  
Konuşmaya hakkınız yok!
Yıllardan beri ekonomi uzmanları "Hükümetler sadece bugünü yaşıyor ve ülkeye uzun vadeli refahı sağlayacak önlemleri almıyorlar" deyip dururlar. Şu anda arşive insem bu tür kaç röportaj bulup çıkarabilirim. Örneğin İlhan Kesici'yle, Üstün Sanver'le benim son 3-4 yıl içinde yaptığım görüşmelerde bu sözler defalarca vurgulanmıştır, gayet iyi hatırlıyorum.
Şimdi herkesten önce FP ve DYP krize itiraz etmekteler ama sonunda neredeyse ülkeyi darbeye götürecek kadar büyük hataların yapıldığı Refahyol döneminde de söylendi bu sözler, daha sonraki hükümetler döneminde de.. Tansu Çiller'in "Ekonomiyi düzelteceğim" diye Başbakan olup duvara toslatarak dümdüz ettiği dönemde de..
Yani anlayacağınız bugün çektiğimiz sıkıntı kısa süreli bir ihmal, sorumsuzluk veya hatanın sonucu değil. Senelerin sorumsuzluğu, partilerin seçmen gözünde "can sıkıcı önlemler" alan parti durumuna düşmek istememesinin bizi getirdiği nokta.
Demek ki biri, ikisi değil; sırayla yer değiştirerek iktidarla oyuncak gibi oynadıklarına göre hepsinin suçu..
Ve cezasını biz çekiyoruz.
Onun için de meydanlara çıkıp millete yine bol keseden boş ümitler vadetmeye hiçbirinin hakkı yok.
Bu tuzağa defalarca düştük. Bir kere daha, koltuk meraklıları tarafından aptal yerine konmaya izin vermemeliyiz.
Sadece 2000-2001 yılı içersinde Meclis'teki kavgaları düşünün. Aynı partiden milletvekili arkadaşlarına cumhurbaşkanlığına aday oldu diye silah çekenleri, bir milletvekilinin ölümüyle sonuçlanan kavgaları, Meclis salonunda Merve Kavakçı nedeniyle yaratılan türban kavgalarını.. MGK'daki tartışmayı..
"Kemal Derviş şart mıydı?"
Yapmaları gereken işleri zamanında yapmayarak TBMM'yi sokağa çevirdikleri için sonunda Kemal Derviş'i çağırmak zorunda kaldılar. Şimdi arada birileri Ğörneğin Kenan Evren- çıkıyor "Türkiye'den çözüm bulunamaz mıydı, ABD'den getirmek şart mıydı?" lâfını ortaya atıyor.
Evet şarttı. Uzun yıllardır bütün partiler ve bunların "ileri gelenleri" denendiğine ve sonuç da ortada olduğuna göre ancak onun gibi, dünyanın en büyük kuruluşlarının yönetimine yükselme başarısını kazanmış, uluslararası saygınlığa sahip, disiplinli, "lafa ve gelecek oylara değil, ülke yararına sonuca bakan" biri ülkenin bu şanssızlığına çözüm bulabilirdi. Onu getirdik, işinden ettik, o dört elle problemi halletmek üzere çalışmaya koyuldu, şimdi beyler (ve hanım) sabırsızlanıyor.
Siz neredeydiniz, görevinizi neden zamanında yapmadınız da ülkeyi bu duruma düşürdünüz diye sorarlar adama. (Ben ilaveten bir soru daha sormak istiyorum izninizle; Antalya gibi turizmden beklenen 10 milyar dolarlık gelirin 6 milyarını tek başına taşıyacak bir ilden başka miting yapacak yer bulamadınız mı DYP'nin sayın ekonomist genel başkanı?)
Basının, siyasetçinin ve sıkıntı içinde olmasına rağmen halkın Kemal Derviş'e köstek değil, destek olması gerekiyor.
Hiç değilse ona inanmak, sorunu çözmeden Ğbugüne kadar alıştırıldığımız gibi- açıklama yapmak istemeyen bu ciddi ve güvenilir (sadece ben söylemiyorum, çalışmalarını bilen, onu tanıyan yabancı devlet adamları söylüyorlar) insana yardım etmek zorundayız.
Her hareketini, her sözünü olay haline getirerek onu da bir televole figürüne çevirir, saygınlığını yok edersek zararı ondan çok bize olacak, haberiniz olsun!
Elektronik dedikodu
Basının iletişim teknolojisinin ilerlemesi sayesinde yepyeni olanaklara kavuşması, İnternet gazeteciliğinin yaygınlaşması güzel bir şey. Bir şartla; basın kurallarına İnternet'te de aynen uyulması zorunluluğu getirilmeli..
İnternet'te bir meslektaşımızın sitesine bir süredir ara sıra göz atıyorum. Arka arkaya verilen haberlerin hepsi, ama hepsi şöyle başlıyor;
"Konuya hakim bir avukatın dediğine göre.."
"Sabah Gazetesi'nden üst düzey bir yetkilinin bildirdiğine göre.."
"Bu sitenin muhabirlerinin aldığı bilgiye göre.."
"Bilmem hangi partiden bir milletvekilinin söylediğine göre.."
Tek bir belirli kaynak verilemiyor. Yani sadece bir ya da birkaç kişinin masa başında oturup, uydur uydur ipe diz türünden yazdığı yazı ve haberler.
Gazeteciliği bilmesi gerektiğini düşündüğünüz isimler oturup yalan, iftira ve düzmece dedikodularla gazete çıkarılabileceğine ve bu devirde, böylesi bir çağdışı korsan girişimi yutturabilecekleri birilerinin de bulunabileceğine inanıyorlar demek ki..
Bu olayın bizden önce Basın Konseyi, Gazeteciler Cemiyeti gibi basın kuruluşlarının dikkatini çekmesi, kuralların site açan gazetecilere kesin olarak hatırlatılması, imzasız mektup yazar gibi haber yapanların kınanması gerekirdi.
Sadece Sabah gazetesine duyduğu kinle "e-gazete" çıkaranlar da kuralları öğrenmeli!
Çevre Bakanı nerede?
İnanın bana, adını bile hatırlamıyorum. Kimdi çevre bakanı? Her seferinde sorup öğrenmem gerekiyor. Demek ki o göreve geldiğinden beri çevrenin korunmasıyla ilgili, akılda kalıcı, takdir edilecek hiçbir şey söylememiş.
Söylese kesin hatırlardım..
Günlerden beri, Bodrum'un en güzel, en büyüleyici köşelerinden Yalıkavak'a yapılacak marinadan söz ediliyor. Bodrumlular, çevreciler ayaklanıyor. Çevre Bakanı'ndan çıt yok. Acaba o da ekonomiyle mi meşgul, çevreye zamanı mı yok, yoksa bu konu onu ilgilendirmiyor mu merak ediyoruz.
Gökova'nın, Kaz Dağları'nın, Fırtına Deresi'nin, İstanbul'un en güzel ormanlarının düşüncesizce talan edilmesine veya termik santraller kurulmasına yol açan muhteşem (!) ÇED raporlarının bir benzeri de Yalıkavak için mi hazırlandı acaba?
Kendi ülkemizin doğasını, kültürünü, tarihini yok eden bu anlayışın önündeki tüm engelleri kaldırmak için şimdi bir de Endüstri Bölgeleri Kanunu çıkarılıyor.
Bu vatan sadece çevre bakanlarının değil hepimizin!
Sadece Bakan'dan değil, hükümetten millete açıklama yapmasını bekliyoruz!!
|