kapat
19.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

Kangurum

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Medyasoft
 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

Maçlara niye gitmiyorum?..

Önce, bir anne ve bir bilim adamı Dr. Deniz Erbuğ'un yazdıklarını okuyalım.. İstanbulspor- Galatasaray maçına gitmiş, çocuklarını alıp.. Anlatıyor:

"Tezahüratlardaki küfürler korkunçtu. Bir hanım, bir anne olarak tarifsiz üzüntü duydum. O insanlar oraya takımlarını desteklemeye mi gelmişlerdi, anlayamadım. Çocuklarımdan utandım. Maçın sonlarında 'Artık bitse de gitsek, bunları duymasak' diye düşünmekten maçı seyredemez oldum.

Tv'lerden duyuyoruz ve görüyoruz ki, bu küfürleri tüm takım seyircileri kullanıyor. Oysa ben çocuklarıma Galatasaraylılığı bir 'AYRICALIK' olarak öğretmiştim.

Ayrıca bir hekim olarak da gözlemlediğim toplum psikolojisi, doğrusu beni ürküttü! Taraftar o hale gelmiş ki, rakip takım taraftarlarını düşman gibi görmeye başlamışlar. Bir kıvılcım yetecek gibi... Stadlarda patlamaya çok az kalmış. Umarım önlem almakta gecikildikçe üzüleceğimiz olaylar yaşanmaz.

Küfür lütfen yasaklansın, gerekirse sert tedbirler alınsın, bir kaç kişinin canı yansın ama tekrarlanmasın.

Ki biz hanımlar, anneler de rahatlıkla maça gidebilelim ve zevkle maç izleyebilelim."

Maçların döner bıçakları boyutlarına gelmesi, küfüre göz yumulması ile başladı.. Küfürler giderek iğrençleşti, giderek daha tahrik edici boyutlara ulaştı ve sonunda tatlı spor rekabeti, acı düşmanlığa dönüştü.

Bu dönüşümü, amigoları besleyen kulüp yöneticileri, tiraj ve reyting peşindeki medya, kişisel popülarite peşindeki yazar ve yorumcular desteklediler. Seyirciye yaltaklanmadan menfaat uman futbolcular, tribün şımarıklığının ihanet boyutlarına ulaşmasına katkıda bulundular.

Ve de İçişleri Bakanlığı, tüm vali ve Emniyet Müdürleri ile, bu iğrençleşmeye göz yumdu, çanak tuttu ve bu hale geldik sonunda..

Bugüne dek, görev bilinci içinde bir, tek bir Emniyet Müdürü gördüm.. İstanbul Emniyet Müdürü iken, Mehmet Ağar.. Üç haftada küfürü ve terörü kaldırmıştı tribünlerden.. Ağar gitti, pislik, iğrençlik geri geldi.. Onun ardındakiler, genel eyyam havasına uydular..

Tribünlerdeki bu iğrenç görüntülere tahammül edemediğim için maçlara gitmekten vazgeçtim..

Artık evimde oturuyor, her kulüp taraftarı dostlarımla, maçları ekrandan izliyoruz. Çok daha rahat, çok daha keyifli.. Ve de tehlikesiz..

Bu sözün altını çizin..

Tehlikesiz..

Çünkü stad kapılarındaki tehlike artık baraj kapaklarını zorluyor.. Kan dökülecek.. Ölümler olacak.. Futbol terörü bağıra bağıra geliyor.. Ne polis, ne futbol teşkilatı, ne kulüpler, ne medya aldırış dahi etmiyor.. Çok acı sahnelere şahit olup, dehşete düşeceğimiz günler yakın..

***
Erol Kaynar dedi ki, geçen gün..

"Hıncal şu Beşiktaş seyircisine neden işaret etmiyorsun.. Takım kaç puan geriye düşmüş.. İyi de oynamıyor, ama her maçta stadı dolduruyorlar.."

"İşaret edeyim" dedim.. "20 dakika Galatasaray'a, 20 dakika Fener'e, 20 dakika hem de en Beşiktaşlı yazar Adnan Aybaba'ya sövdüler.. 10 dakika da 'Hükumet istifa' diye bağırdılar.. Maçla ilgileri var mıydı?.."

