  
Yağmurun getirdikleri
Bunu beklemiyordum... Güneşli bir nisan sabahına uyanırım diye yatmışken uykuya...
Beni karabasanlarımdan ancak güneş uyandırır, çekip alır derken...
Yağmurlu bir kış gününe başlayacağımı hiç beklemiyordum.
Üçüncü bir ekonomik kriz; anlamsız bir siyasal kavga, gündeme "bomba gibi" düşecek bir saçmalık, on yıl içinde gelecek ama bu işi önümüzdeki on saniye içinde de "bitirmeyi" kararlaştırmış (!) bir deprem... Bunları her vatandaş gibi ben de bekliyordum...
Ama işte... Bu yağmur olmadı!
Böyle bulanık, böyle depresif bir yağmur...
Şehrin büyük meydanına çıkınca, ellerinde rüzgâra kapılmasın diye sımsıkı tuttukları şemsiyeleriyle oraya buraya koşuşturanlara baktım. Onlar da beklemiyorlardı...
Üniversite otobüsünü bekleyen genç kız saçlarını yeni fönlemişti ve üzerine düşen damlalara teker teker kızıyordu; çok belliydi öfkesi...
Kriz tartışmaları içinde hava durumuna göz atmayı unutmuştuk galiba!
Doların kuru, borsa hareketleri, hükümetin köstekli desteği filan derken hava durumunu bile kaçırmıştık milletçe!..
Zaten...
Açlık grevlerinde birer birer giden çocukların haberleri ve insan hayatının değerinin uğradığı erozyon umurumuzda değildi çoktandır. Varsa yoksa, paranın değeriyle meşguldük!
Yüksek öğretimin kuyruğu dimdik tutuyormuş havası verme çabalarına karşın bütün kurumlarıyla çöktüğünü görmek bile istemiyorduk!
Ülkenin belli yerlerinde yine sinsi çatışmalar planlanıyor; yine huzursuzluk tezgâhlanıyormuş... Bunları işitmek filan istemiyorduk...
"Karakter sahibi" yoksulluk geleneğimizin son ekonomik-sosyal gelişmeler sonucunda "karaktersiz ve bilinçsiz bir çaresizlik" haline geldiğini bilmek, düşünmek, tartışmak istemiyorduk.
Öyle bir haldeydik ki, sanki doların değeri bir parça düşünce, yaz gelip bedenlerimizin enerjisi ruhlarımızı da ateşleyince hepsine bakma olanağımız olacaktı!
Bir ekonomik endekslere bakıyorduk, bir de hava durumuna: Yarın ne olacak?
Sonunda hava durumu raporlarını da kaçırmışız.
Hazırlanamamışım, hazırlanamamışız...
Oysa öyle bir çağda yaşıyoruz ki, sanki televizyon vermeyince yağmur bile yağmıyor; sanki hava durumu sunucusu söylemezse güneş açmıyor...
***
Yağmurda yürüdüm...
Kedi gibiyimdir; ıslanmayı hiç sevmem. Ama bu kez bıraktım kendimi yağmura, yürüdüm..
Sersemce bir inatlaşmaydı biraz da...
Bulutlara mevsimin bahar olduğunu hatırlatmak ister gibiydim; yağacaksa nasıl yağmasının gerektiğini!
Ve yürürken bir kez daha açık seçik biçimde anladım:
Cesur bir halkız biz.
Yalnız cesaretimiz bir garip!
Sınav korkusunu "sınıfta kalma" cesaretiyle yenebiliyoruz.
Yanımdan geçenlere, işlerine koşuşturan insanlara baktım.
Ne kadar benziyoruz birbirimize...
Üçüncü kişi: Aşk
İki gün üst üste arkadaşların sevgililere sevgililerinden kimi zaman daha çekici, daha eğlenceli ve hatta daha erotik gelmesi üzerine yazdım ya... Modern "iyi vakit geçirmek" kavramının mızmız aşkı fena faka bastırdığını anlatmaya çalıştım ya...
Kerem Çalışkan (Yeni Yüzyıl'da onunla az çok güzel ve özgür günler yaşamadık, şimdi ntvmsnbc.com'un yayın yönetmeni!) hemen bir şiir gönderdi.
Aşk
Üçüncü bir varlık
Gibiydi aramızda
Bazen sen
Bazen ben
Aldatırdık birbirimizi
Onunla
İkimiz birden
Aynı anda
Dokununca
Bir gerilim yaşardı
Usulca
Aşk
Üçüncü bir varlık
Gibiydi aramızda...
(Kerem, "Sen hele bir köşene koy, ben sonra bu dizeleri yazanı söylerim" dedi. Onun isteğine uyuyorum.)
|