Türkiye'yi tarihinin en ağır ekonomik ve sosyal bunalımına sürükleyen kriz sürecinde milât sayılacak bir gün yaşıyoruz.
Bugün tarihe, Türkiye'nin kriz üreten hastalıklarına köklü çözümler getiren iradenin ayağa kalktığı gün olarak mı, yoksa kaybedilmiş yeni bir fırsat olarak mı geçecek?.
Dileğimiz kurtuluşu getiren hareketin ilk günü olur..
Derviş'in açıklayacağı program, bütün soruları cevaplayan bir kapsamda olmayacak.
Derviş bugün yapısal reformları, makro ekonomik dengeyi ve bütçe önlemlerini açıklayacak. Para ve kur politikalarına bağlı kararlar, dış parasal yardımın netleşmesi ardından belli olacak.
Fakat büyük gün yine de bugündür.
Çünkü krizden çıkışın yolunu, dış yardımdan çok Türk halkının göstereceği özveri, dayanışma ve inanç belirleyecektir.
Derviş, toplumsal desteğin önemini vurgulayacak. Gerçekten bu çok önemli.
Çünkü bir program, şanlı bir tarihi belge de olabilir, çöpe atılan bir kâğıt parçası da.. Kurtuluşu, sürekli kriz üreten köhnemiş yapının düzeltilmesi sağlayacaktır.
Bozuk düzenden beslenen siyaset kurumunun direncini ancak kurtuluş hedefine kilitlenmiş inançlı kitleler önleyebilir.
Bu kitle bugün hastadır. Kendisini yönetenler tarafından cebinden cüzdanının çalındığı duygusu içindedir.
Ankara'daki sanayiciler arasında yapılan bir araştırma ASO üyelerinden yüzde 53'ünün psikolojik yardıma muhtaç duruma düşmüş olduklarını ortaya çıkardı. Esnaf, işçi, memur, emekli, köylü daha iyi durumda değil.
Destek ve fedakârlık isterken onlara hangi güvenceleri verecek?
Bu sorunun asıl muhatabı, koalisyon liderleridir. Arabayı deviren siyasi kadro ile kurtuluş şansı kullanılamaz.
Bakanlık sayısı 22'ye indirilmiş yeni bir hükümet ile yola çıkma şansını feda etmenin vebali çok ağır olur.
Halkın fedakârlığa çağırıldığı günü ancak üç liderin göstereceği örnek fedakârlık "tarihi gün" rütbesine yükseltir!
Ölüm seyredilmez!
F tipi cezaevlerini protestoya yönelik ölüm oruçlarını iş, ekmek ve yarın endişesine düşen toplum unuttu.
Oysa ölümler peş peşe geliyor.
Dünkülerle beraber kayıplar 11'e ulaştı.
"Sanatçılar Girişimi" adı altında yayınlanan "S.O.S. Türkiye" başlıklı bildiride "Yalnızca büyük bir ekonomik kriz değil, duyarsızlık ve suskunlukla beslenen bir insani kriz yaşıyoruz" denildi. Doğrudur..
"Hayata Dönüş" adı verilen bir operasyonla cezaevlerindeki koğuş sistemine son verildi.
Bu gerekli idi ama ondan sonra en temel insan hakkı olan yaşam hakkını güvence altına almak da devletin görevi değil mi?
Operasyondan önce hükümetin vaad ettiği iyileştirmeler ne oldu?. "Artık güç bende" tavrı, devletin gücünü mü ispatlar?
Dün Gülay Göktürk yazdı, sadece tecridin kaldırılması dahi, Türkiye'ye acı çektiren ve dışarda lekeleyen bu drama son verecektir.
Hayatı savunan bir zeminde ölümleri durduracak diyalogu yeniden başlatmak devleti küçültmez, yüceltir!