  
Yeni dünyada krizsizlik özlemi
Günlerdir kriz edebiyatı dinlemekten yorulmuşsunuzdur. Aslında bu geleneğin dışına çıkmak, bugünlerin Türkiye'sinde oldukça zor. Normal yaşam adeta durmuş veya en azından duraksamış bulunuyor. Hiçbir siyasi, ekonomik veya kişisel karar, kriz gerçeği hesaba katılmadan alınamıyor. Görmekten büyük üzüntü duyduğumuz -kimisi abartılı, kimisi gerçekçi bazı sahneler- televizyon ve internet ekranlarından, gazete sayfalarından bizi çevrelemiş durumda.
Herkeste hem bir bekleme, hem de bir umutsuzluk hâli hakim. İşten çıkarılanlar, işleri darboğaza girenler, maaşlarıyla geçinemez duruma gelenler- bunlar Türkiye'nin bu dönemdeki gerçekleri. Peki hiç umut ışığı yok mu, bunca badire atlatan bir toplum, bu krizi aşamaz mı? İşin daha acı tarafı, bu krizi aşmamamız için hiçbir sebep olmaması.
Bugün önemli bir gün
Güvensizlik boyutu ekonomik boyutunda kat kat önde olan bu tür bir kriz, güvenin yeniden temin edilmesiyle hızlı bir şekilde aşılabilir. Aşılabilir derken, hayatın nispeten normale dönmesinden bahsediyoruz. Yoksa, 2001 yılının en azından ilk yarısının ekonomik anlamda bir kayıp olacağını hepimiz kabullenmiş durumdayız.
Bugün oldukça önemli bir gün. Büyük bir heyecanla beklediğimiz yeni ekonomik program bu sabah açıklanacak. Aslında bugünkü açıklama, programın genel hatlarına yönelik olacak.
Programın finansmana dönük bölümünün ise sonraki günlerde netleşmesi bekleniyor. Kemal Derviş yaklaşık iki ay önce Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı görevine getirildiğinde, mucizevi çözümleri çok kısa sürelerde yaratması kendisinden beklenmekteydi. En azından, medyada yaratılan hava buydu. Oysa, ne Sayın Derviş ne de başka bir yetkili, Türkiye'nin kredi riskini, tek başına ortadan kaldırmaya muktedir olamaz. Nitekim de olamadı.
"Doğru ile eğriyi" ayırt etme
Buna şaşırmamak lâzım. Sayın Derviş, Dünya Bankası Başkan Yardımcılıkları'ndan birinde saygın konuma sahip diye, ülkesi için finansman aradığında, sırf bu özelliğine dayanarak muslukların açılacağını düşünmek mantıklı değil. Hükümet kişilerin yanı sıra, aynı zamanda bir karar mekanizmasından oluşuyor. Aynen şirketlerde olduğu gibi, hükümetlerde de yöneticilerin bilgili, etik ve iletişimi kuvvetli kişiler olması yeterli değil. Zaten bizim kabinemizde bu özellikleri kişiliğinde toplamış kişilerin sayısı azınlıkta.
Diğer önemli konu ise, yöneticilerin verimli, doğru ve zamanında karar alabilmesi. Koalisyon hükümetlerinde bu tarz verimli karar alma mekanizması bulunması oldukça zor. Son derece özverili ve vizyon sahibi kişilikleri bir araya getirseniz, belki bu tür bir sonuç doğabilir. Ancak görünen o ki, hükümetimiz karar alma konusunda hem geç, hem de isabetli olmayan bazı yaklaşımları sürdürüyor. Türkiye resmine bütünüyle bakması gereken hükümet, resmin bazı parçalarına gereksiz yere öncelik verebiliyor.
Tüm bu gelişmelere rağmen, ben ülkemizin bu kriz ortamını aşacağından eminim. Ancak bunu daha az hasarla yapmış olmamızı dilerdim. Parlamento ve hükümet sıralarında, yolsuzluğa bulaşmamış ve Türkiye'yi gerçekten temsil edebilen yetkin kişilerin çoğunlukta olmasını dilerdim. Kurunun yanında yaş da yanmasın. Doğru ve düzgün işler yapanlara devam, ancak diğerlerine 'yeter' demenin zamanı geldi.
Krizsizlik özlemi duyduğumuz bugünlerde, 'doğru ile eğriyi' ayırdedebilme özelliğini nihayet kazanmış olduğumuzu umuyorum.
|