"Abi bir dibe vuralım da, ondan sonra bak gör bu hırlısı hırsızı ne olacak!"
Gazete bayii para üstünü verirken, bir yandan da bunları söylüyor.
Yandaki berber dükkânından dışarı fırlayan biri de araya girip "daha dibi görmedik değil mi?" diye soruyor...
İstanbul'un ortalık yerinde kriz üzerine ayaküstü koyu bir sohbet başlayıveriyor.
Fakat, en tatsız konulardaki sohbetleri bile muhabbete; yani dost sıcaklığına kavuşturan bize özgü havayı bir soruyla bozuveriyorum...
Çünkü "Dip neresi?" diye soruyorum.
Suratlar asılıyor.
Kendi hayatında, ülkenin hayatında, sevdiklerinin hayatında dip neresi?
Herkes işsiz kalınca iş hayatı açılır mı?
Herkes "hırsız" olmaya mecbur bırakılırsa, hırsızlık ortadan kalkar mı?
Bakıyorum, sohbet arkadaşlarımın gözlerinde "düşerken" havada süzülmenin verdiği duygudan gizlice hoşlanma pırıltıları yanıp sönüyor...
Kimi ekonomistlerin, bazı gazete yorumcularının durumları da benim sohbet arkadaşlarımdan farklı değil. En tuttukları ve en çok umut bağladıkları deyim "dibe vurmak!"
Yukarı doğru kanatlanamayanların, aşağıya düşmeyi uçmak sanmaları bu...
Aynen böyle!
Bir tür mazoşizm...
Dertleri dibine kadar zevk edinmenin ekonomi politiği...
Kendine bir hayat tarif etmemiş, bu hayatın tarifini hep "büyükleri"ne bırakmış toplumların mazoşizmi...
Tanıdık bir genç, bizi görüp yanımıza geliyor ve konuya balıklama dalıyor.
"İyidir abi dibe vurmak!" diyor. Hali tavrı da öyle iddialı ki, haklısın anlamında kafa sallamamak neredeyse olanaksız.
"Neden?" diyorum.
"Tenis topu gibi abi... Hızla yere vurursan, düştüğü mesafeden daha yukarı çıkar top. Bize bu lazım!"
Vay canına!
Peki bir ülke ve o ülkenin ekonomisiyle siyaseti neden tenis topuna benzesin?
Gazeteye gelince, bu köşenin ve Pazar ekinin o güzelim "Semt Hikâyeleri"nin çizeri Kutlukhan'a açıyorum konuyu...
Gülüyor Kutlukhan Perker...
"Bizim ülke tenis topuna değil, sağlık topuna benzer. Bir kez düşürdün mü, yerden kaldıramazsın" diyor.
Gerçekten, nasıl da beden eğitimi derslerimizi ıstırap haline sokardı sağlık topları! Bir türlü anlayamazdık; bu sağlıksız toplara neden sağlık topu dendiğini...
Gelelim işin öteki yanına...
Gönlümüzü çalan deyimler, benzetmeler, sloganlar başımıza çorap da örebilir; bunu görmeliyiz.
Bir ülke şuraya, buraya ve tabii dibe de vurmadan sorunlarını çözmeyi bilmeli. Çözemezse, dibe vurduğunda çözeceğinin garantisi yoktur; fakat ülkenin çözülmesi, ihtimal dahilindedir.
Ayrıca "dibe vurulduğunda sıçranır" yollu Amerikan sevk ve idare anlayışından apartma eski model yaklaşımlar gerçekle uyuşmaz.
Dünün "Pasifik Kaplanları" dibe vurdular ama iki yıldır kimse sıçrayacaklarından filan söz etmiyor.
Başından beri Hindistan'la yarışmayı seven Pakistan'ın bir dizi siyasal krizin ardından ne bilim-teknoloji, ne de ekonomi alanında bir daha sıçrama yapabildiğini kimse görmedi...
Bizim dilimizde daha "gerçekçi" bir deyim vardır: "Zararın neresinden dönülse kârdır!" diye...
Nedense son krizde bu deyimi kimse ağzına almadı!
Düşmekten haz duyar hale gelmek yerine, düşüşe nerede olursa olsun son verip, tekrar tırmanmaya geçmenin yollarını arasak kötü mü olur?
Zaten dipte olduğumuz çok alan var.
İnsan hakları alanında; insana ve insan hayatına saygı duymada dibe vuralı ve bir daha yerimizden doğrulmayalı çok oldu!.. Yalan mı?