***
Galatasaray, Antalya ile oynuyor.. Üç gün sonra Real Madrid ile tarihinin en önemli maçlarından birine çıkacak..

Takım 1-0 öne geçiyor.. Ultraslanlar ayağa kalkıyor, Fener'e sövmek için..

Hay Fener kadar başınıza pamuk şekeri düşsün..

Bu ne bitmez, bu ne tükenmez Fenerbahçe kompleksidir..

Antalya ile oynarken, Fener'in ne işi var o stadda.. Hadi ileriyi düşünüyorsun.. Real'i düşünsene..

Fener, ille de Fener.. Demek Fener çok canlarını yakmış onların, unutamıyorlar.. Başka manası var mı yapılanın, Allahaşkınaf?.

Yahu Galatasaray buraları çok aştı.. O artık Avrupa da değil, dünya takımı.. O artık Realler, Bayernler, Manchersterler arasında savaşıyor, UEFA, Süper Kupa Şampiyonu oluyor.. Sizin minnacık, kompleksi beyinleriniz hâlâ Fener'e takılmış, takım Avrupa'yı da geçip Dünya Kulüpler Ligine tırmanırken, siz hala bir adım ileri gidememiş, kafanız hâlâ "Annenizin Ligi"nde kalmış..

Sen bunca başarıya rağmen Fener kompleksini kafandan atamazsan, bunu her maçta Galatasaray futbolcusunun beynine, bu iğrenç küfürlerle çakarsan, bu futbolcu kafasında Fener'i yenebilir mi?..

Galatasaray, en iyi zamanında bile Fener'e mahkum.. Niye?.. Çünkü Galatasaray seyircisi, mahkum ediyor takımını..

Yolda çevirip "Hıncal ağabey, onlar da bize sövüyor" diyorlar.. Onlar ayıp ediyorsa, sen de mi edeceksinf?.. Hani Galatasaraylı olmak ayrıcalıktı?. Galatasaray ayrılmış gidiyorsa, sen de ayrılacaksın..

Hem onların Galatasaray'a gıpta etmek, kıskanmak, hatta öfkelenmek için bin sebebi var.. Onlar Pendik'te oynarken, sen Kopenhaglara, Monacolara, Avrupa'nın en büyük kupa finallerine, Dünya Kupalarına gidiyorsun.. Amerika'daki CNN, seni dünyanın en iyi on takımı arasında yazıyor, aylardır.. Onların özürü mü var?.. Senin onlara uymak için bir tek sebebin var mı?..

Var..

Çünkü sen, bir türlü kafandaki Fener takıntı ve kompleksini atamıyorsun.. Takım dev, sen hâlâ minnacıksın..

***
"Saldırın.. Saldırın.. Saldırın..

Bu taraftar için saldırın.."

Bundan daha çirkin, bundan daha saçma, bundan daha anlamsız bir tezahürat olabilir mi?.

"Saldırın.."

Ne demek saldırmak.. Sporda saldırının ne işi var?..

Sporcu maçı, kulübü, renkleri için oynar.. Ne demek "Bu taraftar için.."

Ne yapmış taraftar da, kulübün, renklerin önüne geçmiş?..

Galatasaray taraftarı nasıl Galatasaray'dan büyük olur, takım nasıl Galatasaray için değil de, "Taraftar" için oynar?..

Böyle bir megalomani olur muf?.. Olur.. Kulüp yöneticisi, futbolcusu, teknik adamı, medyası bir taraftar yalakalığı yarışına girerse, olacağı bu..

Saçmalığa bakın.. Galatasaray- Beşiktaş oynuyor.. Galatasaray seyircisi ayakta..

"Saldırın.. Saldırın.. Saldırın..

Bu taraftar için saldırın.."

Onlar oturuyor.. Beşiktaş seyircisi ayağa kalkıyor:

"Saldırın.. Saldırın.. Saldırın..

Bu taraftar için saldırın.."

