanete uğramış, yapayalnız ve çaresiz hisseden "çocukların" birer erişkin gibi davranmaya başlamasından söz ediyoruz.
Bu, devletin dönüşümünden çok daha büyük, çok daha önemli ve çok daha devrimci bir olay. Ama aynı zamanda zor ve acılı. Yıllardır aciz bir çocuk gibi davranılan bu insanların, yürümeyi öğrenirken sendeleyeceğini, kimilerinin düşüp orasını burasını yaralayacağını biliyoruz.
İşte bu noktada geçiş dönemine özgü uyum politikalarının geliştirilmesi özel önem kazanıyor.
Yeniden yapılanmanın mağdur ettiği kitlelere el uzatmak, onların yeni duruma adapte olmalarına yardımcı olmak, destek vermek hem devletin hem de toplumun görevi.
Özellikle de sivil toplum kuruluşlarının görevi.
Ancak bunun için sivil toplum örgütlerinin şimdiye kadar kendileri için yaptıkları görev tanımını genişletmeleri ve hatta yeni bir görev tanımı yapmaları gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları şimdiye kadar genellikle, temsil ettikleri kitlenin çıkarlarını korumak adına, ekonominin yeniden yapılanmasının karşısına dikilmeye, değişimi durdurmaya çalıştılar.
Oysa bu çıkmaz bir yol. Bu yolun ne onlara, ne de temsil ettikleri kitlelere bir faydası olabilir. Şu anda çaresizlik içinde "eskiyi" korumak için çırpınan kitlelerin peşine takılmak; onların isyankâr feryatlarına katılıp omuzlarını sıvazlamak ve ne kadar haklı olduklarını söylemek, kısa vadede alkış toplayabilir. Ama uzun vadede bu, kitlelere kötülük etmektir. Çünkü bu tutum, olmayacak duaya amin demektir.
Sivil toplum kuruluşları, mağdur kitleleri -uzun vadede hem kendi çıkarları hem de toplumun bütününün çıkarlarıyla çelişen- mücadelelere sürmek yerine, onların yeniden ayağa kalkmaları, yeni beceriler edinmeleri, yeni iş olanakları bulmaları için somut, gerçekçi destek programları geliştirebilir ve acilen hayata geçirebilirler.
Sendika sadece grev ve toplu sözleşme yapmak için değildir. Sınıfsal bir dayanışma örgütüdür. Yıllardır fazlaca bir grev harcaması yapmayan işçi sendikaları, bugün biriken fonlarını işini kaybeden üyelerini desteklemek için kullanabilir, çalışan üyeleri arasında yardım kampanyaları açabilir, toplumsal dayanışmayı harekete geçirebilir, üyelerini yeni beceriler kazanması için eğitebilirler. Tarım kooperatifleri, köylü örgütleri, köylü kitlelerine yeni ürün geliştirme, işleme ve pazarlama konusunda yardımcı olacak şekilde yeniden örgütlenebilir. Esnaf birlikleri, kriz sırasında meslek içi dayanışmada bulunmak ya da üyelerine rekabet gücü kazandırmak için çeşitli projeler geliştirebilir.
Ama bütün bu destek programlarının amacı, kriz mağdurlarının ekonomi içindeki eski pozisyonlarını tekrar alıncaya kadar dayanmasını sağlamak değil; yeni koşullara ayak uydurabilmelerine yardım etmek olmalıdır.
|