  
Sevgililer boğar, arkadaşlar açar
Dün nerede kalmıştık?..
Aşkın yeni moda "acıları"ndan söz ederek lafı çağın gözde kavramına getirmiştim, değil mi?
Çağın gözde kavramı; "iyi vakit geçirmek!"
Bu rastgele bir deyim değil; gençler anlamını gayet iyi biliyor: Mutluluk, güven içinde olmak, özlemek... Bunlar başka, "iyi vakit geçirmek" bambaşka!
Mutluluk arayınca mutsuz oluyorsun çünkü...
Çünkü güven içinde olmayı arayınca, sorumluluk ve yükümlülükler de peşi sıra geliveriyor.
Ve özlemek, çok özlemek aynı zamanda hayatın "gerçeklerine" bir türlü uymayan garip bir teslimiyet ve acı demek...
O zaman, en iyisi "iyi vakit geçirmek" diyorlar.
Ya da "maksat kafalar iyi olsun" durumu...
Bu yüzden ilişkiler "iyi vakit geçirme" arayışı karşısında öldürücü darbeler alıyor günümüzde.
Çünkü hezeyanlar içinde ve gözü hiçbir şey görmeyecek kadar aşık değilse insan, sevgilisiyle değil de arkadaşlarıyla daha "iyi vakit" geçiriyor.
Ancak açıkça belirtmeliyim; burada konu ettiğim şey, işin biraz daha "haince" ve görünüşte daha "bulanık" yanı...
Çünkü aynı cinsten arkadaşların muhabbet kültürünü kastetmiyorum; karşı cinsten arkadaşlar arasındaki muhabbetin sevgili olmanın mızmız dünyasını sarsıp salladığını dile getirmeye çalışıyorum.
***
Peki, günümüzün sevgilileri ne yapıyor? (Soru kendilerine küçük bir yuva kurmuş ve onu evren haline getirmiş aşıkları içermiyor.)
Günümüzün sevgilileri ilişkinin başlangıcı bittikten hemen sonra boğulmaya başlıyor; birbirlerini boğuyorlar!
"Seni seviyorum"dan "Beni boğuyorsun"a öylesine hızlı ve öylesine iç burkucu biçimde kabaca geçilir ki!..
İstedikleri bu değildir sevgililerin; arzuları bu değildir elbette.
Ama...
Birbirlerine gerçekten önem verdikleri için birbirlerini boğmaya başlarlar...
Ne tuhaftır ki, hafif takılsalar; arkadaş kalmayı ya da arkadaş gibi olmayı becerebilseler (yani birbirlerine derin bir önem atfetmeseler!) hayatın suyunu değil, tadını çıkaracakları kuşkusu sevgilerini yer, bitirir!
Oysa kadın-erkek arkadaşlar birlikte çok eğlenirler! Çünkü birbirlerinden çok hayata önem verirler o sırada...
Sevgililer ise birlikte sızlanırlar! Çünkü birbirlerine önem verdikçe; çatışma noktaları kabarmaya, ipler gerilmeye başlamıştır.
Hay Allah!
***
Günümüzün kadın erkek ilişkilerinde (evlilik gibi açık bir hedefe yönelik kurumsal etkinlikler hariç) "olay" şudur: Sevgili olmanın dayanılmaz ağırlığıyla, arkadaşlarla birlikte olmanın tadına doyulmaz hafifliği birbirine düşmandır.
"Dayanılmaz ağırlık" deyimini ucuz bir benzetme olarak almayın; gerçeklik benzetmenin kendisinden de "ucuz" ve basittir:
Bir gün bakarsınız; sürprizlerle dolu, neredeyse "stand up"çılar kadar eğlenceli sevgilisine döner kadın ve birlikte olmanın dayanılmaz ağırlığıyla der ki: "Ne kadar sıkıcısın!"
Yine bir gün, bir bakmışsınız; bir zamanlar sadece yürüyüşünün yarattığı ışıltılara tanık olmak için gizlice köşebaşlarını tuttuğu sevgilisine adam döner ve der ki: "Kendine bakmamaya başladın, halin tavrın hiç çekici değil."
Bu öyle bir ağırlıktır ki, aynı anda hayatın ağırlığını kaldıran genç insanlara, yani modern kültürün çocuklarına zor gelmektedir.
***
Sevmek, hep içine dalan kadınları ve erkekleri arındıran bir ırmak gibi tasavvur ediliyordu. Oysa şimdi bu ırmak sanki içinde zehirli kimyasallar, canlı hayatı öldüren atıklar taşıyor; ırmakla birlikte "kirlenerek" akıyorsunuz...
Sevmek artık böyle bir şey sanki...
Ve "içerisi" bu kadar zehirli, bu kadar "kirli", bu kadar "boğucu" olunca...
"Dışarısı" çok çekici geliyor tabii. Sevgililere bile...
(Konunun daha "ince" yanları; bu berbat durumun sofistike nedenleri de var tabii; baştan çıkarmaların hazzı, ilişkilerin talepkârlığı; arkadaş işi "oyuncu" erotizmler, falan filan. Onlar belki başka bir yazıda...)
AYNA
İnsan ağaç gibidir. Işık için yükseldikçe, yere doğru; aşağılara, karanlığa ve kötülüğe doğru iyice kök salar. NIETZSCHE
|