  
Anımsatma!
"Manirak" Eskimo dilinde genel anlamda 'kar ülkesi' demek. Ama daha çok, "uçsuz bucaksız buz tabakası" anlamına geliyormuş. "Kar" ve "buz" sözcüklerinin 49 farklı ve değişik karşılığı varmış.
Zaten, bir şeyle ne ölçüde iç içe yaşanır ve ne kadar içinde yaşanırsa o kadar ayrıntısına ve ayırdına varılıyor.
Bu da her ayrıntıya ve görüntüye ayrı bir ad vermeyi gerektiriyor. Hatta, ayrı bir tanım ve tasvir yapmayı zorunlu kılıyor.
Bir kriz yaşıyoruz. Bu kriz kimileri için yalnızca yokluk, kimileri için darlık, kimileri için ise korku, endişe ya da güvenilen dağlara kar, hem de mart karı yağmasıdır.
***
"Kriz" yabancı bir sözcük.
Bunun yerine kullanabileceğimiz, kendi dilimizdeki "bunalım" var.
Ama bunu nedense yeğlemiyoruz. Ya yaşanan krizi yeterince "bunaltıcı" bulmuyoruz, ya da kriz daha çok, dış borç kaynaklı olduğu için yabancı kökenli olanını uygun buluyoruz.
***
Mıknatıs, demir tozlarına nasıl biçim veriyorsa, kriz de insanların düşüncelerini, ruh hallerini ve dolayısıyla yaşamlarını öyle biçimlendirir.
Krizin en ağır olanı, beş duyumuzla birden hissedilen türden olanıdır. Ortaklaşa yaşanan bir bunalımdır.
Kriz düşünce planında ortaya çıkar, zihnen algılanır, fikren duyumsanır. Ama kendisini yokluk ve darlıkla ortaya koyar.
Sonuç olarak yoğun bir kaygı ve endişe halidir. Öfkeseldir, tepkiseldir, kısacası ruhsaldır.
Krizin bu yönünü "esnaf eylemleri" sırasında gördük. Krizi canlı tutan, etkisini derinleştiren ve yayan, sürekli olarak krizden söz edilmesidir.
Kriz, beynin kriz düşüncesi üzerine kasılıp kalmasıdır.
Onun için mücadelenin ilk adımı zihnen, fikren ve ruhen gevşemektir. Ekonomi programını açıklarken, Sayın Kemal Derviş'in "ekonomi daha çok psikolojidir" demesi çok yerindedir.
***
Evet, belki bir süre daha evlerimize yorgun argın döneceğiz. Ve eşlerimizden ricalarımız olacak.
- Hanımcım, suyu ısıtsan iyi olur. İçimizden gelirse soyunuruz...Yıkanırız. Gelmezse bir çay demler içeriz.". Her iki halde de ertesi gün mutlu uyanmak, başlayan günü şevkle, azimle ve huzurla selamlamak zorundayız...
Kriz endişe, korku ve panik ölçeğinde patlak verdi. Borcu borçla ödeme çarkı tıkanınca panik yayıldı. Fırlayan doları, çıldıran faiz oranları izledi.
Bu süreci geri çevirmenin ve krizi aşmanın yolu, toplumsal aklı ve bilinci, yeniden ve hızla devreye sokmaktır.
Kriz , Bülent Ecevit'i ve DSP'yi öfke topuna tutarak aşılamaz.
***
Bugün seçimin 2. yıldönümü.
2 yıl önce oy kullananların tek isteği vardı:
Her gün ekranlardan taşan, bayrağa sarılı şehit resmigeçidini durdurmak, en azından geriletmek. Eğer bir de başarılabilirse hortumcuları cezalandırmak ve dürüst bir başbakan..
Ecevit'in ve DSP'nin bunu başarabileceğine ne yazık ki halkın yüzde 79'u inanmadı. O yüzden de DSP'ye bu büyük çoğunluk oy vermedi.
Seçimlerden azınlık oyu ile birinci çıkan DSP ve Ecevit bundan tam 2 yıl önce verdiği en önemli sözü tuttu.
Kendisine güvenen yüzde 21'in yüzünü kara çıkartmadı. Şehit mehmetçik ve polis resmigeçidini geriletti.
***
Ecevit'e zaten baştan beri destek olmamış olan bir çoğunluk var. Bu çoğunluk azıcık da, kusuru ve eksikliği kendinde arasa ve kendine öfkelense, "keşkelense!":
"İki yıl önce keşke, DSP'yi çeyrekten daha az desteklemekle yetinmeseydik, Ecevit'i ANAP'a ya da MHP'ye mahkum etmeyecek bir çoğunluk sağlasaydık..." gibisinden...
|