kapat
19.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

Kangurum

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Medyasoft
 
ŞELALE KADAK(skadak@sabah.com.tr )

Alışverişe çıktılar!

Geçen hafta sohbet sırasında Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın kardeşi Turgut Yılmaz hatırlatmıştı. 31 Aralık 1999 yılında borsaya açık şirketlerin piyasa değeri toplam 174 milyar dolar iken, 5 Nisan 2001'de bu rakam 34 milyar dolar mertebelerine indi. Varlıklarının değerinin düştüğünü her fırsatta dile getiren işadamları, şirketlerin yabancılar tarafından ucuza kapatılacağı ihtimalinden ürker oldu.

Peki yabancı şirketler Türkiye'de gerçek anlamda büyük satın almalara girişecek mi? Bu soruya yanıtı Organik Holding'in patronu Aldo Kaslowski veriyor ve Koç'un davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Amerika'nın en büyük yatırım grubu Carlyle Grubunu örnek gösteriyor. Carlyle Grubu'nun elinde yaklaşık olarak nakit 64 milyar doların olduğu sanılıyor. Carlyle'ın bu parayı stratejik önemi olduğuna inandığı dünyanın çeşitli bölgelerindeki satın almalara harcayacağı konuşuluyor. Kaslowski'ye göre, Carlyle Grubu, sadece Koç'la birlikte bir yatırıma girişmek için Türkiye'ye gelmedi. Bir anlamda "Carlyle ve diğerleri çoktan alışverişe çıktılar." Nitekim, Carlyle Grubu'nun yetkilileri, Koç yöneticilerinden enerji, telekomünikasyon ve savunma sanayi konularında bilgi de aldı.

İnan Kıraç bir toplantıda, 'satmayalım' yemini edilmesini istemişti. Kimbilir belki gerçekten kimi patron şirketlerini bu kadar ucuza satmaya yanaşmayacak, kimi de başka çare kalmadığı için bu yola başvuracak.

Plastik üreticilerini çileden çıkaran borular
Plastik boru üreten ve 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasında ilk 200'de yer alan Akın, Çağlar, Esen, Fırat, Kalyon ve Keban Plastik ile Marlit Boru isimli 7 şirketin patronu, kaleme aldıkları bir yazıyla "Bu nasıl kurtuluş savaşı" diye soruyor. Her sektörde olduğu gibi plastik sektörü de krizden nasibini aldı. Kimi şirket çalışanlarını ücretsiz izne göndermiş, kimi kapasite kullanımını sınırlamış. Yani sektör ayakta kalma mücadelesi veriyor. Hal böyle iken, DSİ'nin yeni bir projesinde Türk firmalarının ürettiği PVC'den yapılan borular yerine, PE 100 adı verilen ve PETKİM tarafından da üretilmeyen bir hammaddeden yapılan boruların tercih edilmesi Türk şirketlerini çileden çıkarmış. Üstelik dediklerine göre, DSİ böyle yaparak, 4.5 milyon dolar daha fazla ödemek durumunda kalacak. Türk şirketlerinin zoruna gitmiş, çünkü şimdiye kadar başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere tüm beledeyilerin içme sularını kaynaktan taşımak ve milyonlarca kullanıcıya dağıtmak için PVC'den yaptıkları borular kullanılıyormuş.

Hani tasarruf yapacaktık!
7 plastik şirketinin sahipleri Mustafa Kızıklı, Adem Sak, Salih Esen, Nevzat Demir, Hasan Kalyon, Gıyasettin Demirtaş ve Muammer Beşer, iddialarını şöyle dile getiriyor: "DSİ, Şanlı Urfa Yaylak Tarımsal Sulama Projesi yürütüyor. Tarımsal alana su dağıtımı borularla yapılacak. Proje güya Kuzey Avrupa Ülkeleri'nin dış kredi desteğiyle yapılıyor. Proje üç ortaklı bir konsorsiyum tarafından üstlenildi ve bunlar da kendi aralarında ülkenin varlıklarının bir kısmını paylaşım hareketi başlattı. Çünkü her ne hikmetse ve hangi akıl ise, bu projede kullanılacak boruların PE-100 hammaddesinden yapılması istendi. Bu hammadde projeyi destekleyen ülkelerden ithal edilecek. Bu nasıl kredi? Ülkemizde işletmeler işsizlikten kıvranıyor. Petkim PVC stokları dağlarla yarışıyor ve biz sözde kredi ile yaptığımız işin hammaddesini dışarıdan getirecek düzenlemelere göz yumuyoruz. Yaptığımız incelemelere göre, bu projede kullanılan borular PVC'den yapılsaydı yaklaşık 4 milyon dolarlık yerli harcama gerektirecekti. Ama borular PE 100 olacağından 8.5 milyon dolara mal olacak, bu para dışarıya gidecek ve boru alınacak. Bu durum bizlerin canını yakıyor."

Pakdemirli'nin hatırlatması
Tekstil sektörünün başını ağrıtan kotalarla ilgili geçenlerde yazdığım anekdotda, yıllar önce ABD'de müzakerelere katılan Türk heyetinin başındaki Ekrem Pakdemirli'nin düzine yerine adede imza attığının ileri sürüldüğünden bahsetmiş ve o günler yapılan kota anlaşmasının sektörü bugün zorladığını yazmıştım. Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli'den bir not aldım, diyor ki, "Bu çetin pazarlığı Türkiye Tekstil İşverenler Sendikası Başkanı Halit Narin'in de aralarında olduğu 10 kişiyle birlikte bir hafta yaptık. Pazarlıkla rakamlar Türk tarafından Başbakan'a, ABD tarafından Cumhurbaşkanı'na kadar çıktı ve sonuçta o günkü şartlar altında alınabilecek en yüksek rakamlar alındı." Pakdemirli'ye göre, Türkiye'nin başlangıç olarak çok küçük olan ihracatını birden 10 -20 misline çıkarması söz konusu olamazdı. Bu anlaşma yapılmadığı takdirde Türk tekstili ABD'ye sokulmuyor, gümrüklerde bekletiliyordu.

 
Gündemi en çok nereden takip ediyorsunuz?

İnternet Haber Portalları
Günlük Gazete
Televizyon
Radyo

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır