kapat
10.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Garildi
 
ERDAL BİLALLAR(ebilallar@sabah.com.tr )

Adı Refik Özcan

Emekli polis... 10 yıl Ankara'da bomba imha uzmanı olarak çalıştı... Ölümün soluğunu her an ensesinde hissetti... Teröristlerin bıraktığı bombaları imha ederken ne kendi canını, ne evini, ne işini, ne de çocuklarını düşündü... Yılmadı, korkmadı... Yıllarca ölümle oyun oynadı...

Ta ki düne kadar... Ölümün karşısında pes etmeyen Refik Özcan, dün ilk kez pes etti... Aldığı emekli maaşı ile ailesini geçindiremediği için Çankaya'da kendini yakarak ölmek istedi...

Düşünün; patlamasına birkaç saniye kalmış bombaları imha etmekten çekinmeyen bir emekli polis, aldığı emekli maaşı ile ailesini geçindirememeyi gururuna yediremeyip ölümü kurtuluş gördü..

*
Refik Özcan'ı tanımıyorum... Ama onun gibi milyonlarca Refik Özcan olduğunu biliyorum... Onları bazı günler 3 kuruş emekli maaşı için banka kapılarında beklerken, sebzenin-meyvenin ucuzunu almak için pazaryerlerine hava karardıktan sonra giderken, otobüse-dolmuşa binemedikleri için yürürken, öğle yemeğini simitle geçiştirirken görüyorum...

Geçinemiyorlar, sürünüyorlar... Gururlarına yediremedikleri için yetiştirdikleri çocuklarından bile yardım istemiyorlar... Eminim ki; yarı aç yatıyorlar ama yine de Allah'a şükrediyorlar...

Ama öyle bir noktaya geliyorlar ki; yaşamaktansa ölmeyi daha hayırlı görüyorlar...

*
Peki Refik Özcan ve onun gibi milyonların suçu ne? Böyle yaşamak onların tercihi mi? Yıllarca çalışmalarının bedeli mi?

Tabii ki değil...

Onların talihsizliği yıllarca namusları ile çalışmaları, bazıları gibi yarınlarını düşünüp cukkalamamaları, ceplerini doldurmamaları, harama el uzatmamaları...

Devlete güvenmeleri ve bu güvenin sonucunda bir gün ölümü tercih edecek noktaya getirilmeleri...

Tıpkı emekli polis Refik Özcan gibi...

Sabiha Gökçen'i THY öldürdü!
Günlerdir 550 milyon dolar harcamayla inşa edilen Sabiha Gökçen Havaalanı'nın devre dışı kaldığı, yolcu azlığı nedeniyle zarar eden THY'nin seferleri durdurduğu yazılıp çiziliyor...

Ama bence olaya yüzeysel bakılıyor, THY'nin neden yolcu bulamadığının sebepleri göz ardı ediliyor... Hatta Sabiha Gökçen Havaalanı'nın devre dışı kalmasında THY'nin suçu olup olmadığı bile araştırılmıyor...

THY, bu havalimanından sadece Ankara'ya uçuş yapmasa, Adana, Antalya,

İzmir, Muğla seferlerinin bir bölümünü buraya kaydırsa inanıyorum ki uçakları dolu kaldıracak...

Neden mi? Sabiha Gökçen Havalimanı'nın bulunduğu Pendik'ten Ankara otomobille 3 saat... Yani; saat 07.00'de TEM üzerinden yola çıkan bir İstanbullu 10.00'da Ankara'da oluyor... Aynı kişi aracını bıkarıp uçakla gitmeye karar verse; Pendik'ten Kurtköy'e çıkış, uçaktaki rötar, uçuş süresi, Esenboğa'dan taksi ile Ankara'ya ulaşma en az 4 saat sürüyor..

İşte; bu hesabı yapamayan THY, sadece Sabiha Gökçen-Esenboğa arasında uçmakta ısrarcı olunca yeterli yolcuyu bulamıyor...

Gelin İzmir'e, Diyarbakır'a, Muğla'ya, Antalya'ya sefer koyun da bakalım uçaklar boş mu kalkacak, dolu mu görelim?

TÜKETİCİ KÖŞESİ
Tofaş'ın dikkatine

Kırşehir Güven Tıbbi Tahlil Laboratuvarı'ndan Zafer Aydoğan, 8 ay önce Kırşehir Tofaş ana bayiinden 2001 model Siena marka otomobil alıyor... 10 gün sonra otonun tavanında ve kaputunda boya hatası olduğunu farkedip, Tofaş servisine gidiyor... Servis yetkilileri, durumu şirket merkezine bildirmesi gerektiğini söyleyince, Tofaş'ın İstanbul Bölge Müdürlüğü'nü arayıp, sorunu iletiyor... "Merak etmeyin, bir hafta içinde hallederiz... Bölge Müdürümüz Seyfi Aktaş bizzat Kırşehir'e gelip aracınıza bakacak" cevabını alınca rahatlıyor.. Ama aradan 8 ay geçiyor, Seyfi Bey'in kapısını kimse çalmıyor..

SÖZÜN SONU:
Bu olaydan Tofaş yetkililerinin haberi olmadığından eminim.. Çünkü onlar; yıllarca didinilerek zirveye oturtulan bir markanın böyle küçük olaylarla prestij erozyonuna uğramasına göz yumamazlar...

ZORLA BAĞIŞ
Gelibolu Spor yararına haraç!

Gelibolu-Lapseki arasında çalışan arabalı vapur yolcularından Gelibolu Spor için 300'er bin lira haraç toplanıyor... Yanlış okumadınız ha-raç... Haracı kesen Gelibolu Belediyesi... İşbirlikçisi ise Denizcilik İşletmesi...

Vapur biletlerinin arkasına 300 bin liralık kupon yapıştırılıyor ve bu parayı vermeyenler, itiraz edenler Çanakkale Boğazı'nın karşısına yüzerek(!) geçmek zorunda bırakılıyor...

Konuştuğum Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü Erkan Arıkan, toplanan paraların başında olduğu kurumla ilgisi bulunmadığını söylüyor... "Belediye Başkanı çok ısrar etti, kıramadık.. Bu paraların bir tek kuruşu bizim kasamıza girmiyor" diyor...

Bundan eminim... Ancak Sayın Genel Müdür'den ricam; bu uygulamayı kaldırması...

İĞNE
Hatalarımızı üstlenme yürekliliği göstermeyip, başkalarının üzerine atıyorsak...

BİZ ADAM OLMAYIZ
Serbest kürsü İlk kurşun atıldı!

Kim ne derse desin, Başbakan Sayın Ecevit'e yazar kasa fırlatan esnaf Ahmet Çakmak bu krizin "Hasan Tahsin"idir... Artık günü kurtarma arzuları ile bu ülke yönetilmeyecektir. İlk kurşun atıldı... Bundan sonra Kurtuluş Savaşı başlayacaktır ve 65 milyon Türk, bu sıkıntıdan mutlaka kurtulacaktır... Remzi Hasipek

2 Küçük soru
* Finike'nin 1500 nüfuslu beldesi olan Sahilkent'in belediye başkanı makam aracı olarak nasıl oluyor da 300 SEL Mercedes'e biniyor?

* 39 LD 313 plakalı resmi araç hangi kuruma ait? İki çocuğa tahsis edilen bu araç devlete mi, yoksa bağlı olduğu müdürün ailesine mi hizmet ediyor?

DOĞRU SÖZ
Umudunu yitirenlerin başka kaybedecek birşeyleri yoktur...

 
İstanbul 2008 Olimpiyat Oyunlarına seçilebilicek mi?

Kesinlikle Evet. En güçlü aday İstanbul ve bu sefer seçilecek.
Hayır. Rakip ülkeler daha üstün özelliklere sahip İstanbul yine yenilecek.
İstanbul başarılı olabilir ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi İstanbul'u seçmeyecek.

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır