Sabıkalı siyaset
Süleyman Demirel, Türkiye'nin dibe vurmasından son on yılın başbakanlarını sorumlu tutan programı insafsız bulmuş..
Keşke ona hak verebilseydik..
Türkiye, sağlam bir gelecek kurmak yolunda uygar toplumların tecrübelerinden ne yazık ki yararlanmayı bilemedi.
O nedenle de her krizde, felâketi doğuran yanlışları arayarak bunlardan bir ders çıkarmaya çalıştı.
Bunda bile başarılı olamadı.
İşte bugün yeni bir "tövbe programı" var ama sokağa çıkan ya da çıkacağı tehdidini savuran kesimler, eskisi gibi taviz almaya devam ediyor. Hükümet, esnaftan sonra çiftçilere de borçları için eski dönemin düşük faiziyle ödeme kolaylığı sağladı.
Derviş'in programını destekleyen iktidarın Başbakanı Ecevit dün "Çiftçiye tanınan kolaylıklar programı delmedi" dedi.
Peki neyi deldi?.
Uluslararası reytin kuruluşu Standard&Poor's Türkiye'nin dış kredi notunu B'den "eksi B"ye indirdi. Bu değişiklik, Türkiye'nin dış kredi bulmasını zorlaştıracağı gibi faiz kazığını da büyütecektir.
Körlük daha korkutucu
Demirel son döneminde iyi bir başbakan olamadı ama iyi bir Cumhurbaşkanı oldu.
Görev süresinin uzatılmasına ilke adına biz de karşı çıktık. Şimdi düşünüyoruz:
Eğer Çankaya'da o olsaydı Kasım'daki krizi önleyebilir miydi; bu şüpheli ama Şubat krizine eminiz meydan vermezdi.
Fakat borca batmış ekonomi, mutlaka yakın bir zamanda başka bir nedenle karaya oturacaktı. Çünkü deniz bitmişti.
Demirel, bu kötü şartları hazırlayan nedenler içindeki hissesini inkâr edemez.
1991 seçimlerinde "ANAP ne veriyorsa 5 fazlası" üstüne kurulu propagandası ardından reform iddiasıyla geldiği iktidarda, özelleştirmeleri "isyan çıkar" diye savsakladığını, erken emeklilikle devlet gemisinde büyük bir gedik açtığını unutmamalı.
Şimdi "Krizi borç stoku ile irtibatlandırmak, çare bulmayı imkânsız hale getirir. Korkum budur" diyor..
Bizce asıl korkulması gereken, döndürülemez hale gelen, üretime değil, israfa ve harcamak için yapılan borçlanmanın çare olmadığını görmemektir.
Nasıl garanti vereceğiz?
TOBB'nin yaptığı bir araştırmaya göre yanlış borçlanmanın, hatalı desteklemelerin, lojman ve makam aracı hovardalığı ile kadro şişirmelerinin, ihale kayırmalarının çıkardığı on yıllık fatura 195 milyar dolardır.
En büyük pay da kötü yönetilen iç borcun ceremesi: 95 milyar dolar..
ABD yönetimi Türkiye'ye yardım etmek istiyor. Ama Türk siyasetçisine güvenemediği için Kongre'ye bu paranın iyi kullanılacağı konusunda garanti veremiyor.
Siyaset Türkiye'yi fakirleştirdi..
Bu sabıka, geleceğimizin de önünü tıkıyor.
Derviş'in programındaki en kritik vaad, bu programın siyaseti değiştireceği iddiasıdır.
İpleri ellerinde tutan siyasetçiler buna izin verirler mi?. Yarattıkları tehlikenin geleceği de tıkadığını akıl gözü ile değilse bile vicdanları ile görebilirler mi?
Bilmiyoruz, dua ediyoruz!