Şimdi sahadaki futbolcu, tribünlerin kimi coşturduğunu nerden anlayacak?.. Anlamayacak.. Anlaması da istenmiyor zaten.. Çünkü taraftar oraya takımı coşturmaya değil, kendini oyalamaya geliyor.. Tüm gösteriler aslında kendileri için.. İşler biraz kötüye gidince kendi futbolcularına sövmeler ve hatta dövmeler başlamasından belli değil mi?..

"Re.. Re.. Re.. Ra.. ra.. Ra.." sadece Galatasaray'a has, geleneksel ve muhteşem bir tezahürattı. Unutuldu. Şimdi herkese uyup, herkes gibi saldırıyorlar. Galatasaray'ı sıradanlaştırıyorlar.. Böyle taraftar olur mu?.

***
Galatasaray VİP Tribününde yanımda oturan ve gayet sakin maçı izleyen Ömer Üründül'e sırf Fenerlidir diye saldırılması bardağı taşırdı. Kartımı spor servisine iade ettim ve maça gitmekten vazgeçtim..

Erman Hoca o gün maçtan 30 polisin korumasında ayrıldı..

Görüşlerini yazan gazetecilere, tribünlerden korolar halinde sövme moda oldu..

Böyle bir ortamda özgür fikir gelişebilir, özgür fikir yazılabilir mi?..

Sorarsan o VİP tribününde oturanlar, fikir özgürlüğü için sokaklara dökülmeye hazırlar.. Hadi canım sende..

Bu ülkede fikir özgürlüğü, kendi fikirlerinin özgürlüğüdür. Tersini düşünene haddi bildirilir..

Özgür görüşlerimi koruyabilmek ve ifade edebilmek için de vazgeçtim, maça gitmekten.. Fikir özgürlüğünü tüzüklerinin birinci maddesine koyan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Spor Yazarları Derneği, bu korkunç gelişmeleri "Çıt" çıkarmadan izler ve seyirci popülizminin gizli destekçisi olurken..

***
Spor izleme keyfini yok eden, televizyonlar aracılığı ile ülkeye iğrençlik, ahlaksızlık, çirkeflik yayan bu tribünlerin içinde olmayacağım..

Ta ki sorumlular, yetkililer görevlerini hatırlayıp, mücadeleye başlayana kadar..

Ta ki maça insan gibi gitme, insan gibi izleme ve insan gibi evime dönme hakkı anneler, çocuklar ve genç kızlar dahil herkese tanına kadar..

Ta ki önce insan, sonra seyirci olduğumuzu öğrenene kadar..

Spor "Önce insan" dır.. "Önce Düşman" değil!..

Hagi giderken, Hagi yasası geldi..
Futbol Kurallarını belirleyen İFAB (Eski adı İnternational Board, yeni adı İnternational Football Assosciation Board), Erman Hocamın hiç de hoşuna gitmeyecek bir karar aldı..

Yıldız futbolcuların korunması yolunda çok önemli bir karar bu..

"Devamlı ve tahrik edici faullerde, kartlarınızı daha kesin ve keskin kullanın.. Önce sarı, sonra kırmızı" emri verildi hakemlere.. "Çünkü bu tür fauller, devamlı faule uğrayan futbolcunun tepki göstermesine sebeb oluyor.. O zaman da durum tırmanmaya başlıyor.."

Maça başladığı andan itibaren yediği tekmeler yüzünden ısrarla hakeme "Ben futbol oynamak istiyorum. Bunlar kural dışı beni engelliyorlar. Israrla tekme atıyor, çelme takıyorlar. Beni niye korumuyorsun" diye koşan Hagi, sanki kendisi için çıkarılmış karar yürürlüğe girerken, futbolu bırakıyor ne yazık ki..

Hagi'ye yapılan ve onu tahrik eden faulleri değil, Hagi'nin itirazlarını bıkmadan usanmadan ekranlara ve sütunlara getirip "Bu adama niye kırmızı kart çıkarmıyorsunuz" diye kıyametler koparan ve sonunda Hagi'nin altı maç ceza almasını sağlayanların takkesini düşürüp kellerini çıkaran bir karar oldu bu..

