Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ TÜPRAŞ Genel Kurulu'nda meydana gelen (veya, bakış açısına göre, meydana gelmeyen) olaya bakmadan önce, çağımızın önemli konularından biri haline gelen corporate governance fenomeninde size kısa bir yolculuk yaptırmak istiyorum.
İngilizce kelimleri ukalalık için kullanmadım. Corporate governance'in Türkçesi yok. Nedeni, birazdan, kendiliğinden ortaya çıkacak.
Eğer şirketinizi (1) uluslarası camiada geçerli en iyi yasalara, kurallara ve geleneklere göre yönetiyorsanız, (2) hesaplarınız şeffafsa, (3) işlerin idaresinde şirket sahiplerinin değil, hissesinin ne kadar küçük olduğuna bakmadan, bütün hissedarların çıkarlarını göz önünde tutuyorsanız o zaman good (iyi) corporate governance uyguluyorsunuz demektir.
Corporate governance'i şirket yönetme tarzı olarak Türkçeye çevirebiliriz.
Eğer A ailesinin sahip olduğu, borsada kote bir elektrik şirketi, paralarını A ailesinin bankasında faiz getirmeyen bir hesaba yatırırsa bu iyi corporate governance değildir. Eğer B ailesi batmakta olan bir bankasına, borsada çok iyi iş yapan bir şirketinin hisselerini aldırtırsa, bu da iyi corporate governance değildir.
Çünkü şirketlerde azınlık hissesine sahip olanlara kazık atılmıştır.
Herkesin aynı dolarları ülkesine çekmek için rekabet ettiği dünyamızda artık ülkeler ve şirketler ne kadar iyi corporate governance uyguladıklarına göre sınıflandırılıyorlar. Şirketlerinin yönetim tarzı yukarıdaki prensiplere uyan ülkeler daha fazla yatırım çekiyor ve bunun sonucunda daha çok zenginleşiyor. Kötü corporate governance uygulayan ükelerde dahi, iyi governance uygulayan şirketler hisse senetlerini daha pahalıya satabilmekte, daha kaliteli alıcı bulabilmektedirler. Türkiye'def Koç grubuna ait şirketler bunun en iyi örneğidir.
İyi şirket yönetimi, yasalar kadar iyi olabilir sadece ve bu yasaları uygulayanlar kadar kaliteli. Türkiye'de yasal ortam iyi şirket yönetim tarzını teşvik eder mahiyette değildir. Şirketlerde azınlık haklarına saygı düzeyi çok düşüktür.
Borsada kote kuruluşların hemen hemen tamamı (devlete ait olanlar dışında) aile şirketidir. Zaman zaman kârlı borsa şirketlerinden yüzde yüz aile şirketlerine para aktarılmakta, azınlık hissedarlar zarara uğratılmaktadır. Dünyanın en büyük fonları arasında bulunan İngiliz Templeton ile Amerikan Soros, Çukurova Elektrik ve Tuborg şirketleri ile bu konuda mahkemelik olmuş vaziyettedirler.
Bunlar Türkiye için kötü reklam olmakta, ülkenin yatırım için dostane bir çevre olmadığı izlenimini yaratmaktadır. Ülkenin kalkınma girişimleri bundan büyük oranda zarar görmektedir.
TÜPRAŞ 6 milyar doları aşan cirosu ile Türkiye'nin en büyük şirketidir. Şirket'in %36'sı Türkiye'nin en başarılı özelleştirme operasyonu ile 1999'da halka açıldı. Bu hisselerin büyük bir bölümü 40'tan fazla dev yabancı kurumsal yatırımcının elindedir. Özelleştirme yapılırken Özelleştirme İdaresi azınlık hissedarlara TÜPRAŞ yönetim kurulunda bir sandalye vaat etti. Azınlık hissedarları bu hakkı TÜPRAŞ'ta % 5 kadar hisseye sahip olan Templeton'un kullanmasını istediler.
Genel Kurul'da Türkiye verdiği sözü tutmadı ve azınlık hisselerini temsil etmeyen birf kişiyi yönetim kuruluna seçtirdi.
Bu, azınlık hissedarları çok, ama çok rahatsız etti. "Kendimize Türkiye'nin böyle küçük ayak oyunlarına neden ihtiyacı olduğunu sorduk" dedi, Türkiye'nin böyle küçük ayak oyunlarına neden ihtiyacı olduğunu bilen bir yabancı hissedar.
Eğer Templeton'un temsilcisi seçilse idi -TV muhabirlerinin çok sevdiği deyim ile- Türkiye'de bir ilke imza atılmış olacaktı. Türkiye dünyaya corporate governance'a geçmeğe başladığına dair olumlu bir mesaj verecekti.
Bu fırsat kaçtı. Ne yazık ki bırakın bunun kaçtığını, fırsat bile olduğunu anlamayan bir devlet yönetimine sahibiz.