  
Çimen çıktı dizime gel izime izime..
Jürideki göreve giderken kendimde olmadığımı, Panasonic telefonun serçe parmağı kalınlığındaki antenini ağzıma sigara niyetine sokmaya çalışmamdan biliyorum.. Elimi tutmasalar, çakmağı çakıp, aleti battal edeceğim..
Bu jüri üyeliği derdini de başıma Profesör Dr. Serdar Mutlu açtı.. "Ağabey, bizim vakfın kısa metrajlı çocuk filmleri yarışması var.. Jüride görev alır mısın?" dedi.. Daha doğrusu böyle demesini isterdim ama o böyle diyeceği yerde kendine has bir yol tuttu:
- "Jüri üyesisin, toplantı da 14 Nisan'da.." dedi..
Yani rica yerine içinde emir kipi geçen bir cümle kullanıp, görevimi tebliğ etti..
Serdar'ın başıma açtığı işlere itiraz şansım yok.. Çünkü tek kelimelik bir muhalefet koyacak olsam, derhal suratı değişir.. Özgeçmişim ile ilgili topladığı bütün bilgileri tek tek sıralamaya başlar..
***
Bunu yaparken de karakterimin, kariyerimin olumlu taraflarını bilerek atlar.. Serdar'ın yüzüme karşı verdiği "Selahattin Duman nasıl bir insandır?" konulu brifingleri dinledikten sonra, kendim hakkında derin bir umutsuzluğa düşerim..
Aynada sıfatımı görsem, kendime kafa atasım gelir..
O yüzden jüri üyeliği tebligatını soğukkanlılıkla karşıladım.. Tek umudum o gün beni aramayı unutmuş olmasıydı.. Ben de kendi unutkanlığıma sığınıp, görevden yırtacaktım..
Ben, bende değildim..
Olmadı! Serdar saat tam 11.30'da eve geldi.. Yeğenimin yardımı ile yataktan kalkışıma nezaret etti.. Banyonun yerini tarif ettiler.. Duş, traş faslından sonra giyinmemi denetlediler..
Çayımı demletmiş.. Sigaramı içerken hakkımdaki bütün tıbbi gözlemlerini bir kez daha sayıp döküp, güzelim liptonun her yudumunu zehir etti.. Sonra arabasına bindirip beni mevcutlu olarak yola çıkardı..
Görev yerine, yani jüri toplantısının yapılacağı okula giderken hala kendimde değildim..
Olmadığımı da Panasonic telefonun serçe parmağı kalınlığındaki antenini ağzıma sigara niyetine sokmaya çalışmamdan biliyorum.. Serdar elimi tutmasa, çakmağı çakıp, aleti; şarj yerinden battal edeceğim..
Yol boyunca kurdukları eğitim vakfının amaçlarını, düşündüğü projeleri anlatıyor ama kullandığı teknik deyimler benim algılama kabiliyetimi aşıyor.. O yüzden hepsini aktaramam..
Bildiğim birkaç yıl önce kurulan Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı'na bağlı Kemer Koleji'nin Kemerburgaz'da olduğu.. Orada çocuklar için harika şeyler yapıldığı..
***
Profesör Serdar, o vakfın şeyi oluyor.. Başı gibi birşey.. Kendisi meydatik biri olmadığından biraz tarifini yapayım.. Boyu 1.80'in üzerindedir.. Kilosu sürekli değişir..
Kilosu 140'lara tırmandığında Eddie Murphy'nin sinemada canlandırdığı Şişman Profesör'e benzer.. O ana kadar durmadan tıkınır.. Artık giyebileceği en geniş beden kıyafete de giremez olduğu zaman rejime başlar..
Bunun rejimi de bir tuhaftır.. Sanki rejim yapmaz, F tipi cezaevini protesto için açlık grevine başlar.. İnanılmaz bir hızla da zayıflar.. Hayatı boyunca hiç spor yapmadığı için vücudundaki kaslar jöle kıvamındadır..
Hani Japonların yetiştirdiği bir tür Kobe ineği vardır.. Japonlar bu hayvanı daha buzağı halindeyken bir ahşap kafese koyarlar.. Kafesin sınırları hayvanın kendi etrafında dönmesine dahi izin vermediğinden zavallı buzağıcık sadece yiyip içer, büyür..
Hiç hareket etmediği için de etleri yumuşacık kalır.. Sonunda sığır olarak yetişkinlik ölçülerine gelir.. Hayatında değişen tek şey kafesin bedeni ile doğru orantılı olarak değişen ebatlarıdır..
İnek kesilecek güne kadar böyle yaşar.. Kesildiğinde de etinin kilosunu bilmem kaçtan satarlar ki dünyada protein cinsinden daha pahalı birşey yoktur..
Bir bilim adamı..
İşte bizim Serdar'ın kas yapısı da hilkatten yani yaradılıştan böyledir.. Şişmanlayacağı kadar şişmanlar, rejime niyetlendiği andan itibaren de su gibi erir.. Japonlar özel olarak yetiştirilen Kobe ineklerinin zayıflamasına izin vermezler.. Kıvamına geldiğinde hemen keserler..
Serdar, bir profesör olarak yetiştirildiğinden daha şanslıdır.. Bizde böyle bir talep oluşmadığından, kesilmek gibi bir sorunu yoktur..
Vücudunun herhangi bir kas grubunu çalıştırmadan yaşadığı için de gelişmesi başka taraflara gitmiş.. Kafasına.. Anormal ölçülerde zeki bir insandır.. Lisedeyken IQ'su 172 olarak hesaplanmıştı ki bu benimkinden bile fazla.. Zeka ölçümün sırasında IQ'metreyi çatlattığını dahi iddia ederler..
Onun bu hallerini merak ettiğimden annesine çocukluğunu sorardım.. Nebahat Teyze'nin anlattığına göre çocukluğunda zekasının parlaklığına dair bir ipucu vermezmiş.. Kendi halinde, mülayim bir çocukmuş..
En sevdiği oyun da oturduğu yerden ayak parmaklarını saymakmış.. Serçe parmağından başlayıp baş parmağa geldiğinde durup dinlenir sonra baş parmaktan serçeye doğru ters sayıma geçermiş..
Acıktığını da ağzını açıp beklemesinden anlarlarmış..
***
Nebahat Teyze, bunun sosyal yanını geliştirmek için her yolu denemiş.. Hatta bir seferinde gidip ördek civcivleri satın alıp, eve getirmiş..
Bahçedeki havuza koymuş ki Serdar ilgilensin, ayak parmaklarını sayacak yerde ördek civcivlerini saysın..
Birgün bütün civcivleri ölü bulmuşlar.. Civcivciklerin tamamı boğulmuş.. Köpek mi yaptı, kedi mi yaptı diye aranırken vukuatın Serdar tarafından işlendiği anlaşılmış..
Bizim ki günlerce ördek yavrularının havuzda yüzmesini seyrettikten sonra bunları kurulamaya karar vermiş.. Çamaşır sıkar gibi yavruları tek tek sıkmış.. Boğulmaları ondandır..
Bu olaydan sonra çocuğun araştırmacı bilim adamı yönü keşfedilmiş.. Eğitimi ona göre yönlendirilmiş.. Sonuç: Serdar şimdi Türkiye'nin sayılı diş eti hastalıkları otoritelerinden biri.. Üstelik profesör..
YARIN: Lafın kuyruğunu düğümlemekte yine geç kaldık.. Çocuk filmleri yarışması yarına kaldı..
|