Futbolun kural kurulu bizde pek bilinmez. Onun için biraz bilgi vermek isterim..

İFAB sekiz üyeden kurulu..

Birinci üyesi Futbol Federasyonu.. FA.. Bu İngiliz Futbol Federasyonunun adı.. Futbolu onlar icad ettikleri, ilk federasyonu onlar kurduklarında adını "Futbol Federasyonu" koymuşlar. "İngiltere" yazma gereği duymamışlar.. Bu gelenek sürüyor.. Futbol Federasyonu, FİFA listesinde de öyle.. FA.. İngiltere ekine gerek yok.. Havaya bakın..

İskoç, Galler ve İrlanda Federasyonları, İFAB'ın diğer üç üyesi.. FA ile bu dörtlü aslında Futbol Kurallarını belirleyen, yazan ve uygulayan ilk kurul.. FİFA'dan da önce..

FİFA kurulduktan sonra, bu dört üye yerlerini korumuşlar. Kurucu üyeler olarak. FİFA da bu ulusal Federasyonların yanına 4 oyla katılmış. Kurul şimdi 8 kişi.. Karar için, dörtte üç, yani 6 oy gerekiyor..

Yani ne FİFA, ne de Ulusal Federasyonlar tek başlarına kural değiştirme, kural koyma şansına sahip değiller.

İFAB'ın bu yıl 1 temmuzdan itibaren yürürlüğe girecek kararları arasında ilginç olanlar var..

Birincisi.. Altın Gol, artık kural.. Beraberlik halinde Altın Gole kadar uzatma. Olmadı, penaltılar.. Bugüne kadar, karar federasyonlara bırakılmıştı. Bu yüzden Süper Kupada Altın Gol oynayan Galatasaray, Türkiye Kupasında 15'erlik iki uzatma yapma zorunda kalıyordu. Artık yok. Tüm resmi maçlar, altın gol..

İkincisi.. Tutma ve formadan çekmeye, kesin ve kararlı kart cezası.. Forma tutma hızla yayılıyor. Bunun önüne geçilecek.

Üçüncüsü.. Arkadan faullere kesin kırmızı kart..

Dördüncüsü.. Golden sonra forma çıkarmaya otomatik kart kalkıyor. İFAB ve FİFA doğal ve duygusal gol sevincinin herkesin hakkı olduğu görüşüne katılıyorlar. Gol sevincine kart, ancak tahrik edecek boyutlara ulaşır ve zaman çalmaya yol açarsa çıkacak. Bunun yorum ve kararı da tamamen hakemlere bırakılıyor.

Diğer kararlar..

Hakemler disiplin cezalarını sadece futbolculara verebilecek. Kırmızı kart gören futbolcu, sahayı tamamen terkedecek. Gizli saklı maça bakma hakkı olmayacak. Takım yöneticilerine kart yok. Hakem bunları, maç sonunda ilgili kurullara rapor edebilecek o kadar. Orhan Erdemir, Fatih Terim'i atamayacak yani..

Saha kenarında ayrılmış bölgeden takıma talimat verme hakkı, Teknik Direktörler dışında diğer takım yöneticilerine, örneğin asistan antrenörlere de tanındı. Her defasında sadece bir tanesi tahditli bölgeden futbolculara seslenebilecek. Tahditli bölge içinde taktik verenlerin hemen yerlerine dönme zorunluluğu da kaldırıldı. Bu kural zaten uygulanmaz olmuştu.

İFAB, maçların iki orta hakemle yönetilmesi projesinden tamamen vazgeçti. Baraj ihlallerinde, her defasında barajı daha geriye kurdurma önerisi biraz daha denenecek. Yapay çimde resmi maçlara da, teknolojinin gelişmesi dikkate alınarak izin verildi.

Kale ağlarına reklam ve klüp logoları işlenmesi ise kesin yasaklandı.

 
Gündemi en çok nereden takip ediyorsunuz?

İnternet Haber Portalları
Günlük Gazete
Televizyon
Radyo

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır