Kamu borcu açmazları
Derviş'in açıkladığı programın içerisi bugün yarın dolacak. Bu yazıya oturduğumuzda G-7'ler Maliye Bakanları toplantısı sürüyordu. Türkiye'ye yardımının gündemde olduğu biliniyordu. Siz bu satırları okurken sonuç açıklanmış olabilir.
Kısaca hatırlatmakta yarar var. Yıllardır uluslararası finans piyasalarından kolayca borçlanan Türkiye neden şimdi resmi kaynaklara ihtiyaç duyuyor? Çünkü dış piyasalar kamu borcunun geri ödenmesi zor bir düzeye tırmandığını düşünüyorlar.
Bu durumda, bırakın taze para vermeyi, eski borçlarının vadelerini bile uzatmaya yanaşmıyorlar. Yani en sıkışık anında Türkiye'den borçlarını geri ödemesini talep ediyorlar.
Bankacılığı iyi tanımlayan bir benzetmeyi tekrarlayalım. "Bankacı, güneşli havada size şemsiye veren ama yağmur yağınca onu geri isteyen adamdır". Uluslararası mali piyasalar şu anda aynen böyle davranıyorlar.
Resmi dış kaynaklar önümüzdeki kritik aylardaki boşluğu dolduracak. G-7 ülkeleri Türkiye'ye kredi verince, Mayıs-Haziran'daki dış borç itfaları için piyasalara gitme zorunluluğu ortadan kalkacak.
Sanıyorum açmazı görüyorsunuz. Türkiye resmi kanallardan para bulursa dış piyasalara ihtiyacı kalmıyor. O nedenle piyasalar Türkiye'ye borç vermeye sıcak bakacaklar. Resmi kanallardan para bulamazsak, piyasalara mahkum oluyoruz. O zaman onlar da borç vermiyorlar.
"Moratoryum" üstüne
Son günlerde dış dünyada Türkiye hakkında yapılan analizlerin tümü kamu borçlarının ödenebilirliği konusuna yoğunlaşıyor. Büyük yatırım bankalarının Türkiye analistleri açıkça "moratoryum" sözcüğünü kullanıyorlar.
Ne demek? Hükümet "ben borçlarımı ödeyemiyorum, boş yere uğraşmayın" diye ilan ediyor. Latince "geciktirme" kökünden geliyor. Türkiye'de iç borçlar için sık sık kullanılan "konsolidasyon" da azçok aynı anlama geliyor.
İngilizce "default" sözcüğü aynı anlama geliyor. Türkçesi "temerrüt". Borcunu zamanında geri ödeyemeyen "temerrüte düşer" ve "temerrüt faizi" genelde çok yüksek olur.
Türkiye'nin bu konuda geçmişinde hiç sabıkası yoktur. Cumhuriyet döneminde Hazine tüm dış borçlarını daima zamanında geri ödemiştir. Yurtdışı temaslarında sık sık bu özelliği vurgulanır. Ancak, iki tereddütlü olaya değinmek gerekiyor.
1980 öncesinde dış borçların ağırlığı devletten devlete idi. 24 Ocak'la birlikte, OECD konsorsiyumu dış borçların vadesini uzatarak istikrar paketine destek vermiştir. Aynı dönemde, DÇM borçlarında da benzer bir operasyon yapılmıştır.
Bunları neden anlatıyoruz? Yabancı gözlemcilerin ciddi bir değerlendirme hatası yaptıkları kanısındayım. Bence Türkiye'nin dış borcunu geri ödemek yerine "temerrüte düşmesi" yada "moratorium" ilan etmesi ihtimali yoktur.
Nasıl? Çok basit. Dış kaynak gelmezse, döviz rezervleri bu amaçla kullanılacak ve tüm borçlulara zamanında ödemeleri yapılacaktır. 22 Şubat'tan bu yana döviz rezervlerinin hangi amaçla saklandığı sanırım açıklık kazanıyor.
Siyasi risk
Kötümser analizi sürdürelim. G-7'den para gelmiyor. Mayıs ve Haziran dış borç itfaları döviz rezervlerinden ödeniyor. O zaman ne olur? Aslında hepimiz pekala biliyoruz. Rezervler indikçe içeride tedirginlik döviz talebine ve oradan kura yansır.
Yeni bir devalüasyon dalgası TL faizlerini yükseltir. İç talep tekrar kısılır. İthalat azalır. İhracat yükselir. Cari işlemler dengesindeki döviz fazlası iyice büyür. Böylece ödediğimiz borç kadar dövizi cari işlemler dengesinden temin ederiz.
Dikkat ederseniz, buradaki sorun ekonomik değildir. Ekonomi dövizi üretecektir. Sorun siyasidir. Bu döviz fazlası için resesyonun daha da derinleşmesi, tüm toplumun tüketimini daha da kısması gerekecektir. Mevcut siyasi yapı krizin böylesine uzamasını kaldırır mı?
Bu noktada yabancı gözlemcilere hak vermemek çok zor. Hükümet işin bu kadar vahim olduğunu anladı mı? Maalesef bu soruya "anladılar" demekte zorlanıyoruz.