kapat
16.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Medyasoft
 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Seçilmişlere öfke!

Toplu halde siyasetçilere öfkemizi kusarken hiç hatırımıza geliyor mu?

Tek tekken veya tek başımızayken aynı insanların karşısında sıraya geçip ceket ilikliyoruz; tek tek boynumuzu büküp gerdan kırıyoruz...

Seçilmişlere toplu halde kızarken hiç aklımıza geliyor mu?

Tek başımıza seçiyoruz onları; hiç hafife alınmaması gereken bir özgürlüğü kullanıyoruz...

Ama bir türlü anlayamadık; anlamamak için de elimizden geleni yaptık. Neyi mi? Siyasetin, seçeneklerden sadece biri değil, çok seçenekliliğin ta kendisi olduğunu anlayamadık gitti...

İşler sarpa sarınca ellerimizi çarçabuk yıkıyoruz; toplu halde ve sokak ayinleriyle...

Şimdi sinirlerimizi geren ip yıllardır azar azar gerilirken "bize dokunmayan yılanları bin yaşattık..."

Yani bu manzara bizim eserimiz!

Öyle kolayca ellerimizi yıkayamayız.

Kitlesel bilinçsizliği ve öfkeyi "akıl" yerine koyarak doğruyu bulamayız.

Bugün "İkinci Kurtuluş Savaşı" sloganlarından medet umanlar; Kurtuluş Savaşı'nın en yüce kurumunun BMM olduğunu unutmuş gibiler...

***
Bir kere...

Şunu iyice farketmeliyiz:

Başımıza gelen felâketlerin suçlusu seçimlerimiz ve bu yüzden de "seçilmişler" filan değil...

Tersine...

Başımıza gelen felâketlerin suçlusu varsa... İnanın ki bu, gerçekten seçmeyişimiz; gerçek "seçim"lerimizi ortaya koyamamamız; "seçim"lerimizi umursamayışımızdır.

Gerçekten "seçmek" yerine, önüne getirileni tüketmeyi; başına gelene boyun eğmeyi seçen bir toplumuz.

Şimdi kalabalık isyanlarla başımız dönecekse, bu, daha önceki kayıtsızlıklarımızı, çekingenliklerimizi, korkaklıklarımızı, kendimize güvensizliklerimizi unutturmasın...

Asıl kriz bu işte!

Geçen gün Murat Belge şöyle yazıyordu Radikal'deki köşesinde: "Demokratik toplumlarda, yönetici konumunda olan insanlarla, olmayan insanlar arasında kayda değer bir farklılık yoktur. 'Seçilmiş' olma ilkesine güvenmeyen bir toplum, bu çerçevede kendine de güvenmeyen bir toplumdur.

'O da benim gibi bir adam...'

Bunun arkasına ekleyeceğimiz bir ibare, 'onun için, sorun yok' gibi bir şeyse, sağlıklı bir ortamdayız; 'onun için, vaziyet berbat' deniyorsa, demek 'ekonomik kriz' dediğimiz şeyden çok daha ciddi ve kalıcı bir kriz içindeyiz."

Bir şey daha söyleyeyim mi?

Siyaset masaya oturmayı gerektirir...

Oysa biz ya havalı ve biraz kabadayı edasıyla ayakta dikilmeyi tercih etmişizdir, ya da orayı daha iyi "racon kesecek" birine bırakıp çekip gitmeyi...

Kazara masaya oturduğumuzda da, ya pişpirik oynarız ya da lafla dalaşırız.

Eh, olmuyor tabii o zaman!

Hayatın her alanında seçip seçilmeye bu kadar az yer veren, uzlaşmaya bu kadar sırtını dönen... Ve kadere bütün kapıları açan bir toplumun seçilmişlere öfkesi ne kadar acıklı!

Oysa seçenle seçilen, birbirlerinin yüzlerine baksalar ne kadar benzediklerini görecekler.

ALTYAZI
Ceaser Aurelius: Umarım, bu sondur!..

General Maximus: Zaten savaşacak kimse kalmadı efendim!

Ceaser: Daima savaşacak birileri kalır.

(Ridley Scott'ın yönettiği 1999 yapımı Oscar ödüllü Gladyatör'den bir diyalog. Teşekkürler Kerem Kas.)

Gülmek isterdim
Cumartesi günü Kemal Derviş'in programı açıkladığı basın toplantısı bitti. Ardından liderlerin destek açıklaması yapacağı söylendi.

Saat 13.00'den başlayarak müthiş bir 45 dakika yaşandı, 13.45'e kadar...

Allah Allah!..

Derviş'in bakanı olduğu hükümetin liderleri normal olarak programı nasıl uygulayacaklarını anlatmalıydılar.

Destek açıklamasını yapsa yapsa, lafın gelişi TÜSİAD, TOBB ve benzeri kuruluşlar yapabilirdi; eğer isterlerse, desteklerlerse...

Gülünçtü... Haftalardır süren ve gülecek halimiz olsa gülünecek hükümet tuhaflıklarına Başbakan Ecevit'in okuduğu ortak destek açıklaması eklendi.

Açıklamada "57. Cumhuriyet Hükümeti adına bu programı içtenlikle ve kararlılıkla destekliyoruz" ifadesi vardı.

İlle de "kamuoyu baskısı" varsa; "bu programı en ince ayrıntılarına kadar uygulayacağız" demek, yeter de artardı bile.

Bir noktanın altını çizelim: İçtenliğin görünür şartı, kafa karışıklığını önlemektir...

OKURKEN

Dünya hep aynı mıydı?
İbn'ül Cevzi yaklaşık 800 yıl önce yaşamış bir Arap alimi. Onun ortadoğu klasiği sayılan kitabı "Ahbaru'n-Nisâ" Şule Yayınları tarafından "Kadınlar Kitabı" adıyla Türkçe'ye kazandırıldı.

Cevzi'nin notlarından biri şöyle: "Önceleri bir erkek bir kızı sevdiğinde, bir yıl boyunca evinin etrafında dolaşırdı da bir defa gördüğünde sevincinden uçardı. Karşılaştıklarında sevgilerinden bahsederler, şiirler söylerlerdi. Bugün ise erkek, kadına işaret ediyor, kadın da erkeğe. Adam sanki Ebu Hureyre ve arkadaşlarını nikâhına şahit tutmuşçasına, rahatlıkla kalkıp kızın yanına gidiyor."

Bunları okuyunca insan düşünüyor: Kadın erkek ilişkilerinin bir tarihi yok galiba... Geçmiş hangi geçmiş, bugün hangi bugün?..

 
Gündemi en çok nereden takip ediyorsunuz?

İnternet Haber Portalları
Günlük Gazete
Televizyon
Radyo

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır